<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883</id><updated>2012-02-16T23:36:24.573+02:00</updated><category term='TUTKUN&apos;UM'/><category term='BAZEN'/><category term='PERDE / SAHNE'/><category term='OKUMAK / YAZMAK'/><category term='SIZINTILAR'/><category term='MEDYATİK YAZILAR'/><category term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><category term='FEMALE DERGİSİ'/><category term='EVEREST'/><category term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><category term='YOLUMA ÇIKANLAR'/><category term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>dipsiz kuyu</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6989281180540276610</id><published>2010-12-31T16:32:00.001+02:00</published><updated>2011-01-31T16:45:28.450+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Bindik Bir Alamete…</title><content type='html'>Bazen...&lt;br /&gt;Gereğinden hızlı yaşadığınızın kuşkusuna kapılırsınız…&lt;br /&gt;Yaşamın dinamik döngüsünde bir şeyleri ıskaladığınız düşüncesi peşinizi bırakmaz; bu duyguyu yoğunlukla yaşamanızın nedeni ilerleyen yaşınız mı, ağır yaşam koşullarında bir nefes almak için geriye bakmanız mı, her konuda gereğinden fazla düşünmeniz mi; bir mutsuzluk, bir umutsuzluk; belki de tembelliğinize bir kılıf arayışıdır…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TUbJBIh4aMI/AAAAAAAAEGc/ErtsP--EYIU/s1600/KA%25C5%259E%2527DA+G%25C3%259CN+BA%25C5%259ELARKEN.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" s5="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TUbJBIh4aMI/AAAAAAAAEGc/ErtsP--EYIU/s320/KA%25C5%259E%2527DA+G%25C3%259CN+BA%25C5%259ELARKEN.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hız kesmeden ilerleyen bir alametin penceresinden dışarıya baktığınızda, birbirinin arkasına eklenen onlarca, yüzlerce, binlerce telefon direğinin gözlerinizin önünde bir duvara dönüştüğünü göreceksiniz. Sizce telefon direklerinin arasında zıplayan tavşan karnını doyurabilmenin telaşında mıdır? Sert esen bir rüzgara boyun eymiş kır çiçeğinin daha fazla ne kadar direnebileceğini tahmin edebilir misiniz? O telefon direklerinin arasında dünyanın en değerli taşlarından biri sahibini bekliyor olabilir mi? Bu yaşamda ulaşmak istediğiniz her ne ise hızla geçip gittiğiniz iki telefon direğinin arasında olabileceğini düşünün; en büyük aşkınızı, en büyük rüyanızı, hayallerinizi, umutlarınızı, yaratıcı düşüncelerinizi, sizi siz yapan birçok şeyinizi…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Durun…&lt;/div&gt;Paniğe kapılmayın…&lt;br /&gt;Biraz sakin olalım lütfen…&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu yazıyı okurken bile, ‘Bu adam ne demek istiyor, bir an önce söylese de daha fazla zaman yitirmeden derdini anlasak; ya da kelime kelime ilerlemek yerine paragraflara göz gezdirerek yazının son satırlarına bir an önce ulaşsak…’ gibilerinden düşüncelere kendinizi kaptırabilirsiniz. Ben yazmaya saatlerimi ayırdıysam, siz de fazladan birkaç dakika özveride bulunun; birkaç dakika geç uyuyun, birkaç dakika erken kalkın, yarım yamalak okuyacağınız yazıların birinden vazgeçerek yazıyı hakkını vererek okuyun; ya da hakkını vererek okuyacağınız başka bir yazı için burada okuyacaklarınızdan vazgeçin…&lt;/div&gt;Bu alametin üstünde hızla ilerlerken yarım yamalak yaşamayın!&lt;br /&gt;Hakkını verin yani!&lt;br /&gt;Bir dostum, ‘Bu güne kadar senin yaşadığın gibisinden bir aşk yaşamadım,’ demişti; iki telefon direğinin arasında sizi bekleyen bir aşk varsa, bir ucundan yakalamayı becerdiyseniz, sıkı sıkıya kavrayın, bir sonraki iki telefon direğinin arasında yenisini bulacağınızı ya da binlerce telefon direğinin arasında yüzlerce aşkın sizi beklediğini düşünmekteyseniz hayal kırıklıklarına hazırlıklı olun…&lt;br /&gt;Birden fazla çocuğu olanlar, ‘İlk çocuğumuzdan bir şey anlayamadık, yaşamın telaşı arsında büyüyüverdi, son çocuğumuzu hakkını vere vere yetiştirdik,’ diye konuşurlar; iki telefon direği arasında anne ya da baba olduysanız bütün çocuklarınızın değerini bilin, bir dahaki sefere öyle bir çocuk yetiştirme şansınız olmayabilir…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TUbJR0Quw7I/AAAAAAAAEGg/Xzo1nvKKmwo/s1600/KA%25C5%259E%2527DA+G%25C3%259CN+B%25C4%25B0TERKEN.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" s5="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TUbJR0Quw7I/AAAAAAAAEGg/Xzo1nvKKmwo/s320/KA%25C5%259E%2527DA+G%25C3%259CN+B%25C4%25B0TERKEN.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu yaşamda ne olmak istediğinizi iyice düşünün, gözlerinizi iyice açarak telefon direklerinin arasında sizi düşlerinize ulaştıracak fırsatları asla ıskalamayın; her ıskaladığınız zaman dilimi düşlerinizden biraz daha uzaklaşmanıza neden olacak, bir süre sonrasında öyle bir düşünüzün olduğunu bile anımsayamayacak, çok yıllar sonra geride neleri bıraktığınızı düşünürken, ‘Keşke o zaman yapsaydım,’ diye hayıflanmak dışında elinizden bir şey gelmeyecektir…&lt;br /&gt;Bu yüzden Cem Karaca’nın ‘Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete,’ dediği yaşamda yol alırken, sonu kıyamet olan bir yolculukta, alametin fren ve gaz pedallarının olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bir an önce kıyamete yetişmek yerine, yeri geldiğinde alameti yavaşlatmayı, telefon direklerinin arasına sizler için bırakılmış armağanları almayı, o armağanları sizler için oralara bırakanlara teşekkür etmeyi unutmayın…&lt;br /&gt;Son durduğunuz yere alametten inerken sizlere gerekli olan ne kadar çok telefon direği geçtiğiniz değil, direklerin arasından topladıklarınız olacaktır…&lt;br /&gt;Bu yazıyı da telefon direklerinin arasına senin için bir armağan olarak bırakmıştım…&lt;br /&gt;Kim o diye etrafına bakınma!&lt;br /&gt;O sensin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu yazı Famale Dergisi'nin (&lt;span style="color: #3f848a;"&gt;&lt;a href="http://www.female.gen.tr/"&gt;http://www.female.gen.tr/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;)&amp;nbsp; 2010 Aralık sayısındaki 'Simurg' köşesinde yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6989281180540276610?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6989281180540276610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6989281180540276610&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6989281180540276610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6989281180540276610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/12/bindik-bir-alamete.html' title='Bindik Bir Alamete…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TUbJBIh4aMI/AAAAAAAAEGc/ErtsP--EYIU/s72-c/KA%25C5%259E%2527DA+G%25C3%259CN+BA%25C5%259ELARKEN.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-5926847940372830150</id><published>2010-11-21T11:28:00.000+02:00</published><updated>2010-12-08T11:04:02.472+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Bir Aşkın Son Öyküsü…</title><content type='html'>&lt;em&gt;Yaz sezonu boyunca sürdürdüğüm ‘Everest 2010 Ekspedisyonu’ yazı dizisini bir aşkın son öyküsüyle noktalıyorum…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyz2JchVOI/AAAAAAAAEGQ/vFbn8pko7hM/s1600/KATMANDU%2527DA+G%25C3%259CN+BATIMI.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyz2JchVOI/AAAAAAAAEGQ/vFbn8pko7hM/s320/KATMANDU%2527DA+G%25C3%259CN+BATIMI.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İki motorlu küçücük bir uçağın içindeydim. Bagaj kapasitesi yeterli olmadığından sırt çantalarımızı koridora yığmıştık. Uçağın yoğun gürültüsünden etkilenmemek için kulaklarımıza pamuk tıkamış, her an bir aksilik yaşanacakmış düşüncesinden uzaklaşmaya çalışarak Himalayaların yüksek dağlarına bakmaktaydık. Katmandu’daki Tribhuvan Havaalanı’ndan Lukla’ya doğru uzanan yolu yarılamıştık. Bir ara koridordaki sırt çantamın içinde kıpırdar gibi oldu. Tam olarak onun olduğundan emin olamadığım halde uçaktaki varlığını kaygıyla duyumsadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8000’lik bir dağın yakınlarında uçarken ‘Hadi canım!’ diye kendimi sakinleştirmeye çalıştım. ‘Benimle beraber yedi-sekiz saat uçak yolculuğu yaparak buralara kadar gelmiş olamaz; gelseydi bile iki gündür dolaştığım Katmandu’da farkına varırdım, en azından Türkiye’de bıraktığıma öyle emindim ki…’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyujLx6jzI/AAAAAAAAEF8/d1aJVzd-Mag/s1600/AH%25C5%259EAP+TAPINAK+%25C4%25B0%25C5%259ELEMELER%25C4%25B0.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyujLx6jzI/AAAAAAAAEF8/d1aJVzd-Mag/s320/AH%25C5%259EAP+TAPINAK+%25C4%25B0%25C5%259ELEMELER%25C4%25B0.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Onu fark ettiğimi belli etmemeye çalışarak Lukla’daki Edmund Hillary Havaalanı’nı kadar uçtuk. Yüksek dağların gölgesinde kahvaltımızı yaparken huzursuzluğum git gide artmaktaydı. Zorlu yürüyüşe başlamamızın zamanı gelmişti. Son hazırlıklarımızı yaparken sırt çantamın bir köşesinde benimle birlikte geldiğinden emin oldum. Bir süre önce özelliğini kaybetmiş, değerini yitirmiş, yerlerde sürüm sürüm sürünmüş, yataklarda inim inim inlemiş bir aşk, üşenmeden ve utanmadan benimle beraber Nepal’e kadar gelmeye cesaret etmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk günlerdeki bahar kokusunun ekşimiş sirkeye dönüştüğü bir aşkı bavuluma kim koydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Türkiye’de bavulumu yerleştirirken, rakı masalarındaki sohbetlere meze edilen, şarap kadehleri yudumlanırken dedikodusu yapılan, bira muhabbetleri arasında geçmişine gülünen bir aşkın haberim olmadan eşyalarımın içine gizlenebilmesi olası mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir asit misali kendisini ve çevresini yok ederken yok olan aşkımı termal iç çamaşırlarla trekking pantolonlarımın arasına yanlışlıkla yerleştirmiş olabilir miydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir samurayın kılıcıyla öldürücü darbeyi vurmak yerine lime lime yüreğimi doğramayı tercih eden aşkı bavulumun içine özellikle mi bıraktılar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saatten sonra ayrıntılarını bilmenin, ne ona, ne de bana bir faydası yoktu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyybwyDImI/AAAAAAAAEGE/LpBIBD8LRTo/s1600/B%25C4%25B0R+STUBA.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyybwyDImI/AAAAAAAAEGE/LpBIBD8LRTo/s320/B%25C4%25B0R+STUBA.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir bilinmezliğe doğru birlikte tırmanmaya başladık. Onu uygun bulduğum bir yerde bırakarak yoluma devam edecektim. Sağıma soluma bakınarak ilerliyordum. O ise umursamadan çevrenin tadını çıkarmaya çalışıyor, hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor, bazen gülüyor, bazen meraklı sorular soruyor, bazen de duygulu sözler söyleyerek yolculuğunu sürdürüyordu. Bu aşkın binlerce metre yükseklikte bana nasıl eşlik edebildiğini şaşkınlıkla izliyordum. Everest’in eteklerinde yollar uzundu, yollar bozuktu, her gün bir öncekinden daha katlanılmaz oluyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez deniz seviyesinde karşıma çıkan aşkın, her tırmandığımız yükseklikte nefessiz kalarak boğulacağını sandım. İki kişinin yan yana yürüyemediği uçurumların kenarında ayağının kayıp düşmesini bekledim. Dudh Koshi Nadi’nin etrafındaki ormanlarda sonsuza kadar kaybolması için dualar ettim. Namche Köprüsü’nden geçerken ellerimle aşağıya itmek istedim. Hijyenden uzak lodge’larda hastalık kaparak telef olacağını günleri umutla bekledim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyzBiAl5JI/AAAAAAAAEGM/fKvq2mI32A8/s1600/DUA+TA%25C5%259ELARI.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyzBiAl5JI/AAAAAAAAEGM/fKvq2mI32A8/s320/DUA+TA%25C5%259ELARI.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;En sonunda arkasından oyunlar çevirmekle ya da işi Allah’a havale ederek zaman yitirdiğimi anladım. O aşk akmış, kokmuş, çürümüş, çürümüşlüğü sağa sola bulaşmış olsa da benim tek aşkımdı. Onu gerçekten terk etmediğim sürece ayrılabilmemiz olanaksızdı. Bu düşünceyle veda edebileceğim uygun bir yer bulmaya çalıştım: 4830 metredeki Thokla Geçidi’nde ilerlerken, dağlarda ölenlerin anısına düzenlenmiş anıt mezarlarla karşılaştık. Bir zamanlar her şey sayılan, çoktandır hiçbir şeye dönüşmüş aşkımı, Khumbu Buzulu’nun üstüne kurulmuş anıt mezarların bir köşesine bırakabilirdim. Ben ise daha yukarılarda uygun bir yer aramayı tercih ettim. Son tırmanış noktası olan 5364 metre yükseklikte Everest Ana Kampı ayrılık için anlamlı sayılabilirdi. O anki hedefe ulaşmanın curcunası içinde vedalaşmak uygun düşmedi. Ertesi gün 5500 metre yükseklikteki Kala Patthar Tepesi’ne yapılacak tırmanışta ayrılmayı düşünüyordum. Akut dağ hastalığına yakalandığım için bunu da yapamadım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyyuki92iI/AAAAAAAAEGI/7y3cgtimoeo/s1600/DUA+BAYRAKLARI.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyyuki92iI/AAAAAAAAEGI/7y3cgtimoeo/s320/DUA+BAYRAKLARI.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ölüm ve yaşamı düşünerek geçirdiğim son geceyi başucumda tedirgin gözlerle izleyen, benim için dua eden, üzülen, acı çeken aşkımı nereye bırakacağıma karar vermiştim. O yolculukları seven bir aşk olduğuna göre yarı yolda bırakmak doğru olmayacaktı. Sekiz gün süren tırmanışımız boyunca peşimi bırakmayan aşkıma birkaç gün daha katlanabilirdim. Üç günlük dönüş yolculuğunda yanımızdakilerden uzaklaşarak baş başa kaldık, biraz eski günlerden sohbet ettik, biraz hüzünlendik, biraz hesaplaştık, bir ara kavga bile ettik; eriyen buzulların coşturduğu Dudh Koshi Nadi’nin kenarında yürürken zaman su gibi akıp gitti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPy00JKeL9I/AAAAAAAAEGU/oTyx5j7cGZw/s1600/YA%25C4%259E+KAND%25C4%25B0LLER%25C4%25B0.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPy00JKeL9I/AAAAAAAAEGU/oTyx5j7cGZw/s320/YA%25C4%259E+KAND%25C4%25B0LLER%25C4%25B0.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;En sonunda zorlu yürüyüşümüzü tamamlayarak Lukla’ya geri dönmüştük. O aşkın özgür ruhunu Himalayaların eteklerinde terk edecektim! Üç gündür el ele, kol kola olduğumuzdan bir kez daha birbirimize sarılmadık. Dünyanın en kısa pistlerinden birine sahip, belki de dünyanın tek eğimli Edmund Hillary Havaalanı’ndan gökyüzüne doğru süzülürken kendisine son kez el sallıyordum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresinden bakarsan bak, acıyla karışık hüzün doluydu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster istemez de gözyaşı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;NOT: Bu yazı Famale Dergisi'nin (&lt;a href="http://www.female.gen.tr/"&gt;http://www.female.gen.tr/&lt;/a&gt;)&amp;nbsp; 2010 Kasım sayısındaki 'Simurg' köşesinde yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-5926847940372830150?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/5926847940372830150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=5926847940372830150&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/5926847940372830150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/5926847940372830150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/11/bir-askn-son-oykusu.html' title='Bir Aşkın Son Öyküsü…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TPyz2JchVOI/AAAAAAAAEGQ/vFbn8pko7hM/s72-c/KATMANDU%2527DA+G%25C3%259CN+BATIMI.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1208179915842874516</id><published>2010-10-31T09:58:00.007+02:00</published><updated>2010-11-20T10:11:40.906+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><title type='text'>Everest'in Zirvesinde…</title><content type='html'>8.850 metre…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar insanoğlunun bu kadar yüksekliğe çıkabileceğine kimseler inanmazdı. Elli milyon yıllık Everest Dağı’nın zirvesine 1953 yılında Edmund Hillary ile Şerpa Tenzing Norgay’ın oksijen destekli çıkışıyla efsane sona erdi. Bir başka efsane ise insanoğlunun oksijen desteği olmadan o kadar yükseklikte yaşayamayacağıyla ilgiliydi. Bu kez 1978 yılında kendi nefesiyle zirveye ulaşan iki dağcı yanlış bir bilgiyi daha tarihe gömdü.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TOeA6oITCYI/AAAAAAAAEF4/kYA1xVImhOI/s1600/NASUH+MAHRUK%25C4%25B0+VE+YILMAZ+SEVG%25C3%259CL+ZIRVEDE.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TOeA6oITCYI/AAAAAAAAEF4/kYA1xVImhOI/s320/NASUH+MAHRUK%25C4%25B0+VE+YILMAZ+SEVG%25C3%259CL+ZIRVEDE.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;On beş yıl öncesinin tarih sayfalarında dünyanın en yüksek zirvesine ulaşabilen Türk dağcıların adı bulunmazdı. 1995 yılında Nasuh Mahruki ilk Türk ve Müslüman dağcı olarak adını yazdırdı. Ona başka Türk dağcıları eklendi. Bu yıl da Antalya’nın tanınmış dağcılarından Yılmaz Sevgül’le beraber ikinci kez zirveye tırmanarak yeni bir tarihi başarıya imza attılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Antalya firması olan Cantek’in sponsorluğunda gerçekleşen 2010 Everest Ekspedisyonu Türkiye genelinde ilgiyle izledi. İki ay süren tırmanışın her aşaması ulusal medyada haber olarak gündeme geldi. Bu ekspedisyonun çeşitli aşamalarında dağcılarımızla beraberdim; hatta ana kampa kadar uzanan zorlu bir trekkinge katılarak 5.350 metreye kadar onlarla birlikte tırmandım. Yol boyunca aklımdan uzaklaştıramadığım bir soru vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden dağcılık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin bünyesindeki bir toplantıda “Sizleri dağlarda bekleyen en büyük tehlike nedir?” diye sorulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Mahruki de “Ölürsünüz,” diye net bir yanıt vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ucunda ölüm olan sporla neden uğraşır ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir seferinde de “Neden yüksek adrenalin içerek sporları seviyorsunuz?” diye soruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben yüksek adrenalini değil, dağcılıkla uğraşmayı seviyorum. O sporun içinde adrenalin bulunduğu için de zorunlu olarak katlanıyorum,” diye yanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar basit mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Türk dağcısı Everest’in zirvesine ulaşabilmek için ölümlerin yaşandığı Khumbu Buzulu’ndan defalarda geçtiler. Dev serakların arasından ya da geniş buzul çatlaklarının üstünden geçerken ölümün nefesi peşlerindeydi. Birçok dağcı ise buzuldaki tehlikeyi gözleriyle görünce tırmanışa başlamadan evine geri döndü. İlk Khumbu Buzulu’ndan geçişlerinde Yılmaz Sevgül ölümle karşı karşıya kaldı. Bir süre sonra onun kadar şanslı olmayan bir dağcının cansız bedeniyle karşılaştılar. Son anda ölümden dönenlere tanık oldular. El ya da ayak parmakları her an donabilirdi. Günlerce yıkanmadılar. Haftalarca sevdiklerinden uzak kaldılar. Hijyen olmayan koşullarda karınlarını doyurdular. Bir uçurumun kenarında sabit hatlarla bağlantısını koparan Nasuh Mahruki, 7.000 metre yükseklikte ve -30 derece soğukta, bir buz çatlağının içinde geceyi geçirmek zorunda kaldı. İki ay süren çabalarının karşılığı olarak 23 Mayıs 2010 tarihinde Everest Dağı’nın zirvesine ulaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç beden ufalmış olarak Türkiye’ye döndüklerinde “Bu kadar risk ve eziyete neden katlanıyorsunuz?” diye sormadan duramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz dağlarda olmayı seviyoruz,” diyip geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edmund Hillary’ye “Neden Everest?” sorusunu yönelttikleri zaman da verdiği yanıt farklı olmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Orada duruyordu…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NOT: Bu yazı Female Dergisi'nin (http://www.female.gen.tr/) Ekim 2010 sayısında yayınlanmıştır...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1208179915842874516?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1208179915842874516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1208179915842874516&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1208179915842874516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1208179915842874516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/10/everestin-zirvesinde.html' title='Everest&apos;in Zirvesinde…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TOeA6oITCYI/AAAAAAAAEF4/kYA1xVImhOI/s72-c/NASUH+MAHRUK%25C4%25B0+VE+YILMAZ+SEVG%25C3%259CL+ZIRVEDE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8762095471040443961</id><published>2010-10-30T23:59:00.020+03:00</published><updated>2010-11-04T12:57:34.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Fikrim…</title><content type='html'>“Sadece sizin anlattıklarınıza inandım…”&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir grup geniş şapkalı gerilla paçalarını sıvamış bir halde sığ sularda yürüyor; güneş tepede; sıcak düşmandan daha fazla zorluyor; kimi kalaşnikofunu kayışından sırtına asmış, kimi omuzlarına dayadığı silahına kollarını dolamış, birçoğu botlarını eline almış, en arkadaki gerilla ise İspanyol gitarını kutusuyla birlikte omuzlarının üstünde taşıyor; hep beraber bir hayal uğruna ilerliyorlar…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir bar sahnesinin fonunu oluşturan fotoğraftaki gerillaların en arkada yürüyeni gerçek bir insanın boyutunda; öne doğru nesneler ufalıyor; siyah beyaz fotoğrafın sol üst köşesinde ‘Sadece sizin anlattıklarınıza inandım…’ yazmakta…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Fikrim Bar’a her gidişimde sözümü ettiğim fotoğrafa gözüm takılıyor, eğer ayık gittiysem sarhoş olana kadar izliyor, sarhoşsam da gerillaların arasına karışıp, ne ve kim için sürdüğünü bilmediğim savaşın romantik tınılarına kendimi bırakıyorum…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TNKJRvkFQHI/AAAAAAAAEE8/cf1fCqgq4O8/s1600/P1340857.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TNKJRvkFQHI/AAAAAAAAEE8/cf1fCqgq4O8/s320/P1340857.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;Bu gece doğum günümü kutlamak üzere, en yakın dostlarımdan Mehmet Çevik ve dünya tatlısı bir arkadaşımla Fikrim Bar’a gidecektik. Birini otobüs terminalinde, diğerini hava limanında karşıladıktan sonra Hamamönü Mahallesinde öğrenciliğimizin geçtiği gecekondumuza uğradık. O ev yıkılmaya yüz tutmuştu! Üstünden çeyrek yüzyıl geçen anılarımız ise dipdiriydi! Birkaçını yeniden anımsadıktan sonra kendine özgü yorumlarıyla tanınan &lt;a href="http://www.grupkibele.com/"&gt;Grup Kibele&lt;/a&gt;’yi dinlemek üzere Sakarya Caddesi’nde yöneldik…&lt;/div&gt;Bu bar yaşamımdaki boşlukların en büyüğüyle boğuşurken karşıma çıkmıştı. İlk kez eski 45’likleri dinlemeye götüren bir arkadaşımın katkısıyla boşluğun büyümesi durmuş, orada tanıştığım başka bir arkadaşımla da içi dolmaya başlamıştı. O yıllarda salı gecelerimiz oldukça renkli geçiyordu. Son yıllarda Fikrim Bar’ın adresi değişti. Salı gecelerindeki eski 45’liklerin yerini Cuma ve cumartesi gecelerinin &lt;a href="http://www.grupkibele.com/"&gt;Grup Kibele&lt;/a&gt;’si aldı…&lt;br /&gt;Fikrim Bar’ın kapısına ulaştığımızda saatler 20.30 civarındaydı…&lt;br /&gt;Bir an için kapıdaki görevlinin “Ne yazık ki yerimiz yok!” uyarısı soğuk duş etkisi yarattı.&lt;br /&gt;“Ben Kibele’yi dinlemek için Adana’dan uçakla geldim! Bana Rezan’ı çağırın,” diyen Mehmet’in tepkisiyle yer sorunumuz kolayca aşıldı.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İlk olarak uzak bir köşeye, çok geçmeden de sahnedekileri keyifle izleyebileceğimiz bir masaya alındık. Müzik arasında sohbetimize katılan &lt;a href="http://www.grupkibele.com/"&gt;Grup Kibele&lt;/a&gt;’nin erkek vokalisti Razan Bilgin’in Kürt kökenli, bayan vokalisti Tuğçe Çolpan’ın da balkanlardan geldiğini öğrendik. Klarneti çalan Roman’dı. Türkiye’nin renkli mozaiği siyah beyaz fotoğrafın önündeki küçücük sahnede bile kendini gösteriyordu. ‘Bereket’ adında bir albümü bulunan grubun Türkçe, Kürtçe, Zazaca ve Farsça halk şarkılarından oluşturdukları repertuarlarından etkilenmemek olanaksız! Her yörenin müzikleri dinlediğimiz, kimi zaman etnik ağıtların büyüsüne kendimizi kaptırdığımız, kimi zaman arabeskin baba şarkılarıyla hüzünlendiğimiz, bazen Roman havalarında göbek attığımız ya da farklı yörelerin halaylarıyla masaların arasında dolandığımız saatler hızla tükeniverdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Saat 22.45 civarında doğum gününün üstünden tamı tamına kırk yedi yıl geçtiğini anımsadım; doğduğum kasabanın elektrikleri saat 22.00’de kesilirmiş, o gece ise 22.30’a kadar kesilmemiş, ilk bebeğinin doğum sancılarıyla zor saatler geçiren annem elinden geleni yaptığı halde elektrikler kesilmeden beni dünyaya getirmeyi başaramamış, mum aydınlığında dünyaya gelmiş ve onun söylediğine göre ışığımda dünyayı aydınlatmaya başlamışım…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir ara sahneye davet edilen Mehmet, doğum günüm ve dostluğumuz hakkındaki güzel sözler söylemeye başladı. ‘Sadece sizin anlattıklarınıza inandım…’ sözünden yola çıkarak güzel bir şiir okudu. Bu arada iç içe geçmiş masalarda yeni arkadaşlıklar filizleniyordu. Saat 03.00 civarında Fikrim Bar’dan ayrıldığımızda bir yaş daha büyümüştüm. Alkol kontrolüne takılmadan evime gitmeye çalışırken aklımda hala siyah beyaz fotoğrafın sol üst köşesindeki söz vardı:&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Sadece sizin anlattıklarınıza inandım…”&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="262" px="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TNKJSsEIU9I/AAAAAAAAEFA/PyEtIFdWqsA/s320/21867_1182382642032_1302192036_30435537_2436362_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8762095471040443961?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8762095471040443961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8762095471040443961&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8762095471040443961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8762095471040443961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/10/fikrim.html' title='Fikrim…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TNKJRvkFQHI/AAAAAAAAEE8/cf1fCqgq4O8/s72-c/P1340857.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8301981492624316018</id><published>2010-10-11T08:45:00.015+03:00</published><updated>2010-10-18T21:16:43.027+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>Canlı Yayın...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Yayından önce karaladıklarım:&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;11.10.2010&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Kocaeli Tv'de saat 22.00'de yayınlanan "Gecenin Yüzü" programında canlı yayındayım; programın yapımcısı ve sunucusu Mehmet Çevik...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;27 yıllık dostumla bir televizyon ekranının karşısında sohbet edeceğiz; bizi tanıyan ya da tanımayan, dostluğumuzu bilen ya da bilmeyen, en azından ilgisini çekenlerin haberi olsun...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLyLt6QFmrI/AAAAAAAAED4/r8xZGYzs-m8/s1600/P1310105.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLyLt6QFmrI/AAAAAAAAED4/r8xZGYzs-m8/s320/P1310105.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Yayından sonra karaladıklarım...&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bir tedirginlik var tabi…&lt;/div&gt;İlk kez canlı yayına çıkacaktım, yayın bir saat boyunca devam edecek, bir saat boyunca kim olduğunu bilmediğim ve beni niye izlediğini bilemediğim seyircilere kendimi anlatmaya çalışacaktım…&lt;br /&gt;Her ne kadar programın yapımcısı ve sunucusu Mehmet Çevik’le yakın arkadaşlığım ya da kamera karşısındaki deneyimlerim karşılaşabileceğim sorunları çözmekte yeterli olacağını bildiğim halde yaşadığım heyecanı dizginlemeye gücüm yetmiyordu…&lt;br /&gt;“Ne soracaksın Mehmet?”&lt;br /&gt;“Programda görürsün!”&lt;br /&gt;“Kabus gibi!&lt;br /&gt;Bir televizyon kamerasının merceğine bakarak kem küm etmek istemiyorum!&lt;br /&gt;Yayından önce deniz kenarında keyifli bir akşam yemeği yedik, bir süre şehir meydanında dolaştık, onun evine kıyafetlerimizi değiştirdikten sonra Kocaeli Tv’nin yayın yaptığı binaya gittik…&lt;br /&gt;Patronun odasındayız; televizyon kanalının başındaki patronun oğluyla kısa bir sohbet, birer çay, birer soda…&lt;br /&gt;Stüdyodayız; çalışanlarla selamlaşma, mikrofonların bağlanması, ufak bir ışık ayarı; parmaklarımın arasındaki tükenmez kalem ufak taklalar atıyor…&lt;br /&gt;On, dokuz, sekiz…&lt;br /&gt;Bu andan sonra geriye dönüş yok…&lt;br /&gt;Yedi, altı, beş, dört…&lt;br /&gt;Boş veriyorum heyecan yapmayı; her şey olacağına varır nasıl olsa…&lt;br /&gt;Üç, iki, bir…&lt;br /&gt;Kameralar Mehmet’in üstünden canlı yayına başlıyor. Mehmet bir şeyler söylüyor. Ben monitörden Mehmet’in söylediklerini izlerken heyecanımın ilk etkisi kayboluyor. Birkaç yarım yamalak cümlemden sonra stüdyoyu terk eden heyecanım kapının önünde sigarasını tüttürdüğünü duyumsuyorum. Bir saatlik konuşmamız da su gibi akıp gidiyor; sıkılmadan, yorulmadan; sakin bir akış içinde; yıllardır hep aynısını yaparmış gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/#!/video/video.php?v=1447721708225&amp;amp;comments&amp;amp;po=1&amp;amp;notif_t=video_comment"&gt;http://www.facebook.com/#!/video/video.php?v=1447721708225&amp;amp;comments&amp;amp;po=1&amp;amp;notif_t=video_comment&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8301981492624316018?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8301981492624316018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8301981492624316018&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8301981492624316018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8301981492624316018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/10/canl-yayn.html' title='Canlı Yayın...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLyLt6QFmrI/AAAAAAAAED4/r8xZGYzs-m8/s72-c/P1310105.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8601196019070891572</id><published>2010-09-30T23:04:00.000+03:00</published><updated>2010-10-18T20:15:13.075+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><title type='text'>Everest Yollarında Trekking...</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLwqnZMNeJI/AAAAAAAAEDE/Sfkwi7ULx88/s1600/NASUH+MAHRUK%C4%B0.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLwqnZMNeJI/AAAAAAAAEDE/Sfkwi7ULx88/s320/NASUH+MAHRUK%C4%B0.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Üç kadın ve on bir erkek…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2.840 metreden 5.364 metredeki Everest Ana Kampı’na tırmanarak dünyanın en zorlu yüksek irtifa yürüyüşlerinden birini gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ü 8.850 metredeki Everest’in zirvesine uğurlayacağız. Bunun için sekiz gün boyunca teknik dağcılık malzemeleri kullanmadan tırmanmamız ve aynı yolu üç gün içinde inerek yüz elli kilometreye yaklaşan parkuru tamamlamamız gerekiyor. Açık alanlarda tuvalet ihtiyacımızı karşılayacak, deterjanın kullanılmadığı mutfaklarda yemeklerimizi yiyecek, pis yataklarda yatmamak için uyku tulumlarımızda geceleyeceğiz. Her ulaştığımız yükseklikte oksijen miktarının biraz daha azalacağı ve atmosfer basıncındaki değişimin ‘Akut Dağ Hastalığı’ adı verilen ölümcül bir rahatsızlığa neden olabileceği söyleniyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLxx5UrZxYI/AAAAAAAAEDQ/R06EOxd4nFU/s1600/PAT%C4%B0KADAK%C4%B0+YO%C4%9EUN+TRAF%C4%B0K.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLxx5UrZxYI/AAAAAAAAEDQ/R06EOxd4nFU/s320/PAT%C4%B0KADAK%C4%B0+YO%C4%9EUN+TRAF%C4%B0K.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Önümüzde ‘yak’ adı verilen hayvanlar, biz onların peşinde, her yerde dalgalanan dua bayraklarının altından geçerek ya da dua çemberlerini çevirerek Lukla’nın dar sokaklarında yürüyüşümüze başlıyoruz. Dua bayrakları rüzgarın etkisiyle dalgalandıkça ya da dua çemberleri döndürüldükçe, üstündeki dualar gökyüzüne ulaşmakta, insanlığa iyilik ve güzellik dağıtmaktaymış. Dünyanın en yüksek dağları arasında yürürken ‘Om mani padne hum…’ sevecenlik mantrası kulaklarımızda yankılanıyor. Muhteşem görüntüsüyle karşımıza çıkan Kusum Khangkaru Dağı ‘Namaste’ diyerek bizleri selamlıyor. İlk gecemizi geçireceğimiz Phakding’e kıvrılarak ilerleyen patika yollardan ulaşıyoruz. Biz erkekler oflaya puflaya çaylarımızı yudumlayarak yorucu geçen saatlerimizi değerlendirmekteyiz. Bir ses sanatçısı olarak Antalya’da yaşayan Burcu küçük çocuklarla oyunlar oynuyor. İki kadın arkadaşımız ise yüz bakımlarını yapmış ve kıyafetlerine çeki düzen vermiş bir halde yanımızdan geri dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx0jF-5d4I/AAAAAAAAEDU/0o_Z5s44YZ8/s1600/%C3%9CRK%C3%9CT%C3%9CC%C3%9C+NAMCHE+K%C3%96PR%C3%9CS%C3%9C.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx0jF-5d4I/AAAAAAAAEDU/0o_Z5s44YZ8/s320/%C3%9CRK%C3%9CT%C3%9CC%C3%9C+NAMCHE+K%C3%96PR%C3%9CS%C3%9C.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İkinci gün dar patika yolumuz çam ormanlarının arasına yöneliyor. Bu patikada olmayan tek şey araç trafiği; ne bir araba, ne bir bisiklet, ne bir korna sesi; ne de bunlara yön verecek bir trafik polisi! Yüz kiloya yaklaşan yükleriyle aynı rotayı izlediğimiz Şerpalara hayran olmamak elde değil! En sonunda ürkütücü bir köprüyü geçip, toz toprak içindeki patikayı tırmanıp, 3.440 metredeki Namche Bazar’a ulaşıyoruz. İki gündür ayrı yürüdüğümüz Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’le burada buluşacağız. Yol arkadaşlarımızdan birinin Nasuh’un eşi Mine olduğunu da belirmeliyim. Birbirlerine özlemle sarılışları hafızamızda yer ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx3zAa8emI/AAAAAAAAEDc/UH2eNkE4-XY/s1600/ZORLU+Y%C3%9CR%C3%9CY%C3%9C%C5%9E.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx3zAa8emI/AAAAAAAAEDc/UH2eNkE4-XY/s320/ZORLU+Y%C3%9CR%C3%9CY%C3%9C%C5%9E.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Üçüncü günün aklimatizasyon yürüyüşünde tozlu patikaların sonu gelmiyor. Zorlu yokuşları inip çıkarak, yaklara yol vermek için yamaçlara kaçarak ya da asma köprülerin öteki ucunda karşımızdan gelenleri bekleyerek ilerliyoruz. Köylerden geçerken çamaşır yıkayan kadın ve erkekler hepimizin dikkatimizi çekiyor. Bir çeşme başında uzun saçlarını yıkayan kadın, evinin kapısında saçlarını tarayan başka bir kadın, burnu akan çocuklar, küçük kardeşlerine bakıcılık yapan büyük kardeşler, küçücük bakkal dükkanları, penceresi olmayan evler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dördüncü günün sabahında üç erkek arkadaşımız zorlu trekking macerasına devam edemeyeceğini söylüyor. 2010 Everest ekspedisyonunun sponsorluğunu yapan Hakan Karaca’yla ilk ayrılanın kadın trekkingcilerimizden biri olacağını düşünmüştük. Yanıldığımız ortaya çıkıyor. 3.820 metredeki Deboche’ye ilerlerken botlarımızın üstündeki tozlardan fazlasıyla rahatsız oluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Akşam pantolonumdaki tozları çıkarmak için saatlerce uğraştım,” diyen Aylin ise önünde yürüyen Mine’ye dert yanıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Ben de kolonyalı mendille sileyim dedim ama sildiğim yerlerde kolonyanın lekesi kaldı,” diyen Mine’nin de arkadaşı kadar dertli olduğu ortada.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx75WS77kI/AAAAAAAAEDk/qpwY7EYUQyQ/s1600/K%C3%96PR%C3%9CDEN+GE%C3%87%C4%B0%C5%9E+SIRASI+YAKLARDA.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx75WS77kI/AAAAAAAAEDk/qpwY7EYUQyQ/s320/K%C3%96PR%C3%9CDEN+GE%C3%87%C4%B0%C5%9E+SIRASI+YAKLARDA.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Belli belirsiz bir baş hareketiyle dört gündür ayağımdan çıkarmadığım pantolonuma bakıyorum. Krem renkli trekking pantolonum kahverengimsi bir renk almış. Bir yola kadınlarla beraber çıktıysanız ister istemez bu tür ayrıntıların farkına varıyorsunuz. Günün son molasını için Tengboche Tapınağı’nın bulunduğu meydandayız. Budist rahiplerin dolaştığı bahçede ve tapınak binasının içinde bolca fotoğraf çekiyoruz. Uygun bir tapınak bulabilirse Nepal’de kalmayı düşünen Burcu’nun fazlasıyla etkilendiği gözümüzden kaçmıyor. Onu Budist tapınağında bırakmamak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Akşam yemeğinden sonra yakların çanlarından çıkan sesleri dinleyen Burcu ise bir tapınakta yaşamanın hayalini kuruyor olmalı…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx4eKun5zI/AAAAAAAAEDg/xs9qvQXlPLI/s1600/EVEREST'TE+%C3%96LENLER%C4%B0N%C4%B0N+ADININ+YAZILDI%C4%9EI+B%C4%B0R+ANIT.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx4eKun5zI/AAAAAAAAEDg/xs9qvQXlPLI/s320/EVEREST'TE+%C3%96LENLER%C4%B0N%C4%B0N+ADININ+YAZILDI%C4%9EI+B%C4%B0R+ANIT.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Beşinci günün sabahında 4.240 metredeki Pheriche’ye tırmanma hazırlıkları yaparken erkek arkadaşımızdan birine daha veda ediyoruz. İleri doğru gidenlerin arasında devam etmek ya da bırakmak kaygısı hala sürüyor. Ayak damarındaki rahatsızlık yüzünden kortizon tedavisiyle yürüyüşünü sürdüren Aylin’in direnci ise hepimizi şaşırtıyor. Yine tırmanışlar, yine inişler ve bir saatlik yürüyüşün sonrasında Ama Dablam Dağı bütün haşmetiyle kendini gösteriyor. Panoramik keyfine doyum olmayan bir yoldayız; sağ tarafımızdaki nehir gözümüzün görebildiği noktaya kadar uzanıyor, kulaklarımızda coşkuyla akan suların çağıltısı, her adımda biraz daha yaklaştığımız bulutlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altıncı günün aklimatizasyon tırmanışında üç tane 8.000’lik dağ aynı anda karşımıza çıkıyor. Muhteşem bir manzara! Ne kadar şanslı olduğumuzu söyleyen rehberimiz “Everest, Lhotse, Makalu…” diyerek hangi dağın hangisi olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx2pzN8GiI/AAAAAAAAEDY/YxzxGpcXtIM/s1600/ANIT+MEZARLARDA+B%C4%B0R+MOLA.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx2pzN8GiI/AAAAAAAAEDY/YxzxGpcXtIM/s320/ANIT+MEZARLARDA+B%C4%B0R+MOLA.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yedinci günün 4.910 metredeki Labuche tırmanışında fazlasıyla zorlanıyoruz. Bir erkek arkadaşımız trekkingi yarım bırakmanın eşiğinden son anda dönüyor. İri kayaların arasında yürüyerek Khumbu Buzulu’ndaki anıt mezarlara ulaşıyoruz. Üst üste konulmuş taşlardan oluşan mezarların çoğunda isim yok. Bir taş parçası da biz ekleyerek Everest dağlarında yaşamlarını yitirenleri anıyoruz. Labuche’ye ulaştığımızda bir Serpanın Akut Dağ Hastalığı’ndan öldüğünü öğrenmek hepimizin moralimizi bozuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx-cuJr1MI/AAAAAAAAEDo/27V4D1Xmhq0/s1600/HER+T%C3%9CR+Y%C3%9CK%C3%9C+DA%C4%9ELARA+TA%C5%9EIYAN+%C5%9EERPALAR.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLx-cuJr1MI/AAAAAAAAEDo/27V4D1Xmhq0/s320/HER+T%C3%9CR+Y%C3%9CK%C3%9C+DA%C4%9ELARA+TA%C5%9EIYAN+%C5%9EERPALAR.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son tırmanış günümüzde Akut Dağ Hastalığı’nın pençesinde kıvranan ben oluyorum. Bir türlü istediğim gibi nefes alamıyor, sabaha kadar boğularak öleceğimi düşünerek can çekişiyorum. Yine de Everest Ana Kampı’na doğru yola çıkmaktan vazgeçmiyorum! Ekibimizden geriye kalan yedi erkek ve üç kadın trekkingciyle Ağrı Dağı’ndan daha yüksek bir noktada yürümeye başlıyoruz. Khumbu Buzulu’nun üzerindeki yürüyüşümüz saatler sürüyor. Her adımda biraz daha yukarıya ulaşıyoruz. Birçok dağcının yalnızca rüyalarını süsleyen yüksekliler ayaklarımın altında; hem de dağcı olmadığım halde, hem de Akut Dağ Hastalığı’nın pençesinde acıyla kıvranırken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Everest?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da nazlı bir gelin gibi cilve yaparak Nuptse Dağı’nın arkasına saklanmış, bizi bekliyor, bizi en güzel haliyle karşılayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de onun oyununa katılarak yeniden göz kırpana kadar yürümeyi sürdürüyoruz. Bu güç veriyor! Günlerdir ulaşmaya çalıştığımız hedefimize böylesine yaklaşmışken dağ hastalığı falan kimin umurunda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 5.364 metrede mutlu son…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu yazı &lt;a href="http://www.female.gen.tr/gecmissayilar.php"&gt;Female Dergisi&lt;/a&gt;'nin Eylül sayısında yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8601196019070891572?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8601196019070891572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8601196019070891572&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8601196019070891572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8601196019070891572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/09/everest-yollarnda-trekking.html' title='Everest Yollarında Trekking...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TLwqnZMNeJI/AAAAAAAAEDE/Sfkwi7ULx88/s72-c/NASUH+MAHRUK%C4%B0.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2752467394028471769</id><published>2010-08-31T23:47:00.003+03:00</published><updated>2010-09-06T21:31:59.449+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><title type='text'>Ktmandu'da Bir Gün, Bir Gece…</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIKbg2QAm6I/AAAAAAAAEBQ/teMGU_fHcDI/s1600/Nepal%27li+bir+k%C4%B1z.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIKbg2QAm6I/AAAAAAAAEBQ/teMGU_fHcDI/s200/Nepal%27li+bir+k%C4%B1z.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Sabaha karşı Tribhuvan Havaalanı’daydık… &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Uyku sersemi karşılaştığımız aksilikler Nepal hakkında fazlasıyla ipucu vermekteydi. Bir takım formları doldurmamız söyleyen görevlilerden yardımcı olmalarını rica ettik. Bu taleplerimize karşılık bulamayınca da Türk işi mantığımızı kullanarak sorunumuzu çözüverdik. Böyle durumlara alışkın olmayan Avrupalılar ise birilerini birilerine şikayet etmekle uğraşıyordu. Onlardan önce havaalanından ayrıldık. Çok eski olmayan minibüsün içinde ilerlerken Nepal’de yaşanılan yoksulluğun gerçek boyutu gözlerimizin önündeydi. Katmandu caddelerinin soldan akan trafiğine, korna seslerine, motorlu ya da bisikletli rikşalara alışmaya çalışıyor, diğer yandan da rehberimizin Nepal hakkında anlattıklarına kulak veriyorduk: Güneyindeki Hindistan ile kuzeyindeki Çin’in Tibet bölgesinin arasına sıkışmış olan ülkenin nüfusu otuz milyona yaklaşmaktaymış, farklı etnik kimlikler taşıyan halkın çoğunluğu Hindu’ymuş, yükseklerde ise Tibet’ten geldiği varsayılan Budist’ler bulunmaktaymış, bu ülkede yaşayan insanlar inançları ya da etnik kimlikleri yüzünden birbirleriyle çatışmazlarmış…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUpTfmuekI/AAAAAAAAEBg/wqbiLLxBmTc/s1600/Swayambu+Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1+1.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUpTfmuekI/AAAAAAAAEBg/wqbiLLxBmTc/s200/Swayambu+Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1+1.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;“Size en önemli uyarım araç trafiğiyle ilgili olacak,” diyen rehberimiz Katmandu şehrinin tamamında iki ya da üç trafik lambasının bulunduğunu, geriye kalan kavşakların bir kısmını trafik polislerinin yönlendirdiğini, hatta çoğu kavşakta sürücülerin trafiğe yön verdiğini belirtti. Bu arada bir de uyarıda bulundu. “Burada sürekli korna çalarlar. Arkanızdan gelen bir korna sesi duyduğunuzda paniğe kapılarak ani bir refleks göstermeyin. Kornayı çalan yanınızdan nasıl geçeceğine karar vermiştir, yalnızca arkanızda olduğunu haber veriyordur. Sakince geriye dönerek bakın ve hangi tarafa yöneleceğinize karar verin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci uyarısı ise gıdalarla ilgiliydi; açık gıdalardan kesinlikle uzak durmamızı, onay vermediği yerlerde yemek yememizi, musluktan akan sularda dişlerimizi bile fırçalamamamızı söylediği bir dizi öneri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUudsoZSqI/AAAAAAAAECI/J4Xosf-f5Jk/s1600/Thamel+Mahallesi+masklar.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUudsoZSqI/AAAAAAAAECI/J4Xosf-f5Jk/s200/Thamel+Mahallesi+masklar.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir köprüden geçerken konuyu değiştirerek parmaklarıyla bir yeri işaret etti. Hindistan’daki Ganj Nehri gibi kutsal olduğuna inanılan Bagmati Nehri’nin kıyısındaki Pashupatinath tapınağını gösteriyormuş. En önemli Hindu tapınaklarından birisi olduğunu, geleneklere göre ölen Hintlilerin burada yakıldığını, küllerinin kutsal nehrin sularına savrulduğunu, böylece günahlarından arındığını anlatıyordu. Bu arada yanan cesetlerin ağır kokusunu burnumda duyumsadım; ya da bana öyle geldi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün sonra özgürce dolaşan maymunların, ziyaretçilerin yiyeceklerini, şapka ya da gözlüklerini çalabildiği Swayambu Tapınağı’na gidecekmişiz. Devamında Unesco tarafından kültür mirası olarak koruma altına alınan Durbar Square gezimiz olacakmış. Everest Ana Kamp’ına yapacağımız trekkinginden geriye döndükten sonra da dünyanın en büyük Budist tapınağı olarak bilinen Bouddhanth’ı gezecekmişiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUwXt0nw4I/AAAAAAAAECY/0x5YQsHNcV0/s1600/Durbar+Square++1.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUwXt0nw4I/AAAAAAAAECY/0x5YQsHNcV0/s200/Durbar+Square++1.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İki yıldızlı otelimizin dağcılık malzemelerinin satıldığı Thamel Mahallesi’ndeydi. Muhteşem olmasını beklemiyordum ama düşündüğümden daha kötüydü. Bir yerlere dokunmamaya çalışarak eşyalarımı yerleştirdim. Kahvaltı sırasında deterjan kullanılmadan bulaşıkların yıkandığını duymak ise hiç hoşuma gitmedi. Eksik trekking malzemelerimizi tamamlamak için bizleri serbest bırakacağını söyleyen rehberimiz, alışveriş sırasında sıkı sıkıya pazarlık yapmamızı tembihledi. Uzun uçak yolculuğu sonrasında dilini bilmediğim, yazılarını okuyamadığım, paralarını tanıyamadığım, hem benim gibi, hem de benden çok farklı insanların arasındaydık. Bir ara oda arkadaşımla dolaşırken karşımızdan gelen Budist rahibi bize gülümsedi. Biz de karşılık verdik. Elindeki papatyayı gülümseyerek bize uzattı. Biz gülümsemeye devam ediyorduk. Elini yüzümüze doğru uzatarak parmağındaki kırmızı boyayı anlımıza sürdü, dualar ederek başımıza birer sarıpapatya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Namaste,” diye teşekkür ederek yanından ayrılmak istedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUxkp_VfrI/AAAAAAAAECg/-PtVwtVLo_Y/s1600/Durbar+Square++2.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUxkp_VfrI/AAAAAAAAECg/-PtVwtVLo_Y/s200/Durbar+Square++2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu kez de elini açarak para istedi. Bu bir dilencilik miydi? Yoksa bir tür ibadet mi? Bir miktar para vererek anlımızdaki boyalarla yolumuza devam ettik. Bilmediğiniz bir kültürün içindeyseniz, ne zaman ve nasıl bir sürprizle karşılaşacağınızı anlayamıyorsunuz. Her an kandırılabilirmişiz korkusuyla Thamel Mahallesi’nde dolaşırken her gördüğümüzün fiyatını sorup, çoğu zaman pazarlığa tutuşup, pazarlıkta anlaşsak da, anlaşmasak da, daha iyisini ya da daha ucuzunu buluruz umuduyla dolanıp durduk. Çok sık birbirimizle karşılaşıyor, ne aldığını ve kaç para ödediğini öğrenmeye çalışıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaz tüyü montunu göstererek “1.800 Rupi,” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Orijinal mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Orijinalimsi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülüşmeler arasında kaç paradan söz ettiğimizi anlamaya çalışıyorduk; 70 Rupi 1 Amerikan Doları, 1 Amerikan Doları 1,55 Türk Lirası ediyorsa, 1.800 Rupinin kaç Türk Lirası ettiğini buyurun hesaplayın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başlarda her kafadan bir ses çıkarken ve herkes kendince birbirinden farklı çapraz kur hesapları yapmaya çalışırken, soruyu sorduğunuz kişi daha da kafanızın karışmasına neden oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben 1.400 Rupiye termos almıştım, 20 dolara denk geliyordu, o da yirmi dolardan biraz fazla ediyordur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pazarlık etsem biraz daha düşer mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUqKHHBrFI/AAAAAAAAEBo/AFrJ6yfH3dc/s1600/Swayambu+Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1+2.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUqKHHBrFI/AAAAAAAAEBo/AFrJ6yfH3dc/s200/Swayambu+Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1+2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bize pazarlık etmeden alışveriş yapmamamız tembihlendiği için sonuna kadar fiyatları zorladığımızı söylemeye gerek yok. Günün sonuna yaklaştığımızda gereğinden fazla abarttığımızı anladık. Örneğin trekking batonlarını 1.000 Rupiye bulmuş ve daha aşağıya çekmeye çalışmıştık. 900 Rupi olması için söylemediğimiz kelime kalmamıştı. Yarım saat sonra 950 Rupiye anlaştık. O kadar zamanımızı yarım lira için tüketmiştik; üstelik o fiyata baton bulabilmek için kim bilir ne kadar daha zaman öldürmüşüzdür. Bu arada bizi böyle bir komikliğe iten nedenleri de ortaya koymalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir litrelik pet su şişesinin “Kaç para?” olduğunu soruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşınızdaki Nepallinin nasıl bir yanıt vereceği hiçbir biçimde aklınıza getiremezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen kaç para verirsin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir litrelik pet su şişesi için böyle bir konuşma yaşanılıyorsa, diğer malzemelerimizi alırken yaşadıklarımızı hayal gücünüze bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yemeğinde herkes yediğinden memnundu. Kimi pizza, kimi makarna yerken, ben biraz daha yöresel bir seçim yaparak Nepali Platter yemeği tercih ettim. Tabağımda dört çeşit yiyecek konulmuştu; ikisi kuşyemine benziyordu, üçüncüsünün yağda kavrulmuş baharatlı fıstık olduğunu anladım, dördüncüsü ise kurutulmuş ve baharatlı bir yağda kavrulmuş et olmalıydı; iki küçük parça da baharatlı yufka ekmeği vardı; ayrıca da yemeğimin yanına soğuk bir Everest Birası…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUvNu2lJ4I/AAAAAAAAECQ/kigUquQnBvA/s1600/Nepali+Platter+yeme%C4%9Fi.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIUvNu2lJ4I/AAAAAAAAECQ/kigUquQnBvA/s200/Nepali+Platter+yeme%C4%9Fi.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yemek sırasında beş yüz yıl önce Tibet’ten göç ederek Everest’in eteklerinde yaşamlarını sürdüren Şerpalar konuşuluyordu. Bu küçük insan topluluğu yükseklerde yaşamaya alışkın olmaları, az oksijenle yetinebilmeleri, güçlü oldukları için fazlasıyla yük taşıyabilmeleri ve soğuğa dayanıklı olmaları nedeniyle dağcıların vazgeçilmez yardımcılarına dönüşmüşler; tırmanış sırasında çadırlarını Serpalar kuruyor, üst kamplara götürülecek yüklerini taşıyor, yemeklerini hazırlıyor, rotalarını, güvenlik araç ve gereçlerini, iplerini, boltlarını onlar döşüyormuş. Bu nedenle son elli yıldır Nepal’deki yüksek zirvelere tırmanan dağcıların başarılarına çok fazla katkıları olmuş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoğumuzun Katmandu’daki gece hayatını da merak ediyorduk. Yemekten sonra Thamel Mahallesi’nde dolaşmaya başladık. Eğlence mekanlarındaki müziklerin sokaklara taşması kafamızdaki sorulara yanıt oldu. Birçok yabancı da bizim gibi sokaklardaydı. Herkes kısıtlı zaman geçireceği Katmandu’da gecesini renklendirmenin uğraşındaydı. Bir arkadaşımla yürürken gördüğümüz mekanlardan hangisinin daha eğlenceli olabileceğini konuşuyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tom ve Jerry Bar’a gidin, buraların en iyisi orasıdır,” diye arkamızdan bir ses geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye döndüğümüzde peşimizde yürüyen iriyarı bir Türk bize gülümsedi. Yurtdışında beklenmedik bir anda karşıma çıkan Türklere alışık olduğumdan çok şaşırmadım. Yine de bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Kısa bir sohbet sonrasında referans verdiği bara girdik. Bu arada Thamel sokaklarında çok fazla uyuşturucu satıcısının olduğuna ve aynı biçimde cinselliğin de pazarlandığına tanık olmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Smoke?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Layd?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dolarla evini geçindiren insanların ülkesinde gördüklerimiz normal sayılabilirdi. Anormal olan ise hırsızlık ya da kapkaç gibi adi suçların nadiren yaşandığı, daha da anormal olanı Nepallılar birbirleriyle kavga etmediği, birbirlerine bağırıp çağırmadıkları, sorunlarını gülümseyerek çözdüklerinin söylenmesiydi. Şehir merkezinde karşılaştığımız keşmekeşliğin, korna seslerinin, toz ve pisliğin içinde barış içinde yaşanılabildiğine pek inanmak istemedim. Yine de Katmandu’nun bir gününü ve bir gecesini yaşamıştım. Bu zaman boyunca Amerikan Büyükelçiliği’nin önünde otomatik silahlarıyla nöbet tutan Amerikalı askerlerin dışında silahlı kimseyle karşılaşmadım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah olmadan Nepal gibi bir ülkede adalet sağlanabiliyorsa bundan ders çıkarmasını bilmek lazım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2752467394028471769?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2752467394028471769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2752467394028471769&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2752467394028471769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2752467394028471769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/08/katmanduda-bir-gun-bir-gece.html' title='Ktmandu&apos;da Bir Gün, Bir Gece…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TIKbg2QAm6I/AAAAAAAAEBQ/teMGU_fHcDI/s72-c/Nepal%27li+bir+k%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-5097601547955329749</id><published>2010-08-15T13:12:00.002+03:00</published><updated>2010-08-15T14:41:44.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Vazo...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkı sıkıya kavradığınız bir vazo parmaklarınızın arasından kayıverir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinizden nasıl kayıp gittiği, yerçekiminin etkisiyle zemine yaklaşması, bu arada yana doğru eğilişi, daha yere ulaşmadan içindeki suyun bir kısmının etrafa savrulması, birkaç çiçeğin su damlacıkları gibi vazodan ayrılışı, vazonun laminant parke zemine çarptığı o an, o an duyulan çarpmanın sesi, aynı anda ortadan ikiye ayrılan iki büyük parça, bir anda ortalığa yayılan ıslaklık, vazonun etrafına dağılan çiçekler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGfQwLA6kuI/AAAAAAAAEAI/RdDFOKud4OY/s1600/P1310868+1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGfQwLA6kuI/AAAAAAAAEAI/RdDFOKud4OY/s400/P1310868+1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir film şeridi gibi görüntüler gözlerinin önünden akıp giderken vazoya sahip olduğun ilk günlere dönersin; uzun yıllar önce, ağustos ayının ortalarında onu görmüş, çok hoş bir vazo olduğunun farkına vardığın halde böylesine etkileneceğini düşünmemiş, çok da emek vermeden vazonun sahibi oluvermiş, günler geçtikçe daha fazla sevmeye başlamış, ona her bakışında gözlerini üstünden ayıramaz olmuş, zamanla takıntın haline dönüşmüş, o vazo olmadan yaşamının anlamsız olacağının farkına vararak en güzel çiçekleri ondan esirgememiş, hiçbir şey için yapmayacaklarını onun için yapmaya başlamış, hiç pişman olmamış, bu arada yıllar yılları kovalamaya başlamış, zamanın her şeyi eskitmeye başladığı yıllarda vazoya takıntın acı vermeye başlamış, o günlerin birinde vazoyu ilk kez elinden düşürmüş, paramparça olmasa bile birçok yerinden aldığı darbelerle orijinal halini yitirmiş, o halini görmemek için bir süre vazodan uzak kalmaya çalışmış, zaman içinde o haline de alışmış, eskisi kadar olmasa bile yaşamının en nadide çiçeklerini ona taşımayı sürdürmüş, sonsuza kadar da taşıyacağını düşünürken, bir an, bir dikkatsizlik, bir önemsemezlik, belki de bilemediğin ve anlayamadığın bir nedenle parmaklarının arasından kayıvermiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkınlıkla yerdeki iki büyük parçaya dönüşmüş vazoya bakarken, ilk aklına gelen, iki parçayı birleştirerek eski haline getirip getiremeyeceğini düşünmek olmuş, bir taraftan da öfkeni tüketene kadar iki parçayı ayağının altında ezerek tuz-buz haline dönüştürmeyi düşünmüş, hangisini yaparken kendini daha iyi hissedeceğini düşünürken, düşünceler arasında boğulup kalmaktasındır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapacağını düşünürken yerdeki ıslaklığı kurutmuş, çiçekleri başka bir vazoya yerleştirmiş ve vazonun iki kırık parçasını kararını verene kadar bir köşeye kaldırmışsındır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöpe atmak ya da sıcağı sıcağına yapıştırarak vazoya dönüştürmek yerine bir köşede bekletmek en kötü karar olmuş, o köşeden her geçişinden büyük parçaların kenarlarından kopmaya başlayan küçük parçacıkları görerek için acımış, iki büyük parçayı bir bütün haline dönüştürmeye yanaşmayan parmakların git gide ufak parçalara dönüşen vazoya yaklaşamaz hale gelmiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda temizliğe gelen kadın yaşadıklarından habersiz olarak bir köşede duran vazonun parçacıklarını çöp kutusuna atmış, akşam eve geldiğinde köşenin boş olduğunu görerek biraz üzüntü, biraz rahatlamayla vazonun hayatından çıkışını kabullenmek zorunda kalmışsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O vazo kırılıp gitmiştir ama yıllardır taşıdığı çiçekler belleğinin bir köşesinde durmakta, ister istemez o vazoyla yaşadığın&amp;nbsp;güzel günlerini anımsatmaktadır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-5097601547955329749?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/5097601547955329749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=5097601547955329749&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/5097601547955329749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/5097601547955329749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/08/vazo.html' title='Vazo...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGfQwLA6kuI/AAAAAAAAEAI/RdDFOKud4OY/s72-c/P1310868+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3519995104926775894</id><published>2010-07-31T23:59:00.007+03:00</published><updated>2010-08-16T19:02:19.839+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEMALE DERGİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Namaste…</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGWYWH03okI/AAAAAAAAEAA/DkgOtgqlMr8/s1600/P1290174.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGWYWH03okI/AAAAAAAAEAA/DkgOtgqlMr8/s320/P1290174.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Female Dergisi…&lt;br /&gt;İki bin on yılının temmuz sayısı…&lt;br /&gt;Derginizin sayfalarını teker teker aralayarak şimdiki satırlara ulaştınız. Bu satırlarla başlayan dostluğumuzun uzun soluklu olmasını dileyerek yazımızı sürdürelim…&lt;br /&gt;İlk platonik aşkı, ilk gerçek aşkı ve aşkların en büyüğünü Antalya’da yaşamış biri olarak, yeri ve zamanı geldiğinde, aşklarımdan kesitleri satırlarımın arasında okuyacak, belki de bir erkeğin bakış açışıyla aşkın ne anlama geldiğine tanık olacaksınız.&lt;br /&gt;Bu şehirde çocukluğunu ve gençliğini yaşamış, eş olmuş, baba olmanın gururunu taşımış bir adamın penceresinden, aile kavramının yaşamı nasıl kolaylaştırdığını ya da altından kalkılamayacak ilişkiler yumağına nasıl dönüştüğünü, insanın evlilik sürecindeki varoluş çabalarını, bir ‘baba’ olmanın anlamını, duygu ile aklın çatışmasını, özveriyi, kıskançlığı, nefreti satırlarımın arasında bulabileceksiniz.&lt;br /&gt;Çok uzun yıllar boyunca Antalya’da sürdürdüğü iş yaşamında, kimi zaman çok kazanmış, kimiz zaman kazandığından fazlasını kaybetmiş, bu arada Türkiye’nin tamamını dolaşmış bir işadamının gözünden iş dünyasının acımasızlığını da satırlarımın arasında görebilirsiniz.&lt;br /&gt;A.Ü. DTCF Tiyatro Bölümü’nde üniversite eğitimini tamamlayan, birçok romanı ve tiyatro oyunları bulunan bir yazar olarak Antalya’daki sanat yaşamını anlatan satırları gördüğünüzde de şaşırmayın.&lt;br /&gt;Bir tiyatro oyununu da eleştirebilirim…&lt;br /&gt;Bir kitap da önerebilirim…&lt;br /&gt;Bir yolculuktan geriye kalanları…&lt;br /&gt;Bir rüyayı…&lt;br /&gt;Bir aşkı…&lt;br /&gt;Her ay yeniden karşılaştığımızda, geçmişte yaşadıklarımı sizlerle birlikte anımsamaktan, geleceğe yönelik umutlarımı ya da hayal kırıklıklarımı paylaşmaktan heyecan duyacağım; belki de geçmişin sıkıntılarını ya da gelecek kaygılarını bir köşeye bırakarak içinde bulunduğumuz zaman diliminin tadını çıkarırız… &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGWYEiZCocI/AAAAAAAAD_4/PA_ge83GLAM/s1600/P1290162.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGWYEiZCocI/AAAAAAAAD_4/PA_ge83GLAM/s400/P1290162.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;Bu yazımda dünyanın en büyük ve en yüksek dağlarını içinde barındıran Himalayalara yaptığım yolculuktan söz edeceğim. Bu sıradağlarda 8.000 metreden yüksek birçok dağ bulunuyor. Nepal ile Tibet sınırı arasındaki Everest Dağı da 8.850 metreyle dünyanın en yüksek zirvesine sahiptir. Her yıl yüzlerce dağcı oraya ulaşmak için şansını dener. Bir kısmı zirveye ulaşmayı başarır, bir kısmı zirve yolunda yaşamını yitirir, büyük bir çoğunluk ise hayalini gerçekleştiremeden evine döner.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu yıl, Antalya bölgesi dağcılarından Yılmaz Sevgül, Everest’in zirvesine ulaşmayı başaran iki Türk dağcıdan biri olarak tarihe geçti. Akdeniz Üniversitesi Spor Meslek Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olan Yılmaz Sevgül’ün başarısı Antalya için çok büyük bir gururdur. &lt;/div&gt;Nisan ayının başlarında Nasuh Mahruki ile Yılmaz Sevgül, Cantek firmasının sponsorluğunda düzenlenen ekspedisyonla Nepal’e gitmişti. Antalya’dan başlayarak 5.400 metre yükseklikteki ana kampa kadar dağcılarımıza eşlik eden maceracı ekibin içinde ben de yer almıştım. Yolculuğumuzun birkaç günü Nepal’in başkenti Katmandu’da, önemli bir kısmı ise dünyanın en zor trekking rotası olarak kabul edilen Lukla ile Everest Ana Kamp’ı arasında geçmişti. Birlikte yola çıktığımız iki dağcımız ise haftalar süren tırmanışları sonrasında Everest’in zirvesine ulaşmayı başardı.&lt;br /&gt;Dünyanın en yoksul ülkelerinden birisi olan Nepal’i görmek, farklı etnik kökendeki Nepal halkının barışı nasıl koruyabildiğini anlamaya çalışmak, yüksek dağlarda yaşayan Şerpaların ilginç yaşamlarına tanıklık yapmak ve profesyonel dağcılarının zorlanarak ilerlediği trekking rotasında, hiçbir dağcılık deneğimi olmayan bir grup maceracıyla birlikte kendi sınırlarımı sınamak…&lt;br /&gt;Katmandu izlenimlerimi Ağustos sayısında sizlerle paylaşacağım. Eylül ayının yazısı ise Lukla ile Ana Kamp arasındaki tırmanışımızın anlatıldığı Everest trekkingi olacak. Herhalde sonraki yazımda da Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’ün dünyanın en yüksek noktasına nasıl ulaştığının öyküsünü yazarım.&lt;br /&gt;Bu yolculuk sırasında Nepallilerin çok sık tekrarladığı bir kelimeyi sizlerle paylaşmak istiyorum; her karşılaşmamızda, her ayrılışımızda, bir şeyler verdiklerinde, bir şeyler aldıklarında, teşekkür ederlerken, sevgilerini sunarlarken hep aynı kelime…&lt;br /&gt;Namaste…&lt;br /&gt;‘İçindeki ışığı gördüm,’ demekmiş…&lt;br /&gt;“Namaste!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu yazı Female Dergisi'nin (&lt;a href="http://www.female.gen.tr/"&gt;http://www.female.gen.tr/&lt;/a&gt;) Temmuz 2010 sayısında yayınlanmıştır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3519995104926775894?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3519995104926775894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3519995104926775894&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3519995104926775894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3519995104926775894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/07/namaste.html' title='Namaste…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGWYWH03okI/AAAAAAAAEAA/DkgOtgqlMr8/s72-c/P1290174.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2170367151421592150</id><published>2010-07-06T11:51:00.001+03:00</published><updated>2010-07-15T12:04:51.837+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUTKUN&apos;UM'/><title type='text'>Erkekliğe Doğru...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7N79Db_zI/AAAAAAAAD_c/ZB-QdyKLxTY/s1600/P1280166.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7N79Db_zI/AAAAAAAAD_c/ZB-QdyKLxTY/s400/P1280166.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Erkekliğe doğru bir adım daha…&lt;br /&gt;Bu günlerde oğlum kendinden biraz daha küçük bir kıza aşık oldu; biraz daha düşünceli, biraz daha durgun, biraz daha suskun…&lt;br /&gt;Bir türlü giydiği kıyafetleri üstüne yakıştıramıyor; birini çıkarıp diğerini deniyor; her zamankinden biraz daha temiz, biraz daha titiz…&lt;br /&gt;Artık facebook’unda Amerikan futbolu oynayanların yerinde aşkı anlatan animasyonlar var; aşk filmleri izliyor; aşkı konuşmak, hiç kimsenin böyle sevmediğini ve sevilmediğini anlatmak istiyor…&lt;br /&gt;Her anını sevdiği kızla geçirmeye çalışıyor; onun sokağa çıkacağı anı kapısının önünde bekliyor, onunla saatler boyunca hiçbir şey yapmadan durabiliyor, bir plastik topu saatlerce ona atmaktan yorulmuyor, onun basketbol oynarken yaptığı becerisizlikleri görmezlikten geliyor; bir güzel sözünün uğruna yapamayacağı fedakarlık yok…&lt;br /&gt;O tür duygularınızı anımsar gibi oldunuz mu?&lt;br /&gt;Bu durum bağımsızlaşmasının en büyük göstergesi gibi görünse de daha büyük bir deneyimi dün gece yaşadı. Bir iş gereği iki günlüğüne seyahate çıkmak zorundaydım. Onu da yanımda götürebilirdim. Böyle yapmak yerine iki geceyi ben olmadan geçirip geçiremeyeceğini sordum.&lt;br /&gt;Hiç düşünmeden “Tamam,” dedi.&lt;br /&gt;Tamamsa, tamam!&lt;br /&gt;İçgüdüsel bir davranışla buzdolabını yiyecek ve içecekle doldurdum. Bu kadarıyla da yetinmeyerek üniversite günlerinden sonra ilk kez mercimek çorbası yapmayı denedim…&lt;br /&gt;O yıllarda iki göz odası olan bir gecekonduda kalıyorduk. Suyumuzu mahallenin çeşmesinden alıyor, elektriğimizi kaçak kullanıyor, bu yüzden ısınmak ve yemek yapmak için elektrik ocağından faydalanıyorduk. Çok sık rezistansları bozulan ocağın üstünde su dolu bir tencere, içinde zıplayan kırmızı mercimek taneleri, aradan geçen saatler, kırmızı tanecikler hal değiştirerek yoğun bir sarı sıvıya dönüşmekte, tuz, yağ, biber derken tadını bulmakta, bazen fantezi niyetine kimyon koyarsın, bazen tarçın…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7OgpS6k3I/AAAAAAAAD_s/TcbV-mJ9AHM/s1600/P1280179.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7OgpS6k3I/AAAAAAAAD_s/TcbV-mJ9AHM/s320/P1280179.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu kez doğal gazla çalışan ocağın üstüne kocaman bir tencere yerleştirdim. İçine dört litre su doldurdum. Su kaynamaya başlayınca bir kilogram kırmızı mercimeği tencereye boşalttım. Bu sırada internetteki yemek tarifleri aklıma geldi. İlk olarak mercimeği yıkamak, ince doğranmış soğanları yağ ve salçayla kavurmak gerekirmiş. Bunları yapmak için geç kalmıştım. Tariflerle zaman yitirmek yerine bildiğim gibi pişirmeye devam ettim; göz kararı zeytinyağı, göz kararı salça, bir tutam kırmızıbiber…&lt;br /&gt;Sarıya dönerek şişmeye başlayan mercimek taneleri tencereye sığmaz oldu. Bir kısmını ikinci tencereye aktararak iki tencere mercimeği bir arada kaynatmaya başladım. Aradan saatler geçtiği halde istediğim kıvamı elde edemiyordum. Bu sırada tencerelerin kapağını açıyor, dibi tutmasın diye karıştırıyor, ama fokurdayarak kendini dışarı atmaya çalışan çorba damlacıklarına engel olamıyordum; bir kısmı fayans duvara, bir kısmı yerdeki seramik zemine sıçrarken, en acı vereniyse parmağıma ve koluma gelen iki damla…&lt;br /&gt;Bu arada otobüsümün saati iyice yaklaşmıştı. Göz kararı tuz ile cam kavanozun dibindeki naneyi iki tencere mercimeğe paylaştırdıktan sonra ocağın üstünden tencereleri aldım. Oğlumla beraber tuzunu fazla kaçırdığım çorbadan birer tabak içtik. Bu arada neden onu bırakarak işe gittiğimi sordu.&lt;br /&gt;“Bana çok çalışmalısın, çok para kazanmalısın, diyorsun ya! Ben de senin dediğini yapıyorum,” dedim.&lt;br /&gt;Söylediklerinin önemsenmesi hoşuna gitti.&lt;br /&gt;Yalnız kalmaktan korkup korkmadığını sordum. Korkmadığından kesinlikle emindi! Hatta otobüsümü kaçırmamam için beni uyardı. Eşyalarımı toplamama yardımcı oldu. Beni merdivenlerin başına kadar uğurladı. Birbirimize sıkıca sarıldıktan sonra basamakları koşar adımlarla inmeye başladım.&lt;br /&gt;“Seni çok seviyorum!” diye arkamdan seslendi.&lt;br /&gt;Alt koridorların birinde oğlumu görebileceğim bir açıda durdum.&lt;br /&gt;“Ben de seni çok seviyorum!” diye karşılık verdikten sonra apartmanı hızla terk ettim.&lt;br /&gt;Şu anda Silifke’deyim…&lt;br /&gt;Bir çay bahçesine oturmuş, bu satırları yazıyorum…&lt;br /&gt;Bu arada ona “Ne yapıyorsun?” diye bir mesaj çektim.&lt;br /&gt;O da “Evdeyim, saat beşte dışarı çıkacağım,” diye bir mesaj gönderdi.&lt;br /&gt;Her şey yerli yerindeydi!&lt;br /&gt;Yaşamın tenceresinde birçok şey bir arada kaynayabiliyor; bazen aşk, bazen iş, bazen gençlik, bazen annelik ya da babalık birbirine karışıyor…&lt;br /&gt;Mercimek çorbası yapar gibi; bazen malzemeler yıkanmadan tencereye atılıyor, bazen tencerelere sığmıyor, bazen soğanı unutuluyor, bazen tuzu fazla kaçıyor…&lt;br /&gt;En önemlisi ise kaynayan tencereden aldığın bir kaşık çorbayı üflemeden yemeye çalıştığında feci bir halde ağzını yakıyor…&lt;br /&gt;Yaşamak böyle bir şey galiba…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7OOoRB6XI/AAAAAAAAD_k/j8AuX_9kXyU/s1600/P1280177.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7OOoRB6XI/AAAAAAAAD_k/j8AuX_9kXyU/s400/P1280177.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2170367151421592150?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2170367151421592150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2170367151421592150&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2170367151421592150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2170367151421592150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/07/erkeklige-dogru.html' title='Erkekliğe Doğru...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TD7N79Db_zI/AAAAAAAAD_c/ZB-QdyKLxTY/s72-c/P1280166.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7564948371193574154</id><published>2010-06-21T21:26:00.003+03:00</published><updated>2010-07-03T22:28:04.466+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YOLUMA ÇIKANLAR'/><title type='text'>Tarihi Sinop Cezaevi...</title><content type='html'>Yolculuk ikinci kez Sinop’a…&lt;br /&gt;Bu kez arabamla gitmeye üşenerek otobüse biniyor ve sabahın erken saatlerinde Sinop otogarında iniyorum. Bir iş görüşmesi için merkezin on kilometre kadar dışındaki yeni cezaevine uğrayacağım. İnsanı huzursuz eden önlemlerden geçerek görüşmemin ilk aşamasını gerçekleştiriyorum. Üç saat sonra yeniden buraya gelmem gerekiyor. Orada zaman öldürmek yerine şehir merkezine dönüyorum. Boş zamanımı kahvaltı yaparak değerlendirmek isteyince Zeyden Mutfak adındaki pastaneye yönlendiriliyor ve 10 TL karşılığında olağanüstü bir kahvaltı yapıyorum; peynir pane, kızartılmış peynir, üç çeşit peynir çeşidi daha, yeşil ve siyah zeytin, iki çeşit reçel, bal, kaymak, domates, yağda yumurta, kızarmış tost ekmeği, pet şişede su ve limitsiz çay keyfi…&lt;br /&gt;Kahvaltı sonrasında bir taksiye binerek yeni cezaevine geri dönüyorum. Bu arada ‘Gölge etme başka ihsan istemem’ diyen filozof Diyojen’in heykeli dikkatimi çekiyor. Onun Sinoplu olduğunu öğreniyorum. Taksi şoförü Tarihi Sinop Cezaevi’nin önünden geçerken de, geçen yıl 50.000 kişinin cezaevini ziyarete geldiğini söylüyor. Pek şaşırmıyorum. Bu ziyaret akınının ‘Parmaklıklar Ardında’ dizisinin etkisi olduğu hakkında görüş birliğine varıyoruz. &lt;br /&gt;Yeni cezaevinde yeniden güvenlik önlemlerinden geçiyor, işimi bitirdikten sonra bir daha oraya dönmemek üzere ayrılıyorum. Bir kez daha şehir merkezindeyim. Bugün fazlasıyla cezaevi muhabbetine takılmış olmalıyım ki, içimden bir ses Tarihi Sinop Cezaevi’ni ziyaret etmemi söylüyor. O sesin peşine takılarak müzeye dönüştürülmüş cezaevine yöneliyorum. Bu sırada müze kartımın yanımda olmadığını fark ediyorum.&lt;br /&gt;Cüzdanımdan para çıkarırken “Müze kartım yanımda olsaydı para ödemeyecek miydim?” diye öylesine soruyorum.&lt;br /&gt;Müze görevlisi “Kartınız var mıydı?” diyor.&lt;br /&gt;“Yanımda değil.”&lt;br /&gt;"Olsun, buyurun,” diyen görevli ödeme yapmadan içeri girmeme izin veriyor.&lt;br /&gt;Pek alışmamışım, şaşırıyorum…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-BsrzjsDI/AAAAAAAAD9M/tTkT2o7_MA0/s1600/P1320447.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-BsrzjsDI/AAAAAAAAD9M/tTkT2o7_MA0/s320/P1320447.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tarihi Sinop Cezaevi’nin 1882 yılında iç kalenin güneyinde kalan bölümüne Sinop mutasarrıfı Veysel Bey tarafından yaptırılmış. 1979 yılında çıkan bir isyanda umumi cezaevi mahkumlar tarafından yakmış. 1996 yılına kadar cezaevi olarak kullanıldıktan 1999 yılında kültürel amaçlı kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’na devredilmiş. &lt;br /&gt;İdari binanın içinden geçerek yüksek duvarları dikenli tellerle örülmüş birinci kısma doğru ilerliyorum. Yüzlerce yıldır oradaki varlığını koruyan duvarın defalarca tamir edildiği her halinden belli oluyor; son olarak sıvanmış, beyaz bir boyayla boyanmış, günümüze gelene kadar sıvaların dökülmüş, boyaların silinip gitmiş, vs…&lt;br /&gt;Biri ahşap ve diğeri demir parmaklıklardan oluşan iki kapıdan geçerek geniş avluya ulaşıyorum. Uzun yıllardır avluda cezasını çekmekte olan bir incir ağacı, sonradan duvara eklendiği belli olan bir çeşme, barfiks için demir bir düzenek ile birkaç spor aletinin bulunduğu avlusunda bir süre volta atıyorum. İki katlı taş binanın ne kadar sağlam olduğu kanıtlanmak istenircesine köşe taşları özenle yerleştirilmiş, çatısı kiremitten örülmüş, bir zamanlar duvarları sarıya boyalıymış, dekoratif görsellik sağlamak amacıyla pencerelerin taş pervazları için kırmızı renk tercih edilmiş; şimdi ise bütün renkler birbirinin içine geçerek pastel renklere dönüşmüş… Pencereden kaçmayı düşünenlere ‘Hiç aklından geçirme!’ diye bağıran demir parmaklıklar iyiden iyiye paslanmış, iç yüzeyinde kendisi kadar paslanmış olan tel bir sineklik, onun iç yüzeyinde ise bir cam pencere… Yabani otların bir kısmı taş duvarlarda filizlenmiş, daha yukarılara tırmanmaya çalışmakta, bir kısmı ise demir parmaklıklar ile tel sinekliğin arasından dışarıya bakmakta…&lt;br /&gt;Çürümeye yüz tutmuş demir kapıyı geçerek binadan içeri giriyorum. Gri ve beyaz boyaları birbirine karışmış koridorları, kırmızı ve sarı boyalarına yazılar kazınmış koğuşları dolaşıyorum. Mozaikten dökülmüş pervazlara tutunarak merdivenleri tırmanıyorum. Üst kattaki koğuşların penceresinden avluya bakarken duvar kalınlıklarının neredeyse bir metre olduğunun farkına varıyorum...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-CfXIRTfI/AAAAAAAAD9U/ygEthvoeVho/s1600/P1320446.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-CfXIRTfI/AAAAAAAAD9U/ygEthvoeVho/s320/P1320446.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Abartılı anlatımlarıyla tanıdığımız Evliya Çelebi de Sinop’taki cezaevini ‘Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar,’ satırlarıyla tanımlıyor…&lt;br /&gt;İlk dolaştığım alandan çok daha büyük olan ikinci kısmın geniş avlusundan geçiyorum. Taş binadan içeri girdimde, tavanın kirişinde ‘Kan kanla değil, su ile yıkanır. Öç almanın sonu yoktur.’ yazısı karşıma çıkıyor. İmza olarak da William Şhekspir yazılmış. Bu tiyatro adamının adını okunduğu gibi yazılmasının komik bir hikayesi olabileceğini düşünerek gülümsüyorum. İkinci kata çıktığımda ‘Kan öcle değil, suyla temizlenir.’ yazısıyla karşılaşıyorum. Bu kez alıntı yapılan yazarın adı W. Shakespeare yazılarak alt kattaki hata düzeltilmiş. Hangi çeviri daha doğru ki?&lt;br /&gt;İkinci kattaki koğuşların bazılarını ‘Parmaklıklar Ardında’ dizisinin setine dönüştürmüşler. Ziyaretçilerden biri ‘Dizidekinin aynısı!’ diyor. Müzenin en ilgi çeken bölümünün burası olduğunu düşünüyorum. Kilitli demir kapının gözetleme deliğinden bir koğuşu anımsatan mekana bakıyorum; oyuncular dışında her şey yerli yerinde; gerçek bir cezaevi koğuşu, gerçek olmayan bir cezaevi koğuşuna dönüştürülmüş; hangisinin yanılsama olduğu belli değil. Mozaik basamaklardan alt kata doğru inerken ‘Hatasız dost arayan dostsuz kalır.’ yazısıyla uğurlanıyorum.&lt;br /&gt;Neden böyle bir söz?&lt;br /&gt;Avlunun demir parmaklıklı kapısından diğer bölüme geçiyorum. Bu bölümün avlusunda kocaman bir çınar ağacı yükseliyor. Bir avludan başka bir avluya geçiyor, hücrelerin bulunduğu bölüme giriyor, içimi bir ürperti kaplayınca oyalanmadan kendimi dışarıya atıyorum. Kadınların koğuşlarını binaların arka cephesiyle yüksek surların arasına sıkışmışlar. Pek güneş görmüyor. Taş duvarların neminden erimiş boyaları, dağılmaya yüz tutmuş parmaklıkları ya da kapılarını gördükçe mahkumların nelerle karşı karşıya kaldıklarını düşünmek bile istemiyorum. Dar koridorlardan geçerek başladığım noktaya ulaşıyorum. Çıkışa doğru ilerlerken 1939 yılında yapılan iki katlı, dokuz koğuşlu Çocuk Islah Evi’ne de uğruyorum. Diğer binalardan daha bakımlı gibi görünse de diğerleri kadar çürümüş; dış duvarlarda sarı ve kırmızının birbirine karışmasından oluşan pastel bir pembelik, hemen girişte yeşil ve beyaz boyalı bir mescit, gri ve beyaz koridorlar, aynı renk merdivenler, aynı renk alaturka tuvaletler, beyaza boyanmış koğuşlar; hepsi de birbirinde cansız…&lt;br /&gt;Çocuk Islah Evi’nin avlusunda çıkışa doğru yürürken denizin olduğu yöne doğru başımı çeviriyorum. Yüksek beton duvarlar gökyüzü dışında hiçbir yerin görünmesine izin vermiyor. Tarihi Sinop Cezaevi’ne geldiğim andan beridir aklımda dolanan Sabahattin Ali’nin ‘Aldırma Gönül’ şiirinden mısralar şimdi de dilimde…&lt;br /&gt;Görmesen bile denizi, yukarıya çevir gözü…&lt;br /&gt;Ben de Sabahattin Ali’nin dediği gibi yapıyorum…&lt;br /&gt;Deniz gibidir gökyüzü…&lt;br /&gt;Sabahattin Ali’nin dediği gibi deniz gibiydi gökyüzü…&lt;br /&gt;Aldırma gönül, aldırma…&lt;br /&gt;Aldırmamak olası mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7564948371193574154?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7564948371193574154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7564948371193574154&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7564948371193574154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7564948371193574154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/07/tarihi-sinop-cezaevi.html' title='Tarihi Sinop Cezaevi...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-BsrzjsDI/AAAAAAAAD9M/tTkT2o7_MA0/s72-c/P1320447.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2478524689731306116</id><published>2010-06-21T20:04:00.002+03:00</published><updated>2010-07-03T22:30:41.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Demir Parmaklıklar...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-LNmN8gxI/AAAAAAAAD90/V--UhnJbKcA/s1600/P1320431.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-LNmN8gxI/AAAAAAAAD90/V--UhnJbKcA/s400/P1320431.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-KtrO3faI/AAAAAAAAD9k/oY0BdPnP4LM/s1600/P1320397.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-KtrO3faI/AAAAAAAAD9k/oY0BdPnP4LM/s400/P1320397.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-Lfx68J3I/AAAAAAAAD98/rHOg0C8Twio/s1600/P1320470.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-Lfx68J3I/AAAAAAAAD98/rHOg0C8Twio/s400/P1320470.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-KYxsdHxI/AAAAAAAAD9c/GZj3_z0qMFw/s1600/P1320375.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-KYxsdHxI/AAAAAAAAD9c/GZj3_z0qMFw/s400/P1320375.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-K8YIoDpI/AAAAAAAAD9s/qH4tFLzw8U4/s1600/P1320420.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-K8YIoDpI/AAAAAAAAD9s/qH4tFLzw8U4/s400/P1320420.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-My9ykldI/AAAAAAAAD-M/cRKC3G8rLLs/s1600/P1320403.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-My9ykldI/AAAAAAAAD-M/cRKC3G8rLLs/s400/P1320403.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-L0svJXoI/AAAAAAAAD-E/ONEYgQsP5HM/s1600/P1320475.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" rw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-L0svJXoI/AAAAAAAAD-E/ONEYgQsP5HM/s400/P1320475.JPG" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2478524689731306116?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2478524689731306116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2478524689731306116&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2478524689731306116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2478524689731306116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/06/demir-parmaklklar.html' title='Demir Parmaklıklar...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-LNmN8gxI/AAAAAAAAD90/V--UhnJbKcA/s72-c/P1320431.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7298070660084420806</id><published>2010-06-21T19:55:00.003+03:00</published><updated>2010-07-03T23:00:15.425+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Sinop...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-QlXQW0wI/AAAAAAAAD-U/EaVEPiVBxg8/s1600/P1320339.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-QlXQW0wI/AAAAAAAAD-U/EaVEPiVBxg8/s400/P1320339.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SZpWgoJI/AAAAAAAAD-s/ZsfbgF9xqQU/s1600/P1320484.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SZpWgoJI/AAAAAAAAD-s/ZsfbgF9xqQU/s400/P1320484.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SHx7K0LI/AAAAAAAAD-k/k1AneHDwSlg/s1600/P1320341.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SHx7K0LI/AAAAAAAAD-k/k1AneHDwSlg/s400/P1320341.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SrurEsQI/AAAAAAAAD-0/0AtYP4V6kn8/s1600/P1320357.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-SrurEsQI/AAAAAAAAD-0/0AtYP4V6kn8/s400/P1320357.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-UVYr5LOI/AAAAAAAAD_M/payoGDdnjoY/s1600/P1320409.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-UVYr5LOI/AAAAAAAAD_M/payoGDdnjoY/s400/P1320409.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-U8EwFVCI/AAAAAAAAD_U/G6nhimAdhWw/s1600/P1320337.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-U8EwFVCI/AAAAAAAAD_U/G6nhimAdhWw/s400/P1320337.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-T_k2jgRI/AAAAAAAAD_E/wIma7nkmn6s/s1600/P1320489.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" rw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-T_k2jgRI/AAAAAAAAD_E/wIma7nkmn6s/s400/P1320489.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7298070660084420806?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7298070660084420806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7298070660084420806&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7298070660084420806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7298070660084420806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/06/sinop.html' title='Sinop...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TC-QlXQW0wI/AAAAAAAAD-U/EaVEPiVBxg8/s72-c/P1320339.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-437651679995204518</id><published>2010-05-05T13:50:00.003+03:00</published><updated>2010-05-06T13:05:39.178+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUTKUN&apos;UM'/><title type='text'>Mutlu Bebek...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S-FMrfUD_AI/AAAAAAAAD8c/ArYKhJeul2Y/s1600/P1260364.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S-FMrfUD_AI/AAAAAAAAD8c/ArYKhJeul2Y/s320/P1260364.JPG" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zaman akıyor…&lt;br /&gt;Gün geçiyor, günler geçiyor…&lt;br /&gt;Arkası arkasına geçip giden günleri izlerken, bir bakıyorsun ki yıl geçmiş, yıllar geçmiş…&lt;br /&gt;Geçip giden yılların bir gününde, kollarının arasında ufacık bir bebek buluyorsun; mutlu bir bebek; bebek sana gülümsüyor, sen ona gülümsüyorsun…&lt;br /&gt;Hafta geçiyor, haftalar geçiyor…&lt;br /&gt;Arkası arkasına geçip giden haftaları izlerken, bir bakıyorsun ki yıl geçmiş, yıllar geçmiş…&lt;br /&gt;Mutlu bebek, önce emekliyor, sonra yürümeye başlıyor, her geçen yılda biraz daha büyüyor; bu arada mutlu bebek farkında olmasa bile annesiyle babası mutlu bebeğin daha mutlu olması için çırpınıp duruyor, bu arada yıpranıyorlar, birbirlerini yıpratıyorlar...&lt;br /&gt;Ay geçiyor, aylar geçiyor…&lt;br /&gt;Arkası arkasına geçip giden ayları izlerken, bir bakıyorsun ki yıl geçmiş, yıllar geçmiş…&lt;br /&gt;Mutlu bebek duyamayanların arasında ilkokula başlıyor, konuşulan her şeyi duyamasa da yaşamda anlaması gerekenleri fazlasıyla anlıyor; işin özü mutlu olmakta; o zaten doğduğu günden beridir mutlu bir bebek; gerisi kimin umurunda…&lt;br /&gt;Zaman hızla akıyor…&lt;br /&gt;Mutlu bebek ortaokula herkesin her şeyi duyabildiği okulda başlıyor; ilk başlarda öğretmenleri ona yardımcı olamayız diye panik yapıyor, ilk panik çabuk geçiyor, mutlu bebek mutluluk içinde ortaokulu bitiriyor, öğretmenleri de onun gibi öğrenciyi okutmuş olmaktan mutluluk duyuyor…&lt;br /&gt;Mutlu bebek kalecilik yapmayı kafaya koyuyor; niyeti İngiltere Premier Ligi’ndeki Chelsea’nin kalecisi Petr Cech’in yerini almak; zaman içinde hedefinin düşündüğünden çok daha büyük olduğunu kavrıyor; o hedefe ulaşamayacağını anlayınca kalecilik macerasını askıya alıyor; bu arada on sekiz yaşından küçüklerin bulunmadığı işitme engelliler ligindeki bir takımın ikinci kalecisi olacak kadar iyi ve ilk kaleci olması an meselesi…&lt;br /&gt;Zaman hızla akmaya devam ediyor…&lt;br /&gt;Mutlu bebek son bir yıldır liseye gidiyor; eğitim yılının son günlerine yaklaşılırken, o okulundaki herkesten ve okulundaki herkes de onun iyi bir insan olmasından memnun; örnek bir öğrenci, birbirini yıpratmayı sürdüren anne ve babasına yük getirmemeye özen gösteren bir ergen…&lt;br /&gt;Mutlu bebeğin kalecilik hayalinin yerini Amerikan Futbolu alıyor; bu kez hedefi dünyanın en iyi takımında oynamak yerine başarılı bir oyuncu olabilmek; üniversite yıllarında oynayacağı takıma şimdiden yatırım yapıyor; hepsi ODTÜ öğrencisi ya da mezunlarından oluşan METU Falcons Amerikan Futbol takımının &lt;a href="http://akadirb.blogspot.com/2009/12/tutkunum.html"&gt;tek liselisi olarak sevilen bir oyuncusu&lt;/a&gt; olmayı başardı; bir lig maçında kısa bir süreliğine maça bile çıktı; önümüzdeki sezon takımın vazgeçilmez bir oyuncusu olabilmek için bütün gücüyle antrenmanlarını sürdürüyor…&lt;br /&gt;Mutlu bebek son günlerle hangi üniversiteye gitmesinin kendisi için daha uygun olacağını anlamaya çalışıyor…&lt;br /&gt;Mutlu bebek çevresindeki yaşamın çok zor geçtiği iki bin on yılının beş mayıs günü on altı yaşına giriyor; yüzünde ergenlik sivilceleriyle dolaşıyor olsa bile babasının gözünde hala mutlu bir bebek; mutlu bebek ise mutlu bir genç olabilmenin peşinde…&lt;br /&gt;Tutkun’umu ‘mutlu bebek’ diyerek sevmeyi yüreğimin bir köşesinde gizlemeye karar verdim; belki uykuda saçlarını okşarken, belki belli etmeden yüzüne dokunurken, belki sıkı sıkıya sarılırken…&lt;br /&gt;O bundan sonra benim için mutlu bir genç…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S-FNGTQB0TI/AAAAAAAAD8k/dfD2asEmnlc/s1600/P1250980.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S-FNGTQB0TI/AAAAAAAAD8k/dfD2asEmnlc/s400/P1250980.JPG" tt="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-437651679995204518?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/437651679995204518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=437651679995204518&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/437651679995204518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/437651679995204518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/05/mutlu-bebek.html' title='Mutlu Bebek...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S-FMrfUD_AI/AAAAAAAAD8c/ArYKhJeul2Y/s72-c/P1260364.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4203279950910402120</id><published>2010-04-04T15:31:00.000+03:00</published><updated>2010-04-04T15:31:45.437+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EVEREST'/><title type='text'>MAYMUNLAR TAPINAGI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h9k3V7bOI/AAAAAAAAD5U/eiUG4pwrvqg/s1600/P1280276.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h9k3V7bOI/AAAAAAAAD5U/eiUG4pwrvqg/s320/P1280276.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h_1GqhB4I/AAAAAAAAD5c/_Ppc-Tyt4JY/s1600/P1280279.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h_1GqhB4I/AAAAAAAAD5c/_Ppc-Tyt4JY/s320/P1280279.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7iEum-tPQI/AAAAAAAAD5k/KoepGJVbGeM/s1600/P1280280.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7iEum-tPQI/AAAAAAAAD5k/KoepGJVbGeM/s320/P1280280.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4203279950910402120?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4203279950910402120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4203279950910402120&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4203279950910402120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4203279950910402120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/04/maymunlar-tapinagi.html' title='MAYMUNLAR TAPINAGI'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h9k3V7bOI/AAAAAAAAD5U/eiUG4pwrvqg/s72-c/P1280276.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2879554255141918564</id><published>2010-04-04T14:46:00.000+03:00</published><updated>2010-04-04T14:46:31.814+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EVEREST'/><title type='text'>EVEREST FOTO 2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h6rK5M2vI/AAAAAAAAD4k/AbT2hqnjlNk/s1600/P1280339.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" nt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h6rK5M2vI/AAAAAAAAD4k/AbT2hqnjlNk/s320/P1280339.jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7MG58-RI/AAAAAAAAD5E/t_eMH1luPtI/s1600/P1280359.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7MG58-RI/AAAAAAAAD5E/t_eMH1luPtI/s320/P1280359.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7FPki5AI/AAAAAAAAD48/7cpDxBIxbyg/s1600/P1280372.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7FPki5AI/AAAAAAAAD48/7cpDxBIxbyg/s320/P1280372.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7Xik8NZI/AAAAAAAAD5M/wuKqpap_eZ4/s1600/P1280258.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h7Xik8NZI/AAAAAAAAD5M/wuKqpap_eZ4/s320/P1280258.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h645vWd5I/AAAAAAAAD40/6pXIH4KNYhU/s1600/P1280401.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h645vWd5I/AAAAAAAAD40/6pXIH4KNYhU/s320/P1280401.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h6yHkZZQI/AAAAAAAAD4s/kNsFsMlV7YQ/s1600/P1280545.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h6yHkZZQI/AAAAAAAAD4s/kNsFsMlV7YQ/s320/P1280545.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2879554255141918564?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2879554255141918564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2879554255141918564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2879554255141918564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2879554255141918564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/04/everest-foto-2.html' title='EVEREST FOTO 2'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7h6rK5M2vI/AAAAAAAAD4k/AbT2hqnjlNk/s72-c/P1280339.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2111547191413191781</id><published>2010-04-02T04:57:00.000+03:00</published><updated>2010-04-02T04:57:57.408+03:00</updated><title type='text'>KATMANDU</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VO_bEqZuI/AAAAAAAAD4U/pzBcyCCvNUE/s1600/P1280193.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VO_bEqZuI/AAAAAAAAD4U/pzBcyCCvNUE/s320/P1280193.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VN8k849wI/AAAAAAAAD4E/SMsa6dwJhog/s1600/P1280203.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VN8k849wI/AAAAAAAAD4E/SMsa6dwJhog/s320/P1280203.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VOb7kPDrI/AAAAAAAAD4M/5a5E8WDREp4/s1600/P1280204.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VOb7kPDrI/AAAAAAAAD4M/5a5E8WDREp4/s320/P1280204.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2111547191413191781?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2111547191413191781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2111547191413191781&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2111547191413191781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2111547191413191781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/04/katmandu.html' title='KATMANDU'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S7VO_bEqZuI/AAAAAAAAD4U/pzBcyCCvNUE/s72-c/P1280193.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8295398720060982937</id><published>2010-03-28T06:31:00.000+03:00</published><updated>2010-03-28T06:31:26.336+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EVEREST'/><title type='text'>EVEREST YOLCULUĞU 1</title><content type='html'>BAŞLANGIÇ…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Karaca’yla üretim bantlarının arasında dolaşıyorduk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana CNC tezgahlarında metal levhaların eğilip bükülüşlerini, poliüretan malzemesinin tonlarca ağırlıktaki preslere nasıl direndiğini izletiyordu. Bir yandan da geçmişimizdeki eğlenceli günleri konuşarak gülüşüyorduk. Bir soğuk depo cihazındaki elektronik kumandanın nasıl çalıştığını anlatırken enerjinin verimli kullanımıyla ilgili AR-GE çalışmalarından söz etmeye başladı. Kazandıklarının çoğunu araştırma ve geliştirmeye yatırdığını söylerken gözlerinin içi parlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yolun sonuna iyice yaklaştık Kadir,” dedi. “Zirveye bayrağımızı dikmeye az kaldı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözlerinin güzel bir benzetme olduğunu düşünmüştüm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne söylemek istediğini daha sonra anlayacaktım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cantek fabrikasındaki turumuzu soğuk depo cihazlarını ya da poliüretan panellerini üreten teknolojik makinelerin arasında tamamlayacağımızı düşünüyordum. Bir anda kendimi karlarla kaplı dağın eteklerinde buldum. Şaka gibiydi! Önünde durduğum pencerenin öteki tarafına bir metreyi aşan kar yağdırılmıştı. Kar tanelerinin kuru ağaçların dallarına yuvalandığı manzara Hollywood filmlerinin dekorlarını anımsatmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüz metrekarelik alandaki panoramik manzaraya büyülenmişçesine kilitlenmişken “Burası da Kar Ada!” diyen Hakan Karaca prototipini izlediğim projesinin amacını anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz aylarında termometrenin 45 santigradı sıklıkla gösterdiği ya da kar tanelerinin kırk yılda bir yolunun düştüğü bölgelerde 365 gün boyunca doğal kar kalitesinin keyfi yaşatmayı hedeflemekteymiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yazın ortasında bronzlaş bir tenle kartopu oynamak her kula nasip olmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İçeriye girdiğinde gerçek bir kar havasıyla karşılaşacaksın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Oldu alacak bir de kayak pisti de yapsaydın?” diye takıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepsi var!” diyen arkadaşım oldukça ciddiydi. “Çocukların kocaman bir kardan adam yaptıklarını, burnuna havucu, gözlerine kömürleri yerleştirirlerken nasıl kendilerinden geçeceklerini gözünde canlandırabiliyor musun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu arada anneleri, babaları ne yapacak?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seçenek çok… Kayak yapmasını bilmeyenler karlı tepelerdeki trekking turuna da katılabilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya yorulanlar?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kar Ada gerçek bir eğlence merkezi olacak, isteyen kar manzarasının karşısında içkisini yudumlayarak günün keyfini çıkarır, isteyen hamburgerini yedikten sonra eğlencesine geri döner, isteyen istediğini yapmakta özgür…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merakım beni Kar Ada’nın içinde itti. Bir süre yeni yağmış hissi uyandıran kar tanelerinin üstünde dolaştım. Kuru ağaç dallarına yuvalanmış kar tanelerini incelerken negatif iyonlarla zenginleştirilmiş gerçek dağ havasını ciğerlerime doldurdum. Aramızda kalmak kaydıyla, bir kartopunu Hakan Karaca’ya fırlattığımı da söylemeliyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu proje Antalya’ya en yakın kayak merkezi olan Saklıkent’e kızını götürdüğünde aklında belirmeye başlamış, çok geçmeden de AR-GE çalışmaları tamamlanmış, şimdi de sırada Türk mühendislerin tasarladığı projeyi Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde hayata geçirecek yatırımcıları bulmaya kalmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kar Ada projesi gerçekleştiğinde Türkiye için bir ilk olacak!” derken, bu güne kadar Cantek firmasının liderliğinde gerçekleşen projeler üstüne konuşmamızı sürdürdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; soğuk depo cihazları ve panellerini bir arada üreten Türkiye’nin en büyük tesisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; İngiliz ordusuna soğutmalı morg kabinleri tasarlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; İngiliz Kraliyet Sarayı’ndaki mutfakların soğuk depoları firmasının eseriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; Ansiyat tarafından yılın işadamı seçilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç saat önce söylediği söze gönderme yaparak “Sen zirveye bayrağı çoktan dikmişsin,” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Henüz değil,” derken oturduğu makam koltuğundan kalkarak yanıma doğru yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ana kadar söylediklerinden daha önemli bir şey söyleyeceğini bilecek kadar kendisini tanıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayırdır?” dedim ikili koltuğa oturduğu sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Soğutma sektöründeki yirminci yılımızda kimselerin yapamadığını yapmanın eşiğindeyiz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye’de yapmadık bir iş bırakmamışsınız ki!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben Türkiye’den söz etmiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yani?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“AR-GE birimimizin dünyada bir ilke imza atmasına az kaldı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha konuyu açarak az enerji tüketen akıllı soğuk depo cihazları üstüne çalıştıklarını anlattı. Bütün dünya enerjinin ekonomik kullanımına kafa yoruyor. Onların önüne geçebilecek bir projenin Türkiye’den çıkacak olması beni de heyecanlandırdı. Hemen ardından Nasuh Mahruki’nin bir ilki gerçekleştirmek için yeniden Everest’in zirvesine çıkışına sponsor olacağını anlatmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cantek, Nasuh Mahruki ve Everest…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok zor bir organizasyon!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yaşamda kolay ne var ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktaya işini nasıl taşıdığına tanık olanlardan biriyim. Cantek’in bayrağını Everest’e taşıyacak olan Nasuh Mahruki gibi hedefine adım adım ilerlemiş, her adımında zorluklarla, umulmadık sürprizlerle karşılaşmış, bir yolunu bularak bu günlere ulaşmıştı; şimdi ise yarınlar için daha büyük bir adım atmaktan söz ediyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi Yılmaz Sevgül’ün Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nde yaptığı bir konuşma sırasında proje ortaya çıkmış. Sohbet bölümünde Nasuh Mahruki’le birlikte Everest’e çıkmayı arzuladıklarını, Nasuh’un on beş yıl sonra yeniden zirveye çıkmaktan heyecan duyacağını, bu kez oksijen desteği olmadan tırmanmaya çalışacağını, bunu dünyada başarabilen az sayında dağcıdan birisi olmak istediği halde sponsor desteği bulamadıkları için projeden umutlarının tükenmek üzere olduklarını anlatıyormuş. O sırada Hakan Karaca’nın düşünceleri oluşmaya başlamış. Bazı arkadaşları sponsorluk konusuna ilişkin şakalar yaparken, o bütün ciddiyetiyle Nasuh Mahruki’yle görüşmek istediğini söylemiş. Bir süre sonra da Antalya’daki fabrikada buluşmuşlar. İlk tanışmaları sırasında kendisini fazlasıyla etkileyen efsane dağcıyla zaman yitirmeden mutabakata varmışlar. Daha geniş bir destek oluşturmak için soğutma sektöründeki tedarikçilerini de Everest projesine dahil etmeyi düşünmüş. Böylece sponsorluk olayı sektörsel bir boyut kazanabilecekmiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen bu işi yapmaya niyetlisin galiba?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz niyetin çok daha ötesine geçtik. Bütün bağlantılar yapıldı, sponsorluğu destekleyen firmalarla mutabakata vardık…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yani?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mart ayının sonunda Everest’e tırmanmak üzere yola çıkacağız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şaka mı yapıyorsun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka yapmıyormuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu firmaların yetkilileriyle Nasuh’u tanıştırmak için bir akşam yemeği organize ettim. Çok keyifli bir geceydi. Sektörün büyüklerinden olduğu halde birbirini tanımayan firma sahiplerini aynı masada buluşturdum. Everest projesinin içinde olmak onlar için de, bizim için de büyük bir deneyim olacak…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel gecenin ayrıntıları da güzelmiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeğin sonrasında bir ‘anı-ev’ gibi düzenlenmiş Mahruki ailesinin evine kahve içmeye gitmişler. Ev sahibinin dağcılık hikayelerinin evin her yerinde göze çarpmaktaymış. Onun fotoğraflarına bakarak bir dağın zirvesinden diğerine dolanıp durmuşlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sizin için ilgi çekici bir yolculuk olacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin de aramıza katılmanı istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu yolculuğun hikayesini yazarsın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an için ne söyleyeceğimi bilemedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S67M9FDOndI/AAAAAAAAD38/ShlMTQ6WJzw/s1600/50x70-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" nt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S67M9FDOndI/AAAAAAAAD38/ShlMTQ6WJzw/s400/50x70-1.jpg" width="307" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BASIN TOPLANTISI…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantısının öncesinde biraz gergindik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün Türkiye bir döneme damgasını vuran komutanların gözaltına alınışıyla çalkalamaktaydı. Medyanın tamamı da cumhuriyet tarihinde ender rastlanacak olaya tanıklık etmenin telaşına düşmüştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son hazırlıklar gözden geçirirken, Yılmaz Sevgül, Nasuh Mahruki ve eşi Mine salonun kapısında belirdi. Bir biçimde medyadan göz aşinalığım olan Nasuh Mahruki düşündüğümden daha kısaydı; belki de Yılmaz Sevgül’ün uzun boyunun yanında gözüme öyle görünmüştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaküstü sohbetimiz sırasında ortaya çıkan küçük bir şakayı sizlerle paylaşayım: Nasuh Mahruki’nin yüksek tabanlı ayakkabısı Hakan’ın dikkatini çekince, ayakkabısının üstüne konuşmaya başlamıştık; özel bir tasarım olduğunu, yay biçimindeki yüksek tabanı sayesinde yürürken bile dağa tırmanış sırasında kullanılan kasları çalıştırdığını, bu yüzden iyi bir hazırlık ayakkabısı olduğunu, ayakkabıyı kimlerin ürettiğini, nereden ve nasıl satın alınabileceğini anlatırken, sözlerinin sonunda eşi Mine “Bir de boyu uzun gösteriyor,” diyerek son noktayı koydu. Eşinin esprisine birlikte gülerken, yirmi yedi yaşında Everest’in zirvesine çıkmayı başaran genç dağcının zirvede kaldığı yirmi dakika boyunca aklından geçirdiklerini anımsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dünyadaki her şeyden büyük bu kütlenin zirvesinde, kumsaldaki bir kum tanesi kadar küçük bu bedenin ne kadar değersiz ve önemsiz olduğunu ve iç disipliniyle, kararlılığıyla, tutkusuyla, kendisini sınırlarına kadar zorlayan ve hayallerinin ötesine geçen bu insancığın ne kadar değerli olduğunu gördüm. Yaşamımda sorun ettiğim pek çok şeyin ne kadar anlamsız ve boş olduğunu, her şeyin ben olduğumu ve benim hiçbir şey olmadığımı, burasının son değil daha başlangıç olduğunu, yaşamanın çok ama çok güzel olduğunu ve dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu öğrendim. Ve bu genç adamın, Dünyanın Ana Tanrıçasının zirvesinde, tüm yalınlığı, çıplaklığı ve kırılganlığıyla, gözyaşlarını gizleme ihtiyacı duymadan kendini bıraktığını gördüm ve öğrendim ki insan bir tanrıçanın önünde yalnızca ağlayabilirmiş.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi yedi yaşında Everest’in zirvesine çıkarak her şeyin kendisi olduğunu ama kendisinin hiçbir şey olduğunu söyleyebilecek kaç insan tanıyabilirim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantısının öncesinde yaptığımız kahvaltı sırasında Nasuh Mahruki’yle birlikte Everest’e tırmanacak olan Yılmaz Sevgül’le yan yanaydık. Bir gün önce internette dolaşırken kaza geçiren bir dağcının hayatını nasıl kurtardığını okumuştum: 1998 yılında 1050 metre yüksekliğindeki Sivridağ’a tırmanış yapan beş kişilik dağcı grubu beklenmedik bir kaza yaşamış. İpin bağlı olduğu sikke yerinden çıkınca grup lideri kayalara çarparak yirmi metre aşağıya düşmüş. Bu arada bacağı ve kolu kırılmış. İpte yaralı bir halde asılı kalan dağcıyı kurtarabilmek için Yılmaz Sevgül’e ulaşmaya çalışmış. Aradan saatler geçtiği halde Yılmaz Sevgül gelene kadar operasyona başlamamışlar. O olmadan operasyona başlamadıklarına göre herkesin bildiğinden daha fazlasını biliyor olmalıydı! Yılmaz Sevgül kaza geçiren dağcının bulunduğu yere ip kullanmadan tırmanmış. Kırık bacak ve kolu artele aldıktan sonra kucağındaki dağcıyı iplerin yardımıyla zirveden aşağıya indirmeye başlamış. Sabaha karşı tamamlanan operasyon 8,5 sat sürmüş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri gelmişken, Everest’e tırmanacak dağcıların AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin kurucuları olduğunu, Nasuh Mahruki’nin 1. Başkan, Yılmaz Sevgül’ün de 2. Başkan olduğunu ekleyerek derneklerinin bünyesinde gerçekleşen arama ve kurtarma çalışmalarını sonraki sayfalara bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantımız gözaltına alınan komutanların gölgesinde başladığı halde Anadolu Ajansı, Doğan Ajans, İhlas Haber Ajansı ve ulusal medyadan yeterince katılım oldu. Hakan Karaca ve iki dağcının tek tip kıyafetle basının karşısına çıkışı, arkalarında ‘Enerjini Doğru Kullan’ sloganının yazılı olduğu pano, Cantek firmasının dışında projeye destek veren soğutma firmaları, iki dağcının Everest’in zirvesine özlem dolu bakışlarını gösteren poster… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantısının ilk konuşmasını yapan Cantek Soğutma Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Karaca, yirmi yıl önce sıfır noktasından başlayarak bugünlere sektörün lider kuruluşlarından biri olarak geldiklerini, üretimlerinin büyük bölümünü yurtdışına ihraç ettikleri için Avrupa ve Ortadoğu’da azımsanmayacak bir pazar paylarının olduğunu, son üç yıldır AR-GE biriminin akıllı soğuk oda cihazları üstünde yoğun olarak çalıştığını, 2010 yılında üretimine başlanacak olan cihazların soğutma sektöründe Everest’e çıkmakla aynı anlama geldiğini, bu nedenle iki zirvenin de birbiriyle bütünleşeceğini düşünerek sponsor olmaya karar verdiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son yıllarda ağırlık verdiğimiz enerji tasarrufuna paralel olarak bu yıl `Enerjini Doğru Kullan, Zirveye Tırman` sloganıyla yola çıktık. Bu noktada zirvedeki isimlerle yürümenin doğru olacağına karar verdik. Nasuh Mahruki bizim için çok değerli bir isim, böyle bir projede kendisi ile bir araya gelmekten çok mutluyuz. Tırmanışın ilk ayağında ben de ekip ile beraber olacağım ve bu heyecanı kısmen de olsa onlarla beraber yaşayacağım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cantek firmasının yaptığı işleri gösteren tanıtım filminin izlenmesinden sonra “8000 metrelik dağların zirvesinde olmak bambaşka bir duygu yaratıyor,” diye konuşan Nasuh Mahruki ise uzun bir aradan sonra Himalaya’lara dönmenin heyecan verici olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel bir tırmanış programı hazırladıklarını ifade ederek “Everest Dağı’na kuzey tarafından, Tibet üzerinden tırmandığım 1995 yılının ilkbahar sezonundaki ekspedisyonumdan 15 yıl sonra, bu kez güney tarafından Nepal üzerinden bu çok özel tırmanışı tekrar etmek istiyorum. Bu kez, dağcılıkta en iyi anlaştığım ekip arkadaşlarımdan biri olan Yılmaz Sevgül`le birlikte bu denemeyi gerçekleştirmek istiyoruz,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dağcımızla birlikte yola çıkacak olan ekibimizin yolculuğu 2.000 metrelerde başlayacak ve ana kampa yedi ya da sekiz gün boyunca yürüyerek ulaşılacakmışız. Bu yüksekliğin anlamının tam olarak anlaşılabilmesi için Ağrı dağından bile daha yüksek olduğunun altını çizdi. Ana kamptan sonra ekibimizden ayrılacak olan dağcılarımız 8.850 metre yükseklikteki Dünyanın Ana Tanrıçası’nın zirvesine çıkmayı deneyecek, yeniden Everest zirvesini onlara açacak olursa, şükranlarını sunma fırsatını yakalayacaklarmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everest dağına hem güneyden, hem kuzeyden tırmanmayı başaran az sayıda dağcının arasında yer almak istediğini söyleyen Nasuh Mahruki “Bu kez oksijen desteği almadan bu tırmanışı gerçekleştirmeyi planlıyorum. Yılmaz Sevgül ise oksijen desteği alarak tırmanışı yapacak. Normal şartlarda dağcılar, 8.000 metrenin üzerinde oksijen desteği ile tırmanışlarını sürdürürler. 1995 yılındaki Everest tırmanışımda sadece 8.600 metrenin üzerinde oksijen kullanmıştım. Everest`in ardından tırmandığım diğer 8.000 metrenin üstündeki dağlarda oksijen kullanmadım. Türkiye`den bugüne dek 14 dağcı Everest Dağı`na tırmanmayı başardı, bunların tamamı oksijen desteği ile bu tırmanışı gerçekleştirdi. Düşündüğüm şekilde başarabilirsek bu da Türk dağcılığında önemli bir ilk olacak,” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksijen desteği almadan tırmanışı gerçekleştirmenin çok zorlu bir süreç olduğunu vurgulayarak, “Yüksek irtifanın düşük hava basınçlı ve düşük oksijen miktarlı ortamında, Everest ve K2 gibi yüksek sekiz binliklere yapay oksijen desteği almadan tırmanmak, bir dağcının ulaşabileceği en üst düzey tırmanışlar arasındadır. 2000 yılında zorlu K2 dağına bu şekilde tırmanmayı başardıktan sonra, bu kez aynı şekilde Everest Dağı`na da temiz bir tırmanış yapmak istiyorum,” diyen Nasuh Mahruki on beş yıllık hayalini açıkça ortaya koyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir medya mensubu zirveye tırmanmanın mı yoksa zirveden inişin mi daha zor olduğunu sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yukarı çıkış daha zordur ama enerjinizi tırmanışta kullandığınız için geriye dönüşünüzde yorgun olursunuz, gereksinim duyduğunuz gücü bulamayabilirsiniz, bu yüzden dönüş yolculukları da tırmanıştaki kadar zorlukla geçiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka medya mensubunun iletişim olanaklarının ne olduğunu öğrenmek istemesi Nasuh Mahruki’yi on beş yıl öncesine götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben zirveye çıktıktan iki hafta sonra babama haber verebilmiştim,” dedikten sonra artık koşulların çok değiştiğini, yanımızda uydu telefonunun olacağını, ayrıca tırmanışla ilgili ayrıntıların www.enerjinidogrukullan.com adresinden güncel olarak takip edilebileceğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama henüz asansör kuramadılar,” diyen Hakan Karaca’nın esprisiyle konuşma devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Mahruki, “En temiz enerji, tasarruf ettiğiniz enerjidir,” diyerek enerjiyi doğru kullanmanın önemini yeniden gündeme getirdikten sonra bu anlayışın mümkün olduğunu, enerji tüketimine böyle bir gözle bakılması gerektiğinin altını çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Karaca ise Türkiye’de elektrik tüketiminin yılda 1.5 milyar Euro civarında olduğunu, bu tüketimin Avrupa’da 150 milyar Euro civarına ulaştığını, %10 enerji tasarrufu yapabilmenin bile çok büyük rakamlara karşılık geldiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir medya mensubunun “Tehlikeli yolculuklarınızın nedeni nedir?” sorusunun yanıtını hepimiz merak ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağcılık sporuna üniversite yıllarında başladığını söyleyen Nasuh Mahruki, daha fazlasını yapabileceğini gördüğünü ve bu günlere geldiğini belirttikten sonra “Hayalimde böyle bir yaşam tarzı vardı ve onu adım adım gerçekleştiriyorum,” diyerek son noktayı koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz Sevgül ise yıllardır birlikte dağcılık yaptığı Nasuh Mahruki gibi yüksek irtifa dağcısı olmadığını, kaya ve düz duvar tırmanışlarına yoğunlaştığını, yedi binlik tırmanışlarının bulunduğunu, çoktandır sekiz binlik tırmanışın hayalini kurduğunu, bunun için gerekli desteği bulamadığını, tam ümitlerini yitireceği sırada Cantek firmasıyla yolunun kesiştiğini, bu sponsorluk anlaşmasının Türk dağcılığına büyük katkısının olacağını ve ilk sekiz binlik tırmanışının Everest’e gerçekleştirmesinin de kendisi için çok özel bir durum olduğunu belirtti. Bu kriz ortamında yaklaşımından dolayı Hakan Karaca’ya teşekkür eden dağcımız, akademisyen bir bakış açışıyla sponsorluk kurumunun önemini dile getirerek, yeni çıkan sponsorluk yasasının işletmelere yaptıkları masrafları vergiden düşebilme avantajı sağladığını, böylece spora ve sanata sponsor desteğinin büyük katkılarda bulunabileceğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantısının sonunda içilen yorgunluk kahvesinde Hakan Karaca üretimlerini nasıl yaptıklarını anlatırken, bu projeye destek olan firmaların ürettiklerini ya da ithal ettikleri malzemeleri kullandıklarını, malzemelerin kalitesinden taviz vermemeye özen gösterdiklerini, Çin’den gelen malzemelerle yurtiçinde ve yurtdışında rekabet etmenin oldukça zor olduğunu, yine de rekabeti kaliteden taviz vererek yapmak yerine kazançlarından özveride bulunduklarını anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çin’den bebek aldığında iki ay sonra gözü patlıyor,” diyen Mine Mahruki Hilton otelindeki konuşmamıza son noktayı koyuverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SPONSORLAR…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın toplantısının devamı daha da ilginçti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç aşağı, beş yukarı basın toplantısında karşımıza nelerin çıkacağı belliydi. Türk dağcılığının en önemli ismi sayılan Nasuh Mahruki yıllardır yaptığı gibi yeniden kendi sınırlarını zorlayacak bir yolculuğa çıkmak üzereydi; daha önceki basın toplantılarında karşılaştığı sorulara benzeyen sorularla karşılaşmış, daha öncesindekilere benzeyen yanıtlar vermiş, bu seferki yolculuğunun diğerlerinden farklı olan ayrıntılarına medyanın dikkatini çekerek tanıtım aşaması başarıyla geçilmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İstanbul’daki destekçilerin işyerlerine ziyarete gidilecek, bir çayları içilip, bir parça sohbet edilecek, ana kampa kadar sürecek olan yolculuğa katılmak isteyenlerin aklındaki soruları yanıtlayacaktık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taksiye binerek Tarlabaşı’na doğru yola çıktık. Hakan Karaca taksi şoförünün yanında, ben fotoğraf makinem ve sırt çantamla bir cam kenarında, Yılmaz Sevgül öteki cam kenarında, Nasuh Mahruki ikimizin arasında; kitaplarındaki uzun yolculukları çadırlarda ya da kar mağaralarında katlandığı eziyetleri anımsayınca taksinin arkasındaki üç kişilik yolculuğun rahatsızlık vermeyeceğine kendimi ikna ettim. Ben kısacık taksi yolculuğundaki sıkışıklığı bile önemserken, dağların zirvelerine ulaşabilmek için yaşanılanları yeterince içselleştirebilmiş değilim. Bir amatör spor için bu kadar eziyet, bu kadar risk ve her an ölümle karşılaşabileceğinin bilinciyle dağcılık sporuna devam etmek düşüncesi aklımı karıştırıyor. İş yaşamındaki direniş de dağcıların sınırlarını zorlamasından farklı sayılmaz; ne kadar çok risk alırsan, büyük başarılara imza atabilir ya da büyük başarısızlıkların altında ezilebilirsin. Bir kumarbaz misali güvelik önlemlerini almadan risklerin ortasına kendini bırakmışsan, ne iş yaşamı ne de dağlar hedefine ulaşmana izin vermeyecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerle ilk ziyaret edeceğimiz firmanın yakınlarında taksiden inmiş, iki ya da üç basamaklı merdivenin son basamağından yere doğru ayağımı uzattığım sırada, Nasuh Mahruki sağ tarafımda, benim yarım adım önümdeydi. Bir anda kösele ayakkabımın kaydığını duyumsadım. O an, bekli de benim fark edişimin hemen öncesinde Nasuh Mahruki kolunu göğsüme doğru uzatarak yere devrilmeme engel oldu. Bu hızda bir refleksle daha önce karşılaşmamıştım; algılama, karar verme, kararı uygulama; hepsi bir an içinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında kurulan YÜKSEL TEKNİK SOĞUTMA SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. soğutma sistemleri ve klima alanlarında faaliyetini sürdürüyormuş. Firmanın şakacı sahibi Yüksel Turgut bir zamanlar Kasımpaşa Spor’un yöneticisi olduğundan başlayıp, biraz spor, biraz iş hayatı, biraz günlük yaşamış stresi, daha çok da Everest yolculuğu hakkında konuşarak çaylarımızı yudumladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“1995 yılındaki tırmanışımda da, diğer dağcıların aksine son kampta oksijenle yatmamış ve tırmanışta da, 8.600 metredeki İkinci Step`in altına kadar da kullanmamıştım,” diyen Nasuh Mahruki zirveye az bir mesafe kaldığı halde neden oksijen desteği almak zorunda kaldığını anlatıyordu. “Ancak ayak parmaklarımı dondurma riski meydana gelince, oraya kadar sırtımda taşıdığım oksijeni bu son etapta kullanmaya karar vermiştim. Bu tırmanışta da aynı şekilde yanımda oksijen bulundurmakla birlikte, eğer her şey yolunda giderse ve şartlar uygun olursa, oksijen desteği almadan tırmanışı denemek istiyorum. Ancak yine benzer bir durum olursa oksijen desteği alarak Yılmaz`la birlikte tırmanışı tamamlayacağım,” derken yüksek zirvelerde oksijen desteğinin dağcı için ne anlama geldiğini kavramaya çalışıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Solunum ve dolaşım sistemleri yapılan işe hemen uyum gösteremez,” diyen Yılmaz Sevgül, bu yüzden ‘oksijen borçlanması’ yaşanılabildiğini, dağcının ortama uyumun sağlanmasıyla oksijen tüketiminin normale döndüğünü, buna da ‘toparlanma’ denildiğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ziyaret noktasındaki güzel sohbetin sonrasında dağcılarımızla fotoğraf çektirmek isteyenlerin hatırını kırmayarak birbirinden güzel pozlar vererek firmadan ayrıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci durağımız L’unite Hermetique marka kompresörlerin ithalatçısı olan FRİGOTERM SOĞUTUCU CİHAZLAR SANAYİ ve TİCARET A.Ş. firmasıydı. İşyeri Tarlabaşı Caddesi’ndeydi. Caddenin tarihi dokusuyla ilgili başlayan şakalaşma, bir süre sonra kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkılacağının konuşulmasıyla ciddi bir boyuta taşındı. Hep olduğu gibi dönüşüm sırasında istimlâk edilen yere ödenecek değerin gerçek rakamların çok altındaydı. Kapalı kapıların ardında dönen dolaplardan huzursuz olduklarını ifade ediyorlardı. Her halinden çok neşeli biri olduğu anlaşılan Emre de Everest yolculuğuna katılacakların arasındaydı. Yolculuğun hemen öncesindeki İtalya yolculuğundan biraz tedirginlik yaşasa da İtalya’dan Katmandu’ya doğrudan uçma seçeneğinin olabilirliği biraz rahatlamasını sağladı. O daha çok yanımızda alkol götürüp götüremeyeceğimizi merak ediyordu. Serpaların istediği kadar alkol taşıtabileceğini öğrenince rahatladı. Tabi ki soruların sonu gelmiyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sigara içmenin bir zararı olur mu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok canım,” dedi Nasuh Mahruki. “Yürüyüşlerimiz çok zorlayıcı olmayacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama yükseklerde oksijen az değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sigara içinler az oksijenle yaşamaya alışık olduklarından onlara hiçbir şey olmuyor…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülüşmeler sırasında arkası arkasına yapılan esprilerin ucu, yüksek irtifada çiğköfte yoğurmanın daha mı kolay yoksa daha mı zor olacağı muhabbetine taşındı. Aramızda doğru yanıtı bilen çıkmadı. Bir ara Nasuh Mahruki oralara hijyen olmayan malzemelerin götürülemeyeceği bilgisini aktarınca, bir yak budundan taze çiğköfte eti elde edilebileceği söylenerek gülüşüldü. Bu durumda 5.300 metre yükseklikteki ana kampta bir çiğköfte partisi ve yanında rakı içilerek sarhoş olunursa hiç şaşırmam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki durağımız ÇETİNEL SOĞUTMA SANAYİ ve TİCARET A.Ş.’ydi. Bizi yemeğe götürmek isteyen Yönetim Kurulu Başkan Vekili Vaha Dağdevirenel’e zamanımızın kısıtlı olduğunu söyleyince oturmadan dönerlerimizin siparişi verildi. Bu arada herkesten daha fazla çevreye duyarlı olması gereken bilim insanlarının, bir üniversite kampusuna baz istasyonu yerleştirilmesine nasıl onay verebildiğini konuşuluyordu. ‘Zararlıdır ama o kadar da değildir,’ ya da ‘Ona gelene kadar zararlı olan o kadar çok şey var ki!’ savunmalarının arkasına sığınan bilim insanları ile zararının kesin olduğunu söyleyenler ortak bir noktada buluşamayınca konuyu mahkemeye taşımak zorunda kalmışlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Yılmaz Sevgül’den doğayı zorlamakla ilgili başka bir örnek geldi: Antalya’nın Elmalı ilçesinde olağanüstü manzaraya sahip olan yüzlerce yıllık katran ormanı varmış, birkaç yıl önce ağaçların bulunduğu alandaki bir bataklığı kurutmuşlar, doğal denge değişince katran ağaçlarını yiyerek çürüten bir böcek ortaya çıkmış, daha önceleri bataklıkta yaşayan kuşlar ya da diğer canlılar böcekleri yediklerinden geçmişte böyle bir sorun yaşanmamışmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örneğin benzerleri her yerde karşımıza çıkmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene Çetinel Soğutma Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından ithalatına başlanılan Origoword marka dağcı saati Vaha Dağdevirenel tarafından dağcılarımıza hediye edildi. Yemeklerimiz gelene kadar dağcılarımız tarafından saatlerin değerlendirilmesi yapıldı. Everest’in zirvesine o saatlerle tırmanacaklar! Çok keyifle dönerlerimizi yerken, Nasuh Mahruki’nin dağlarda yemeğini tahta kaşık kullanarak yediğini öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hem de oldukça büyük bir tahta kaşık kullanıyorum,” diyor. “Çünkü dağlarda hep beraber yemek yersiniz, ağır davranırsanız aç kalırsınız…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki ziyaretimizde FRİGODUMAN SOĞUTMA SANAYİ ve TİCARET A.Ş.’nin sahibi Kemal Duman bizlere çorba ikram etmek için ısrarcı oluyor. Az önce yemek yediğimizi söyleyerek teklifini geri çeviriyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu teklifi hafife almayın,” diyen Hakan Karaca yememiz için bizi ikna etmeye çalışıyor. “Sözünü ettiği yerin çorbası çok özeldir, hem de okkalı bir fiyatı var. Boğazda balık-rakı yapanlar, üstüne bir çorba içmek için Kasımpaşa’ya indiklerinde balık parasından daha fazla hesap öderler…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de hiçbirimizin midesinde bir çorbalık boşluk yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“47 yaşındayım, bütün yaşamım boyunca toplasan sekiz günlük yürümemişimdir,” diyen Kemal Duman bize katılamayacağını şaka yollu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ekibimize dahil edebilmek için alkol konusunda sorun yaşanmayacağını ve 5.300 metrede dünyanın en yüksek noktaların birinde yenilecek çiğköfte ile ilgili Emre’nin projesini anlatıyoruz. Asıl nedenin iki hafta boyunca işlerinin başından uzaklaşmasının olanaksız olacağını söylüyor. Bu arada iş yaşamının yorucu koşullarının spor yapmaya zaman tanımadığından şikayet ederken ilginç bir konuyu bizlerle paylaşıyor: Bir spor salonuna üyelik pazarlayan arkadaşı, genellikle üye olanların bir ay devam ettikten sonra sıkılmaya başladıklarını, patronunun da tesislerini az kullandıkları için bu tür müşterileri çok sevdiklerini, bu sohbet sırasında kendisini de üye olmaya ikna ettiğini, bir ay devam ettikten sonra kendisinin de sıkıldığını gülerek anlatıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne yazık ki bizim toplumumuzda spor bilinci yok,” diyor Yılmaz Sevgül. “Vücudumuz otuz beş yaşına kadar bütün olumsuzluklarımızı sineye çekiyor. ‘İçki mi içiyorsun, iç, seni idare ederim,’ diyor. Sigaranı idare ediyor. İstediğin kadar yemene göz yumuyor. Ama otuz beş yaşından sonra ‘Dur orada!’ diyor. ‘Bu güne kadar her yaptığına göz yumdum, bundan sonra hiçbir nazını çekmeyeceğim, haberin olsun,’ diyor…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok doğru söylüyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Duman’ın yanından ayrıldığımız sırada da son sözlerini şöyle bir karamsar formülle tamamlıyor: Spor = Futbol = Üç Büyükler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonra görüşeceğimiz sponsor firma diğerlerinden farklı olarak Eyüp taraflarındaydı. Yavaş yavaş hareketlenmeye başlayan İstanbul trafiğinde ilerlerken spor bilinci üstüne konuşmayı sürdürüyorduk. Ben kırk yaşından sonra voleybola başladığımı, haftada üç gün boyunca gençlerin oynadığından çok daha voleybol oynayarak sınırlarımı bilinçsizce zorladığımı, bu yüzden dizlerimde kalıcı bir ağrının oluştuğunu anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçsizce yapılan sporun her yaşta zararlı olduğunu söyleyen Yılmaz Sevgül “Örneğin göbeği dışarıya çıkık ve aşağıda olanlar var ya…” derken araya girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rakı göbeği!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O tür göbeklerin büyük çoğunluğu yemek sonrası aşırı hareket yapmaktan oluşur. Mideyi dolu haliyle aşırı zorladığınızda midenin yerinde durmasını sağlayan kasların özelliğini yitirmelerine neden olursunuz…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu bilmiyordum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1978 yılından beri ürettiği seri ve özel üretim ısı değiştiricileri, evaporatör ve kondenserler ile sektöründe öncü firmalardan biri konumunda olan KARYER firması, yurtiçi ve yurtdışı piyasaların rekabetçi ortamında kendini sürekli geliştirerek lider firmalardan biri olma özelliğini korumayı başarmış. Sıcak bir ilgiyle karşılanarak toplantı odasına alındık. Güne damgasını vuran komutanların gözaltına alınışının konuşurken Türkiye’de yaşamanın zorlukları dile getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gün geçtikçe fazlalaşan sorgulamalar ilgisi olanı da olmayanı da içine alıyor, sıra bize gelmeden Everest’e çıkmalı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ona bakarsan Dalia Lama’nın da durumu pekiyi sayılmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki bu dünyanın her yerinde yaşam zordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Nasuh Mahruki’nin durmadan çalan telefonlarına bir yenisi eklendi. Onun uzun süren telefon konuşması sırasında telefonların yaşamımızı nasıl böldüğünü, birinin telefonu çalmazsa diğerinin çaldığını, telefonları bütünüyle kapatmadan karşılıklı konuşmanın olanaksızlaştığını konuşmaya başlamıştık. Bu arada benim de telefonum çaldığı için konuşmaların devamını takip edemedim. Ben yeniden konuşmaya katıldığımda Yılmaz Sevgül’ün telefon hakkındaki sitemine denk geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Everest’te telefonsuz rahat edeceğimizi düşünüyordum ama yanımızda uydu telefonu da olacakmış, sizin anlayacağınız oralarda da telefondan kurtuluş yok…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son ziyaret noktamızdan ayrılmadan fabrikanın üretim hatları arasında dolaştık, bu arada firma sahiplerinin motora olan ilgilerine de tanık olduk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün bitmiş, ziyaretlerimiz tamamlanamamıştı, geriye kalan sponsor firmaları bir başka zamana bırakarak birbirimizden ayrıldık; kimimiz İstanbul’da kalacak, kimimiz Ankara’ya, kimimiz Antalya’ya gidecek; yeniden günlük koşuşturmalarımıza kaldığımız yerden devam edecektik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANSİAD&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam Ansiad’taydık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin konuğu olan Nasuh Mahruki ile Yılmaz Sevgül ‘Sponsorluk bilinci ve örnek sponsorluk çalışması’ konulu bir konuşma yapacaktı. Bu dernek adından da anlaşılacağı gibi Antalyalı işadamlarını bünyesinde toplamış, kentin gelişimine yönelik çalışmalarıyla Türkiye’nin başarılı sanayici ve işadamları derneklerinin başında gelmektedir. Bu derneğin üyesi olan Hakan Karaca 2008 yılında üyeleri tarafından yılın başarılı işadamı seçilmişti. Everest tırmanışına yaptığı sponsorluk anlaşması üyelerin dikkatini çekince de bu akşamki konuşma gündeme gelmiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmayı yöneten Himmet Öcal büyük firmaların sponsorluk olayına katkılarından söz ettikten sonra ilk sözü Cantek Soğutma Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Karaca’ya verdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirminci yılını kutlayan Cantek firmasının yıllardır sürdürdüğü AR-GE çalışmalarını son üç yıldır kendi bünyesinde barındırdığını, bu çalışmalarının sonlarına yaklaşılırken soğutma sektöründe enerji tüketimini düşürecek projeleriyle dünyada ses getirebileceklerini belirtti. Everest tırmanışına sponsor oluşunu bir sosyal sorumluluk projesi olarak değerlendirdiğini, ‘Enerjini doğru kullan, zirveye tırman’ sloganından yola çıkarak hareket ettikleri için her ikisi de dünya markası olan Nasuh Mahruki ve Yılmaz Sevgül’le yollarının kesiştiğini söyledikten sonra “Bir yere çıkmak değil, yolunda olmak önemlidir,” diye sözlerini bağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On sekiz yaşında İstanbul’daki bir tepede battaniyenin altında uyuyarak dağcılığa başladığını söyleyen Yılmaz Sevgül ise 90’lı yıllarda Nasuh Mahruki’yle tanışmış, kaya ve düz duvar tırmanışlarında Türkiye’nin en iyilerinden olan dağcımız uzun süredir 8.000 metrenin üstünde bir dağa tırmanmak istiyormuş. Eğer Everest tırmanışını yapabilirse en büyük hayali gerçekleşecekmiş. Bu tırmanış için beş yıldır kaynak arayışını sürdürürken, tam umudunu kesme noktasında Cantek firması sponsorluğu kabul etmiş. Türk sporundaki başarısızlıkların futbolun dışındaki dallarda destekçi olunmamasından kaynaklandığını belirterek, Cantek firmasının yaklaşımını örnek bir sponsorluk yaklaşımıyla üniversitelerde işlenecek bir yaklaşım olduğunu, firmanın markası ile sponsoru olduğu konunun birbiriyle örtüştüğünü, ‘Enerjini doğru kullan, zirveye tırman’ sloganın da çok güzel durumu bütünlediğini, “Eğer enerjinizi doğru kullanamazsanız, hiçbir sonuca ulaşamazsınız,” diyerek sözlerini noktaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Himmet Öcal konuşmanın sonunda “İki metrelik ve iriyarı birini karşımda göreceğimi sanıyordum,” diyerek Nasuh Mahruki’ye takıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh, “Yetmiş kiloyum,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yetmiş kilonun yarısı yürek olmalı,” diyen Himmet Öcal son sözü Nasuh Mahruki’ye verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş yıllardaki dağcılık başarılarından söz ederken 1994 yılına gelene kadar bütün tırmanışlarını kendi olanaklarıyla gerçekleştirdiğini, Everest tırmanışının büyük bütçesi karşısında sponsorluk desteği şart olduğu için dönemin başbakanı da dahil olmak üzere birçok kişi ve kurumdan yardım istediğini, her seferinde geri çevrildiğini anlattı. Sonunda Yapı ve Kredi Bankası sponsorluğunda Everest tırmanışını gerçekleştirebilmiş. Bir sponsorluk olayının paradan çok vizyonla ilgisinin olduğunun altını çizerek vizyonu olan firmaların bu tür projelere destek verdiğinin altını çizdi. Türkiye’deki sponsorluk kavramının henüz yerini bulamadığını, Cantek’in verdiği desteğin bir rol model olacağını söyledi. Bu ülkenin büyük başarılara ihtiyacının olduğunu, Antalya’nın en değerli sporcusu olan Yılmaz Sevgül’ün Everest tırmanışının da Antalya için büyük bir başarı olacağını, Everest’e giderken Antalya’yı da yanlarında götüreceklerini, geriye döndükten sonra da çektikleri fotoğraf ve filmleri Ansiad bünyesinde paylaşacaklarının sözünü vererek konuşmasını noktaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ansiad üyelerinin sorularına geçildiğinde en fazla merak edilen tırmanışın güvenliğiydi. Yolculuğun 28 Mart tarihinde başlayacağını, iki ay süreceğini, ilk on gün kadar ana kampa tüm ekibin yürüyüş yaparak ulaşacağını, buzulların üstüne kurulmuş ana kamptan sonra dağcılarımızın ekipten ayrılarak yaklaşık 45 gün içinde zirveye ulaşmaya çalışacağını, bu sürede kilo kaybı yaşanılmasının kaçınılmaz olduğunu, her ne yaşanılırsa yaşansın bu yolculuklardan ve tırmanışlardan çok keyif alındığını söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu tırmanışta en büyük risk nedir?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“En büyük risk ölürsünüz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yanıt ürkütücü gelse de gerçeğin bir parçasıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Mahruki dağcılıkta tehlike ve riskin her zaman var olduğunu, yüksek irtifada oksijen azaldığını ve oksijenin kısmi basıncının da azaldığını, bu değişimin de çeşitli riskler doğurabileceğini anlattı. Ayrıca kötü hava şartlarında mahsur kalınabileceğini, donma tehlikesi yaşanılabileceğini, herhangi bir yerlerinin kırılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz Sevgül ise kontrol edilebilen ve edilemeyen risklerden söz ederken Nasuh’la iyi bir ekip olduklarını, bu tür riskler karşısında çözüm üretmekte sıkıntı yaşamayacaklarını söylüyordu. Kontrol edilemeyen riskler ise günlük yaşamın içinde her yerde bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hakan neden sizinle geliyor?” sorusunun şaka dolu yanıtı Hakan Karaca’nın kendisinden geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Everest’e tırmandıklarından emin olmak için.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka soru da dağcı eşlerinin tırmanış hakkındaki düşünceleriyle ilgiliydi. İki dağcının eşi de salondaydı. Hiç düşünmeden eşlerine güvendiklerini söylediler. Nasuh Mahruki evlenmeden önce eşlerinin bu durumu bildiklerini söylerken, Yılmaz Sevgül de kendilerine güvendiklerini söyleyen eşlere teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de merak ettiğim bir soruyu sordum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son günlerde Nasuh’un kitaplarını okuyorum, on beş yıl önce Everest’in zirvesinde her şeyin kendisi olduğunu ama kendisinin hiçbir şey olduğunu düşünmüş. Bununla ilgili duygularını bizlerle patlaşırsan sevinirim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“27 yaşında Everest’in zirvesinde kimselerin başaramadığını başararak büyük bir iş yapmıştım. Bu her şeyin kendim olduğunu düşünmeme neden olacak büyük bir olaydı. Aynı anda dünyanın zirvesinde bir kum tanesi gibiydim, bir rüzgarla savrulacak kadar küçük… Hem her şeydim, hem de hiçbir şeydim…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yanıt bir süre sessizliğe neden olduktan sonra sponsorluğu “Parasını ödeyerek yaptırdığımız her türlü tanıtımdır, ama asla reklam değildir, toplumdan aldığını topluma vermektir,” sözleriyle açıklaya Himmet Öcal’ın konuşmasıyla Ansiad’taki toplantı sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARAMA KURTARMA…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Cantek’in fabrikasında buluştuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece Ansiad’ın toplantısından çıktıktan sonra Mahruki çiftinin kaldığı otele kalabalık bir grupla gitmiş, gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet etmiştik. İki dağcımıza on beş gün boyunca eşlik edeceklerden biri olan Yılmaz Vural da aramızdaydı. Son anda konuşmaların büyüsüne kapılan Ali Eroğlu’da ekibimize katılmaya karar vermişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everest’in eteklerinde yürürken dünyanın günlük dertlerinden bütünüyle uzaklaşacağımızı söyleyen Nasuh Mahruki, bu yolculuğun yaşamlarımızda yepyeni bir başlangıç olacağının altını çiziyordu. Eşi Mine de yolculuğa katılacak olanların böyle bir başlangıç aşamasında olduğunu söylerken kendinden örnek verdi. Ben de onun gibi yeni bir başlangıcın eşiğindeydim, belki diğerleri de… Bir mağara tırmanışında düşen dağcıyı nasıl kurtardığını bütün alçak gönüllüğüyle bizlerle paylaşan Yılmaz Sevgül ise yaptığı kurtarmanın kahramanlık boyutuna dikkat çekmek yerine, ne kadar yorucu olduğunu, ip üstünde süren yarım gün süren kurtarışı sırasında uykusuzluktan gözlerinin kapandığını, hayatını kurtarmaya çalıştığı dağcının uyarısıyla gözlerini zorla araladığını komik sözlerle anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kurtarışı tamamladım, tam gözlerimi kapayacağım sırada kameraları karşımda görünce, yine uyuyamadım,” derken hepimiz gülüyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka olay ise tesadüfen bir yangının olduğu yerden geçişi sırasında yaşanmış. İkinci katta mahsur kalan birini örümcek adam gibi balkonda tırmanıp kucağına almış ve aşağıya indirmiş. Bu onun için basit bir kurtarma operasyonuymuş. Bu olay Türkiye’nin en büyük gazetesinin ilk sayfasında yarım sayfalık haber olarak yer almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok büyük kurtarışlarımız basında yer bulamazken, böylesine sıradan bir kurtarış basında manşet oldu,” dediğinde bizler yine gülüşüyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece konuştuğumuz eğlenceli kurtarış hikayeleri aklımızda dolanırken, bugün beklenmedik bir an yaşadık. Nasuh Mahruki ve Hakan Karaca’yle birlikte fabrikayı dolaşıyor, fabrikada çalışan elemanlarla fotoğraflar çektiriyor ve ayaküstü sohbetler ederek gülüşüyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“17 Ağustos depreminden bir buçuk gün sonrasında AKUT’un elemanları tarafından göçüğün içinden kurtarıldım,” diyen bir Cantek çalışanının sözleri bir anda zamanın durmasına neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenmedik bir andı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre sessiz kaldık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an için hazırlıksız yakalandığımız ve ilk anda ne söyleyeceğimizi bilemediğimiz ortamın havasını değiştirmeye çalışan Nasuh Mahruhi “AKUT bu güne kadar 1021 kurtarış yaptı, o dönemde de iki yüz kişiyi göçük altından çıkarılmıştı, siz de onlardan birisiymişsiniz,” diyerek konuyu genelleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konudan yola çıkarak devam eden konuşmamız AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin çalışmaları üstüne yoğunlaştı: 1994 yılında Bolkarlar’da kaybolan iki dağcının arama ve kurtarma çalışması sırasında yaşanılan olumsuzluklar böyle bir organizasyon düşüncesini oluşturmuş. Uzman bir ekibin gönüllülük prensibinden yola çıkarak 1996 yılında AKUT Arama Kurtarma Derneği’ni kurmuşlar. Temel hedefleri dağ ve diğer doğa koşullarında doğru ve etkin arama ve kurtarma faaliyetleri düzenlemekmiş. Çok geçmeden yaşamın her alanında beklenti ya da çıkar düşünmeksizin insan hayatını kurtarmaya yöneltmişler. Basında yer alan başarılı kurtarışlarının yansıması olarak 1999 yılının başlarında ‘Kamu yararına çalışan dernek’ kapsamına alınmışlar. Aynı yıl yaşanılan 17 Ağustos depreminde arama ve kurtarma konusuna odaklanmış tek gönüllü dernekmiş. Bir arama kurtarma derneği olarak öngördüğünden daha büyük bir misyon yüklenen AKUT, bir çok sivil toplum örgütü ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının bakış açılarını, arama kurtarmaya yaklaşımlarını değiştirmiş. Marmara depreminin ardından Yunanistan’da, 1999 yılında Tayvan’da, 2001 yılında Hindistan ve 2003 yılında İran depremlerindeki çalışmalarıyla AKUT’un uluslararası süreçte geldiği konumu daha da geliştirmiş. Yaklaşık 200 üyesi, bir o kadar da gönüllüsüyle, operasyonel gücünü harekete geçirecek uluslararası standartlarda teknik donanımıyla, ülkemizin ilk ve en önde gelen arama kurtarma grubuymuş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin yurtiçi ve yurtdışındaki beklenmedik başarılarının bazı güç odakları tarafından hoş karşılanmadığı, kendi iktidarlarına zararı olabileceğini düşünenlerin destek yerine her türlü engeli koydukları da konuşuldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ortasında Cantek fabrikasındaki ziyaretimizi tamamlayarak Atatürk Parkı’na doğru hareket ettik. Falezler üstüne kurulmuş Nar Beach&amp;amp;Bistro’da öğle yemeğine gittiğimizde ulusal ve yerel medyadan basın mensupları bizi beklemekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez basının karşısında Hakan Karaca “Aynı sloganlarla yürüyebileceğimiz insanlarla yolumuza devam ediyoruz,” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Mahruki “En temiz enerji tasarruf ettiğimiz enerjidir,” sözünü anımsattıktan sonra dünya görüşlerinin örtüştüğü için güç birliği oluşturduklarının altını çiziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de 8.000 metreli bir tırmanışı yapacak ilk Antalyalı olan Yılmaz Sevgül ise böyle bir yolculuğa Nasuh’la çıkmaktan gurur duyduğunu, bazı dağcıların zor zirvelerde yaptığı olumsuzlukları anlatırken “Zor durumlarda kimse kimseye yardım etmez, ama biz yaparız, AKUT bu güne kadar kimseleri yarı yolda bırakmamıştır,” diyerek AKUT Arama Kurtarma Derneği çatısındaki felsefelerini açıkça ortaya koyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basınla yapılan söyleşi sonrasında Nar Beach&amp;amp;Bistro’da öğle yemeğimizi yerken “İstanbul’da karşıya baktığımızda şehrin öteki yarısını görüyoruz, buradan ise okyanusa bakıyor gibiyim,” diyen Nasuh Mahruki’nin sözleri falezlerin üstündeki Akdeniz manzarasını çok güzel anlatıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya burası!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayran olmamak elde değil…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8295398720060982937?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8295398720060982937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8295398720060982937&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8295398720060982937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8295398720060982937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/03/everest-yolculugu-1.html' title='EVEREST YOLCULUĞU 1'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S67M9FDOndI/AAAAAAAAD38/ShlMTQ6WJzw/s72-c/50x70-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4111934311846691897</id><published>2010-03-03T23:12:00.001+02:00</published><updated>2010-03-04T23:12:37.479+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Dost...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S5AhuUQ74MI/AAAAAAAAD1s/r2EIzsOwDvs/s1600-h/dost.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="285" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S5AhuUQ74MI/AAAAAAAAD1s/r2EIzsOwDvs/s400/dost.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bazen…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir dostunun karşısında çaresizlik yaşarsın…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;O dostun gözlerinin önünde yaşamının akışına yön verecek bir kararın sıkıntılarını yaşamaktadır, ister istemez bir şeyler yapmak zorunda kalırsın; ya onun gibi düşünüyorsan kararının bir parçası olacaksın ya da&amp;nbsp;ondan farklı düşünüyor ve farklı düşündüğünü&amp;nbsp;dile getiremiyorsan alacağı kararın vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalacaksın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı dostlar, ‘Sen ne karar alırsan al, alacağın her kararı destekliyorum,’ diyerek dostluklarını gösterir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı dostlar ise ‘Sen bu kararı alacaksın ama benim düşündüklerim seninkilerden farklı olarak, böyle, böyle, böyle…’ diye kendi kararlarını ortaya koymaya çekinmeyerek dostluklarını göstermeyi tercih eder…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi tür dost olmak daha iyidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisi daha zor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisi daha kolaycılık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karar alırken dostum diye bağrınıza bastığınız insan, sizin iyiliğiniz için, size rağmen, sizinle dostluğunun bozulmasını göze alarak, sizinle karşı karşıya gelmeyi göze alabiliyorsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dost dediğin diplere çekmemeli, diplere doğru sürüklenirken önüne geçerek duvar olmasını becerebilmeli, eğer becerebiliyorsa elini uzatarak yukarıya doğru çekebilmeli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer dostsan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer dostunu canından bir parça gibi görebiliyorsan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer doğru yerde ve doğru zamanda 'dostum' dediğin insanın alacağı karara kendinden bir şey katabiliyor ve sonrasında sorumluluğunu taşıyabiliyorsan, sen doğru bir insansın dostum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerisi fasa, fiso…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4111934311846691897?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4111934311846691897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4111934311846691897&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4111934311846691897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4111934311846691897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/03/dost.html' title='Dost...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S5AhuUQ74MI/AAAAAAAAD1s/r2EIzsOwDvs/s72-c/dost.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6588633006825590696</id><published>2010-02-20T16:45:00.003+02:00</published><updated>2010-02-20T16:55:07.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Bindik Bir Alamete...</title><content type='html'>Bazen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereğinden hızlı yaşadığınızın kuşkusuna kapılırsınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S3_2OE6HiwI/AAAAAAAADzo/Q6vNAl5X7Ek/s1600-h/alamet+saati.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S3_2OE6HiwI/AAAAAAAADzo/Q6vNAl5X7Ek/s200/alamet+saati.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yaşamın dinamik döngüsünde bir şeyleri ıskaladığınız düşüncesi peşinizi bırakmaz; bu duyguyu yoğunlukla yaşamanızın nedeni ilerleyen yaşınız mı, ağır yaşam koşullarında bir nefes almak için geriye bakmanız mı, her konuda gereğinden fazla düşünmeniz mi; bir mutsuzluk, bir umutsuzluk; belki de tembelliğinize bir kılıf arayışıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hız kesmeden ilerleyen bir alametin penceresinden dışarıya baktığınızda, birbirinin arkasına eklenen onlarca, yüzlerce, binlerce telefon direğinin gözlerinizin önünde bir duvara dönüştüğünü göreceksiniz. Sizce telefon direklerinin arasında zıplayan tavşan karnını doyurabilmenin telaşında mıdır? Sert esen bir rüzgara boyun eymiş kır çiçeğinin daha fazla ne kadar direnebileceğini tahmin edebilir misiniz? O telefon direklerinin arasında dünyanın en değerli taşlarından biri sahibini bekliyor olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaşamda ulaşmak istediğiniz her ne ise hızla geçip gittiğiniz iki telefon direğinin arasında olabileceğini düşünün; en büyük aşkınızı, en büyük rüyanızı, hayallerinizi, umutlarınızı, yaratıcı düşüncelerinizi, sizi siz yapan birçok şeyinizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paniğe kapılmayın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz sakin olalım lütfen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı okurken bile, bu adam ne demek istiyor, bir an önce söylese de daha fazla zaman yitirmeden derdini anlasak; ya da kelime kelime ilerlemek yerine paragraflara göz gezdirerek yazının son satırlarına bir an önce ulaşsak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yazmaya saatlerimi ayırdıysam, siz de fazladan birkaç dakika özveride bulunun; birkaç dakika geç uyuyun, birkaç dakika erken kalkın, yarım yamalak okuyacağınız yazıların birinden vazgeçerek yazıyı hakkını vererek okuyun; ya da hakkını vererek okuyacağınız başka bir yazı için burada okuyacaklarınızdan vazgeçin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alametin üstünde hızla ilerlerken yarım yamalak yaşamayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkını verin yani!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dostum, ‘Bu güne kadar senin yaşadığın gibisinden bir aşk yaşamadım,’ demişti; iki telefon direğinin arasında sizi bekleyen bir aşk varsa, bir ucundan yakalamayı becerdiyseniz, sıkı sıkıya kavrayın, bir sonraki iki telefon direğinin arasında yenisini bulacağınızı, binlerce telefon direğinin arasında yüzlerce aşkın sizi beklediğini düşünürseniz hayal kırıklıklarına hazırlıklı olun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden fazla çocuğu olanlar, ‘İlk çocuğumuzdan bir şey anlayamadık, yaşamın telaşı arsında büyüyüverdi, son çocuğumuzu hakkını vere vere yetiştirdik,’ diye konuşurlar; iki telefon direği arasında anne ya da baba olduysanız bütün çocuklarınızın değerini bilin, bir dahaki sefere öyle bir çocuk yetiştirme şansınız olmayabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaşamda ne olmak istediğinizi iyice düşünün, gözlerinizi iyice açarak telefon direklerinin arasında sizi düşlerinize ulaştıracak fırsatları asla ıskalamayın; her ıskaladığınız zaman dilimi düşlerinizden biraz daha uzaklaşmanıza neden olacak, bir süre sonrasında öyle bir düşünüzün olduğunu bile anımsayamayacak, çok yıllar sonra geride neleri bıraktığınızı düşünürken, Keşke o zaman yapsaydım,’ diye hayıflanmak dışında elinizden bir şey gelmeyecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Cem Karaca’nın ‘Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete,’ dediği yaşamda yol alırken, sonu kıyamet olan bir yolculukta, alametin fren ve gaz pedallarının olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bir an önce kıyamete yetişmek yerine, yeri geldiğinde alameti yavaşlatmayı, telefon direklerinin arasına sizler için bırakılmış armağanları almayı, o armağanları sizler için oralara bırakanlara teşekkür etmeyi unutmayın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son durduğunuz yere alametten inerken sizlere gerekli olan ne kadar çok telefon direği geçtiğiniz değil, direklerin arasından topladıklarınız olacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı da telefon direklerinin arasına senin için bırakmıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim o diye etrafına bakınma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sensin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6588633006825590696?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6588633006825590696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6588633006825590696&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6588633006825590696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6588633006825590696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/02/bindik-bir-alamete.html' title='Bindik Bir Alamete...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S3_2OE6HiwI/AAAAAAAADzo/Q6vNAl5X7Ek/s72-c/alamet+saati.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6288426455484742251</id><published>2010-02-08T18:55:00.001+02:00</published><updated>2010-02-10T23:25:42.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIZINTILAR'/><title type='text'>Aşk ve Evlilik...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1-IHRG-u0I/AAAAAAAADv0/hAmY5CX6VxI/s1600-h/a%C5%9Fk+ve+evlilik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1-IHRG-u0I/AAAAAAAADv0/hAmY5CX6VxI/s320/a%C5%9Fk+ve+evlilik.jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aşk denilen duygunun raf ömrünü üç yıl olarak belirlemişler. Birisi ‘Aşkın ömrü üç yıldır’ diye kitap yazmış. Bir başkaları&amp;nbsp;biraz daha uzun ya da biraz daha kısa olduğunu kanıtlamaya çalışsa da, bu sürecin birkaç yıl az ya da birkaç yıl fazla olduğu dışında pek bir şey söyleyen yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evlilikten kapı açıldığında yirmili otuzlu yılları göze almak gerek; en azından bir çocuk yapmalısın, yaşamın en sıkıntılı dönemlerini evlendiğin kişiyle birlikte yaşamalısın, annelerin ya da babaların ölümleri çoğu zaman evliliğin kapsama alanında yaşanır, bu dönemde yaşadığın çevreyi değiştirirsin, yeni baştan evliliğe uygun arkadaşlar oluşturmak zorundasın, çocuğunu büyütmekle uğraşırsın, hastalıklarla uğraşırsın, yaşlanmakla uğraşırsın, kırk yaş sendromu, elli yaş sendromu, menepoz, andrapoz, vs…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca hengamenin arasında aşkı nereye sıkıştıracaksın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin çocuğun kollarında havale geçirdiği, bir öteki tarafa, bir bu tarafa gidip geldiği sırada aşkı yaşayacak hal mi kalır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşine küs olarak gittiğin memlekette babanın ölüm haberini alıp, onunla babanın cenazesinde karşılaştığında aşkın neyini paylaşabileceksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlerini batırmış, kredi kartlarını iptal ettirmiş, varını yoğunu satarak memleketi terk ederken aşk denilen duyguyu yanına alıp götürebilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romeo ve Juliet’nin ölümsüz aşkını bilmeyeniniz yoktur. O aşkın birbirlerine kavuşamadan öldükleri için ölümsüz bir aşka dönüştüğünü de biliyor muydunuz? Bir tiyatro yazarı Romeo ve Juliet’nin ölmedikleri, birbirlerine kavuşarak evlendikleri düşüncesinden yola çıkarak 'Bir tarlakuşuydu Juliet' adında bir tiyatro oyunu yazmış; aşk yerlerde, dökülüyor, sürüm sürüm sürünüyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir etrafınıza göz attığınızda mükemmel olduğu söylenen evliliklerde mükemmel ikiyüzlülükler yaşanmakta…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşka dönecek olursak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duygunun zor koşullara direnimi yok; hassas, alıngan, kırılgan; bir orkide naifliğiyle toprağını, suyunu, güneşini beğenmediği zamanlar yaşayamıyor; biraz sevgisiz kalsa bile kuruyup gidiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çözüm bulmalı cancağızlarım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6288426455484742251?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6288426455484742251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6288426455484742251&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6288426455484742251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6288426455484742251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/02/ask-ve-evlilik.html' title='Aşk ve Evlilik...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1-IHRG-u0I/AAAAAAAADv0/hAmY5CX6VxI/s72-c/a%C5%9Fk+ve+evlilik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8527853173078347753</id><published>2010-02-01T09:13:00.005+02:00</published><updated>2010-02-08T00:03:33.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Şikayetim var...</title><content type='html'>Cumartesi sabahı Ankara’daki Gordion alışveriş merkezindeydik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutkun’la birlikte kahvaltı etmek için yiyecek kartındaki işletmelerin arasında dolaşırken Mado’nun K.Maraş usulü köy kahvaltısının duvardaki fotoğrafına tav olarak masaların birine oturduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menüyle yanımıza gelmek yerine sallana sallana kendini getiren garsona, “Şu fotoğraftaki kahvaltından bir tane istiyoruz, bir de portakal suyu lütfen,” diye siparişimizi verdik.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S28384mYqgI/AAAAAAAADyQ/LW_BrD5oFDM/s1600-h/ust_bant_mado_yasam.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="86" kt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S28384mYqgI/AAAAAAAADyQ/LW_BrD5oFDM/s400/ust_bant_mado_yasam.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bizim kahvaltımızı hazırlayan garsonları uzaktan izlerken, bir yakın dostumun ‘Biz Türkler başkalarına hizmet etmek için yaratılmamışız, genlerimizde böyle bir gen yok,’ deyişini anımsadım. Aşırı milliyetçi bir yaklaşımdı! Bu konuda karşılıklı konuşmaya başladığımızda Türklerin tarih boyunca kendilerine hizmet edilen bir toplum olduğunu, bu yüzden başkalarına hizmet etmeyi beceremediklerini söylemiş, ben de itiraz edince konuşmamız uzayıp gitmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı sırasında yaşadıklarım yakın dostumun söylediklerini anımsamama neden oldu. Bir alışveriş merkezinin fastfood katında kahvaltıya 20 TL para istiyorsanız yalapşap hizmet vermek hakkına sahip değilsiniz; hele ki bir Türkiye markası olmaya çabalayan Mado’nun böyle bir davranışta bulunmaya hiç hakkı yok! Bu düşüncelerimi garsonlarla paylaşmaya niyetli değildim ama hesap 27 TL gelince bir şeyler söylemek zorunda kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden yirmi yedi lira?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Köy kahvaltısı ve portakal suyu var.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğerse portakal suyunun 7 TL’miş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir içeceğin fastfood katında yüksek fiyatla satılmasının doğru olmadığını söylemek için garsonu uyarmak istedim. Bu kez yanlışlarının olmadığını kanıtlamaya çalışan garson menüyü göstererek işlerin daha da karışmasına neden oldu. Bana sunulan kahvaltıyla menüde yazılı olan kahvaltının birbiriyle ilgisi yoktu; bize 12 TL’ye satılan klasik kahvaltı ile 20 TL’ye satılan K.Maraş usulü köy kahvaltısı arasında bir şeyler yedirmişler, karşılığında 20 TL istiyorlardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana buranın yöneticisini gönderir misiniz?” diye istekte bulununca, başka bir garson karşıma dikildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yönetici benim efendim,” diyen garsonu kuşkulu gözlerle süzdüm. “Bir sorun mu vardı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sorunumuz yirmi liraya satılan kahvaltıdaki peynir ve ekmek çeşitlerinden bize vermemeniz,” diyerek menüdeki yazılı olan çeşitleri gösterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kahvaltıda altı çeşit peynir oluyor ama merkezden yalnızca ikisini göndermişler…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu sizin sorununuz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız efendim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Menüde zengin ekmek çeşitleri yazıyor, fotoğrafta simit bile var, siz bize yalnızca beyaz ekmek yedirdiniz, üstelik sonradan gelen ekmek de bayattı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız efendim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Reçeller de fotoğraftaki gibi değil,” derken yönetici olduğunu söyleyen garson başıyla onaylamayı sürdürüyordu. “Fotoğrafta petek balın üstünde kaymak var, siz bana süzme bal verdiniz, kaymak ise zaten yok.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız efendim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her söylediğimde haklıysam, benden yirmi lira yerine on iki liralık kahvaltının parasını almalısınız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız efendim,” diyen yönetici garson hesabı değiştirmek üzere kredi kartımla beraber kasaya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kadar hatayı unutmaya çalışırken on dakika kadar kredi kartımın geriye gelmesini bekledim. Bir süre sonra sıkılarak kartımı geri istedim. Aradan beş dakika daha geçtikten sonra kredi kartımı getiren yeni bir garson hesabımda değişiklik yapamayacaklarını söyledi. Beni tanıyanlar ne kadar sakin bir insan olduğumu bilirler. Kibarca yöneticinin yeniden masama gelmesini istedim. Onun yerine bir başkası karşıma dikildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Buranın yöneticisi benim efendim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben az önceki yöneticiyi istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sorununuzu bana söyleyebilirsiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kere de size anlatmak istemiyorum,” derken hala sakinliğimi koruyabildiğime ben bile şaşırdım. “O yönetici gelsin ve benim yanımda sorunumun ne olduğunu size anlatsın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garson yönetici masamıza yeniden gelmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben yönetici değilim efendim,” dedi utangaç bir yüzle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Az önce yönetici olduğunuzu söylediniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız efendim…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir kamera şakası mı diye etrafımda kamera aramaya başladım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka falan değilmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son gelen yönetici durumu yarım yamalak kavradıktan sonra ellerinden hiçbir şey gelmeyeceğini belirtti. Bir şikayetim varsa web sayfası üzerinden Mado’ya iletebileceğimi de sözünün sonuna ekledi. Ben de onların web sayfası yerine kendi web sayfamı kullanarak Gordion alışveriş merkezindeki Mado’un şubesinde nasıl dolandırıldığımı sizlerle paylaşmayı tercih ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu beceriksizliğin Mado’ya bedeli ne olur dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8527853173078347753?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8527853173078347753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8527853173078347753&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8527853173078347753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8527853173078347753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/02/bir-sikayet.html' title='Şikayetim var...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S28384mYqgI/AAAAAAAADyQ/LW_BrD5oFDM/s72-c/ust_bant_mado_yasam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2892030970157252400</id><published>2010-01-28T22:33:00.005+02:00</published><updated>2010-01-30T21:24:26.605+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OKUMAK / YAZMAK'/><title type='text'>Bir köşe yazısı...</title><content type='html'>Yazarlık yolculuğunda bir adım daha…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SCG-bhHII/AAAAAAAADx0/efZn_1OZqo0/s1600-h/M.SADIK+ASLANKARA.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SCG-bhHII/AAAAAAAADx0/efZn_1OZqo0/s320/M.SADIK+ASLANKARA.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ben yazarların ya da yazdıklarının eleştirmenler taralından değerlendirilmesi için bir tanıdık, bir hatır gönül, bir çıkar ilişkisinin zorunlu olduğunu düşünürdüm. 28.OCAK.2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde, M. Sadık Aslankara’nın ‘Kitaplar Adası’ köşesindeki yazısını okuyunca, benim öngördüğüm düşüncenin bir önyargıdan öte olmadığını anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha ayrıntılarsak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği tiyatro oyunu yazma yarışmasına katılmış, kırk küsur oyun arasında ilk beşe seçilmiş, son yapılan değerlendirmede birinciliğe uygun oyun bulunamadığından diğerleri gibi dereceye girememiştim. O günlerde seçici kurulun birini birinci seçmek yerine, ‘bu yazarların tümünü çöpe atalım’ yaklaşımını tercih etmelerine hayıflanmıştım. Seçici kurulda bizleri yetiştiren akademisyenlerin de bulunduğu düşünülürse, ben ve benim gibi tiyatro eğitimi alanlar iyi yetiştirilememiş ya da iyi yetişmemiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılının temmuz ayında da Dil Derneği’nin ‘Kerim Afşar Ödülü’ adıyla düzenlediği oyun yarışmasına katılmış, bu kez birinciliği başkalarına kaptırmış, en azından aralarında M. Sadık Aslankara’ın da aralarında bulunduğu seçici kurulun değerlendirmesine saygı duymuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde oyunumun İstanbul Şehir Tiyatroları’nın repertuarına alındığının yazısı gelmiş, bir biçimde emeğimin karşılıksız kalmadığını görerek mutlu olmuştum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonda M. Sadık Aslankara’nın Dil Derneğindeki yarışmayı değerlendiren yazısını ‘Kitaplar Adası’ köşesinde okudum. Hiç birbirimizi tanımadığımız halde dereceye giremeyen oyunumdan da söz ederek beni mutlu etmiş, belki de o yaz aylarında Türk tiyatrosunda kendine yer bulacağına inandığım iki oyun daha yazmama neden olmuştu. Bu duyarlılığına teşekkür etmek amacıyla yayınlanmış iki romanımı kendisine postalamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş ay sonrasında M. Sadık Aslankara’nın “Romanda yazarın kendine yer açma çabası…” yazısında iki romanımı değerlendirdiğini görünce, binlerce roman sayfasını yazmayı beceren birisi olarak, o anki şaşkınlığımı, nasıl bir mutluluk yaşadığımı sizlere anlatmayı beceremeyeceğim. Hiç tanımadığım birinin, işi bu tür yazıları köşesine taşımak olsa bile, önüne gelen çok sayına dosyanın arasından iki romanımı okuması ve değerlendirme yazısını ‘Kitaplar Adası’ köşesine taşıması eleştiri kurumuna bakışımı bütünüyle değiştirdi. Yazarlık yolculuğunda yol almaya çabalarken hatır gönül ilişkisinin zorunlu olmadığını gösteren M. Sadık Aslankara’ya teşekkür etmeyi bir görev kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlarım da yazmaya meraklı olanlara umut ışığı olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eleştirmenin yazdıklarını değerlendirme konusuna gelince de; kimini beğenirsiniz, kimini beğenmezsiniz, bazen yüksek beklentilerinizle aradığınızı bulamazsınız, bazen tam tersidir, çoğu zaman yanlış anlaşıldığınızı düşünürsünüz; önemli olan sizin için yararlı olanını yazının içinden çekip almaktır. Eğer yeterince üretkenseniz, değerlendirme yazılarına yenileri eklenir ve zamanı geldiğinde (siz yaşıyor olusunuz ya da olmazsınız) emeğinizin karşılığını alırsınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından ben böyle düşünüyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. SADIK ASLANKARA'NIN YAZISINA GELİNCE...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Kitaplar Adası &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Romanda yazarın kendine yer açma çabası...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Her yıl yüzlerce roman yayımlanıyor. Dile kolay. Yayımlanan bu romanlarla ilgili sayısal verileri gösteren çizelgeler, bunların yıllara, yaşlara, cinsiyete, yörelere vb. dağılımını gösteren veriler var mı, varsa, tutuluyorsa eğer, bunlar nasıl bir yönelim, eğilim çıkarıyor ortaya, sonra bu ne yönde evrilip hangi ivmeye göre gelişiyor bilmiyorum' Ne var ki yayımlanan romanların önemli bölümünün gençlere ait dosyalardan oluştuğu, kimilerinin birer 'ilk kitap' olma özelliği taşıdığı çok iyi biliniyor' Ayrıca yayıncıların, editörlerin sitemlerinden, kulağa gelen kimi bilgi kırıntılarından anlaşıldığı kadarıyla hemen her roman dosyası bir biçimde kendine yol bulup yayımlanabiliyor yine de. Diyeceğim, yazarın ya da yazar adayının elinden çıkıp da yayımlanmayan tek roman dosyası yok neredeyse' Çünkü söylenenlere bakılırsa hemen her dosya, yazarının çabasıyla yayınevleri arasında dolaşıyor, sonra bunlardan biri tarafından yayımlanıyor mutlaka' Bu kadarcık veri bile insanı şaşkınlığa uğratmaya yetiyor'&lt;/strong&gt; &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Yayımlanan romanların her birinin estetik açıdan tamlık yansıtması, bir değer taşıması beklenemez elbette, beri yandan bunların hiçbirinin yazınsal ölçütlere göre dikkate alınmayacak çalışmalar olduğu da savlanamaz' &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Peki, bunca değersizleri arasından değerlilerini nasıl seçeceğiz romanların? Yayınevine göre mi belirleyeceğiz bunu? Yayınevinin geçmişten günümüze yansıttığı görev, ahlak anlayışına, yazınsal tutumuna, yayımladıklarının yazınsal alanda sergilediği örtüşme eğrisine bakarak, yayımlanan her dosyanın ille roman değeri taşıyacağını mı kestireceğiz? Bu da çok zor'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Roman üzerine kaleme alınan yazılar varsa eğer, bunlarla mı belirleyeceğiz yoksa yönümüzü? Görülüyor ki, yazınsal üretime yeni başlamış bir yazarın roman alanında kendine yer açabilmesi, sığışacak bir yer bulabilmesi, bunu pekiştirebilmesi hadi olanaksız demeyeyim, ama güç, oldukça güç'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ROMANA ÖZGÜ SIKINTILAR...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Yeni bir roman dosyasının yayın dünyasında kendine yer bulabilmesi geçmişte de çok güçtü elbette. Sözgelimi Erdal Öz, ilk olarak Varlık Yayınları arasında yayımlanan Odalarda adlı romanı için Yaşar Nabi Nayır'la dosyası konusunda mektuplaşmalarını, öne sürüşleriyle Nayır'a karşı direncini anlatır, kendi yayınevinde bunun yeni basımlarına geçerken. Ekler ardından: 'Ben de az direnmemişim hani''&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Latife Tekin'in de ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm için Memet Fuat'a dosyasını getirdiğinde, çok beğendiği bu dosyaya karşın Memet Fuat'ın, bir yazar bağlamında kendisinden emin olabilmek amacıyla ondan ikinci roman dosyasını da istediği söylenir'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bu iki örnek bile geçmişte roman dosyalarının yayımlanmasının da pek öyle kolay bir iş olmadığını göstermeye yetiyor kanımca' &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Öteden bu yana çeşitli nedenlerle öykü, roman, oyun dosyası okuduğumdan, parıltılar taşıyan kimi dosyaların sonraki aşamada kitaplaşmalarını beklediğim halde bir türlü gün yüzüne çıkamadığını gözlemişimdir veya yayımlansa da kendine bir türlü yer açamadığına tanıklık yapmışımdır'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Evet, yeni yazarın işi zor' Neredeyse gün başına roman yayımlanır, her gün vitrine, sergene bir başka roman konurken bunların arasında yayımlanan yeni romanın şansı ne olabilir dersiniz? Yazar, bütüne bakarak söyleyecek olursak yayımlanmış binlerce romanın yüzlerce yazarı yanında kendine, yer bulabilecek midir?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;YENİ ROMANLAR ARASINDA...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Şu son zamanda azımsanmayacak sayıda roman okudum, bunların bir bölümü yeni yazarlardan, hatta ilk kez okuduklarımdan oluşuyor. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;İyi de kim söz edecek bu yazarlardan, onların romanlarından? Kendi payıma ileriki haftalarda 'Kitaplar Adası'nda birer ikişer konu edineceğim okuduğum bu romanları' Ama yeter mi bu çaba? Her yıl yayımlanan birkaç yüz romanın ancak birkaç on tanesini, diyelim ancak yüzde onu kadarını konu edinebilir bu alanda kalem oynatan bir yazar. Ne denli üzücü bir durum. 1960'larda Hüseyin Cöntürk, Yordam dergisine şiir, öykü göndereceklerden, zorunluluk olarak kitap eleştirisi de isterdi. Bu yöndeki boşluğu doldurmaya çabalardı bu yolla'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Peki, eleştiri alanında bir eksiklik vardı da doldu mu bu? Hemen her yazarın, sergende bekletip de bir biçimine getirerek bir yerlerde araya sıkıştırıverdiği o hazır tümce kalıbını çok duydunuz kuşkusuz: 'Bizde eleştirmen var mı?' Diyelim yok, iyi de bu soruyu ortaya atanların eli armut mu taşlıyor? Demokrasi için nasıl ki demokrat çoğunluğa gereksinim varsa eleştiri yazınına yaşam alanı kazandırılabilmesi için de uygulayıcıların çoğalması, ötesinde bu yönde bir irade yansıtması gerekiyor. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Aksi halde eleştiri, çoksatar listeleriyle kitle iletişim organlarının, buna koşut ortamların yönlendiriciliğine bağlı yapay solunumda kalacak, o kadar' Bir disiplin bağlamında yazın eleştirisi varlığını sürdürür kuşkusuz, ama kitlelerin eleştiri anlayışı bu örnekle sınırlı kalır herhalde. Demokrasiden, çoğulculuğu değil çoğunlukçuluğu anlıyor olmamız gibi. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Oysa eleştiri de demokrasi gibi azınlık rejimidir. Ne demek istiyorum; dikkate alınması gereken ilk o'dur'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;İlk romanlarıyla, kitaplarıyla yayın dünyasına adım atan, büyük çoğunluğu genç bu yazarlara eleştirmenlerin de fizik gücü yetemeyeceğine göre ne olacak? Umutsuzluğa kapılmadan işimizi sürdüreceğiz, başka çözüm var mı? &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;A. Kadir B.'nin romanları ilk kez yayımlanıyor. Daha önce A. Kadir Bozkurt imzasıyla, Ölümün Kıyısında adlı oyun dosyasını okumuştum yazarın. Kıvrak, kıpırdak kalemi olan bir yazar izlenimi bırakmıştı bende.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bu kez Pentagram'ın yayımladığı iki romanıyla yüz yüze geldim ardı ardına: Bitimsiz Yol (2007), Kibrit Kutusu (2008). Yaşamöyküsünden öğrendiğimize göre öykülerinin, oyunlarının yanında yazdığı yedi romanı var yazarın. Ama 'bunların yayımlanmasına ise yıllar sonra, ancak şimdi karar verdi' deniyor bilgi notu olarak. Öyle anlaşılıyor ki, yayımlanan 'şimdilik' bu ikisi yalnızca, '&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Yeni bir yazar olarak A. Kadir B. de kendine yer açmaya çalışıyor yazınsal ortamımızda. Çok doğal bu'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Peki, andığım bu romanlar için neler söyleyebiliriz?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;YENİ BİR YAZAR: A. KADİR B. ...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SD1i6XeNI/AAAAAAAADx8/hm74p8ScprE/s1600-h/bitimsizyol%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;em&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SD1i6XeNI/AAAAAAAADx8/hm74p8ScprE/s320/bitimsizyol%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bitimsiz Yol'da bankacı karısının başka birine âşık olması üzerine, 'yapılması gereken çekip gitmekti. Öyle yapmıştım' (22) diyen bir öğretmenin (Murat), mesleğini bırakarak pazarlamacı konumunda yollara düşmesi konu ediliyor' &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bu haliyle yine yolculuk temelinde bir romanla karşı karşıya olduğumuz ortada. Bu kez pazarlamacılık yapmaya koyulmuş, eskiden beri öyküler yazma isteğiyle kıvranan bir öğretmenin kendi otomobiliyle yaptığı uzayıp giden bir yolculuk bu'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Romanlarımızın öğretmenlerini aldığım yazılara bu örneği de ekleyebilirim herhalde. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Ancak aradan yıllar geçmiştir. Onu, kendisini bir başka erkek olarak tanıttığı sevgisiyle Antalya'da geçirdiği gecenin ardından roman zamanı içinde takip etmeye koyuluruz'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Murat'ın, dünyaya lanetler yağdıran bir roman kahramanı olduğunu söylemeye gerek yok. Kendini Arthur Miller'in 'Satıcı'sı gibi duyumsarken, yollarda tek başına bir yandan öyküler kurar, öte yandan bir başka kişi olarak kendine bakmanın, bir kurgu kişisi gibi kendisiyle de yüzleşmenin olanağını bulur' &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Öyküler yazmayı kurar sürekli, ama bu bağlamda 'esin perileri'yle başı derttedir. Yalnız onlarla mı? Herkesle, her şeyle' Karısının kopuşu sonrasında bütün dünyası altüst olmuştur Anadolu'nun bir köşesinde öyküler yazmayı kuran bu yazın öğretmeninin. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Murat'ı, bir işin peşinden koştuğu sıra Antalya'dan Ankara'ya yaptığı bir günlük yolculuk içinde saat saat ilerleyişi içine tüm yaşamından yerleştirdikleriyle yeniden yeniden tanımaya koyuluruz böylece.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Ama yaşadığı o olayın ardından katılaşmak bir yana acımasızlaşmıştır da bir ölçüde' Çünkü karısı tarafından terk edilmiş olması duygusunu içinden söküp atamamıştır bir türlü'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SD6qsP1iI/AAAAAAAADyE/MfR4tIzxCWo/s1600-h/kibrit.png" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;em&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SD6qsP1iI/AAAAAAAADyE/MfR4tIzxCWo/s320/kibrit.png" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Kibrit Kutusu ise, yine bir yolculuk anında, bunun kesitinde başlıyor. Otoyoldaki trafik kazası sonrasında otomobilin sürücüsü ölmüş, sonradan sevgilisi olduğunu öğrendiğimiz yanındaki genç kız ise yaşam kavgası verir bir halde hastaneye kaldırılmıştır. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Romanı biz, kazada ölen işadamının ağzından okuruz:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;'Ben ve o kız!'/ Sabri Taşkın ve Dilara Göktürk!'/ Söyledikleri gibi ikimiz de arabanın ön camından uçarcasına fırlamıştık. Dilara Göktürk otoyolun kenarındaki çelik bariyerin üstünden ormanlık alana doğru uçmuş, ben ise başımı bariyere çarparak yolun içinde kalmıştım. Aldığım yara ölümcülmüş. O an ya da bir süre can çekiştikten sonra ölmüş, öldükten sonra da ambulansla taşınıp bu hastaneye getirilmiş ve on yedi numaralı morg ünitesinden çıkarılan adama dönmüştüm; rengi solmuş ve cansız! Artık onunla yollarımız ayrılmıştı; ikimiz bir arada Sabri Taşkın iken, o ölü bir beden, ben ise yaşamda var olan bir ruha dönüşmüştüm./ Ruh?/ Şu 'ruh' kelimesi nasıl da itici'/ Başka bir şey olarak tanımlanmalı; bedensiz bir varlık gibi'' (56)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Sabri Taşkın'ın bir 'kibrit kutusu' işi de vardır bu arada. Sonuçta geri dönüşlerle kendini, yaşamını sorgulayan bir ruhun romanıdır da diyebiliriz Kibrit Kutusu için' Ölenin, ölüm sonrasında olup bitenleri izlemesi de yeni bir izlek değil elbette roman sanatında. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Görülüyor ki tüm roman yazarları, kendilerine bir yer açabilmek için ilginç konular bulmaya, bunlarla roman evrenleri kurup, yine ilginç, sıra dışı, ayrıksı, hatta aykırı kahramanlar yaratarak okurun ilgisini, yazın kamuoyunun dikkatini çekecek, sonuçta beğenilecek romanlar verimlemeye çalışıyor.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Bu açıdan bakıldığında her iki romanın da dilce, biçemce yenilik getirdiği savlanamaz bana göre. A. Kadir B.'nin bunları roman olarak eksiksiz, düzgün verimlemeyi, yazdıklarını olgunlaştırmış olmayı yeterli bulduğu anlaşılıyor. Ama bir yazar, kaleme aldığı romanın, yazın sanatı bağlamındaki yerini de sorgulayabilmeli derim' Bu kitap, roman sanatımız açısından yazınımıza ne getiriyor? Yazar olarak ben neyi getiriyorum?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Her iki romanda da gerek yayınevinden, gerekse yazardan kaynaklanan pek çok yazım yanlışıyla karşılaşıyoruz. Keşke bunlar giderilebilmiş olsaydı. Hatta okumam sırasında yer yer yazarın kendi dosyasında tam bir düzeltmeye girişmeden bunu yayınevine verdiği, yayınevinin de yazım konusunda pek özenli davranmadığı izlenimi edinmedim değil' &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Ancak yazınla ilgilenen, alanda düşünce üreten insanlar, kitaplara yönelirken, olmuş, olmamış biçiminde bunları ayırmak yerine, sabırla, sevgiyle eksiklerini göstermek olmalı kitapların' Hele A. Kadir B. gibi yayımlamak üzere hazırda beklettiği dosyaları olan yazarlar için bir işlevi olabilmeli böylesi yazıların.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;Yazın alanında eli kalem tutan hiçbir yazarın, ister şair, öykücü, romancı, ister denemeci, eleştirmen, yazınbilimci olsun dilimizin, yazınımızın omzuna yüklediği sorumluluktan kendini kurtaramayacağı ortada değil mi? &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;KAYNAK: &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.cumhuriyet.com/cukitap/w/k13.html"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;http://www.cumhuriyet.com/cukitap/w/k13.html&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2892030970157252400?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2892030970157252400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2892030970157252400&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2892030970157252400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2892030970157252400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/01/bir-kose-yazs.html' title='Bir köşe yazısı...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S2SCG-bhHII/AAAAAAAADx0/efZn_1OZqo0/s72-c/M.SADIK+ASLANKARA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3840850507005650196</id><published>2010-01-26T23:58:00.002+02:00</published><updated>2010-01-27T12:17:21.873+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Birini öldürmek...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birini öldürmek istersiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü düşünceler beyninizinde fink atmaktadır: İran’da olduğunuzu, onun yüzünü Amerikan beziyle örterek boynuna kadar toprağa gömdüklerini, etrafını çevreleyen kalabalıkla birlikte taşlamaya başladığınızı; ya da Afganistan’da kimsenin bilmediği bir mağarada elleri arkadan bağlı olarak kameranın karşısında suçunu itiraf ettiğini, arkasında bekleyen maskeli insanların birkaçında Arapça yazılı pankartları, birkaçının elinde ışıltısı kameraya yansıyan palaları, o gözyaşları içinde&amp;nbsp;kelime-i şahadet getirirken başını gövdesinden ayrıldığını; ya da karanlık bir hücrede çıplak bedenine işkence ederken, gözleri bağlı halde bir sonraki acının bedeninin neresinde yaşanacağını bilememenin çaresizliği içinde çığlık çığlığa bağırdığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyninde fink atan kötü düşüncelerle yaşamak yerine, kafasına bir tane sıkarak yaşadığın acıya son vermek istersin;&amp;nbsp;onun yanına yaklaşır, acımasızca gözlerine bakarken belindeki tabancaya uzanır, anlının ortasına doğrultarak tetiğe basar, hem yaşadığı, hem de öldükten sonraki bakışlarına tanık olursun…&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1_oaW0gy6I/AAAAAAAADv8/4IhV5g1bgiQ/s1600-h/olum_esmalale.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" mt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1_oaW0gy6I/AAAAAAAADv8/4IhV5g1bgiQ/s200/olum_esmalale.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Beng!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Onu öldürmeyi becerebildin mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Onu öldürebilmen için bir beng sesi yeterli olabilecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O öldü ve sen ondan kurtulabildin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç sanmam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun gözlerinde gördüğün son bakışlar, bir külçe gibi yere yığılışı, debelenişleri, hiç kıpırdamadan yatışı, ortalığa yayılan kandamlaları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen onu öldürmüş olsan bile beyninin içindeki yaşamını sürdürmeye&amp;nbsp;devam edecektir. Eğer gerçekten öldürmeye niyetlendiysen, hiç başka düşüncelere&amp;nbsp;takılmadan tabancanı kendi kafana daya ve tetiğe bas; onun o anda öleceğinin garantisini veririm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beng!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir yol daha var; onu kendi haline bırak; bırak ki o kendi kendine senin beyninde yarattığın bütün güzellikleri öldürsün; yavaş yavaş; usul usul; daha fazla acı veriyormuş gibi görünse de denemeye değer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qantino Tarantino’nun Kill Bill filminin müziğindeki gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beng, beng…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3840850507005650196?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3840850507005650196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3840850507005650196&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3840850507005650196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3840850507005650196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/birini-oldurmek.html' title='Birini öldürmek...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1_oaW0gy6I/AAAAAAAADv8/4IhV5g1bgiQ/s72-c/olum_esmalale.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1346161043553240044</id><published>2010-01-18T08:59:00.002+02:00</published><updated>2010-01-23T12:19:04.746+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Tütün işçileri...</title><content type='html'>Bu bir cumartesi gecesiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi beş yıl öncesindeki üniversite günlerinde başlayan dostluğumuzu bu günlere kadar yaralamadan taşımayı becerdiğimiz Mehmet Çevik’le birlikte, Ankara gecelerine kendimizi bırakmaya ve sabaha kadar gecenin tadını çıkarmaya niyetliydik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda Hamamönü mahallesindeki tarihi Ankara evlerinden birinde yaşamıştık. Eski mahallemizin restore edilerek yepyeni bir çehre kazandığını, görülmeye değer mekanları bünyesinde barındırdığını öğrenince, dört yılımızı geçirdiğimiz sokakların havasını yeniden duyumsayabilmek adına, Ankara’nın tanınmış mekanlarından birisi olacağını düşündüğüm Sokrat Cafe’de keyifli bir akşam yemeği yedik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI NOTU: Bir hafta sonu eski Ankara evlerinin yeni yüzünü görmek isteyenlere Sokrat Cafe’ye zamanlarının bir bölümünü ayırmaları, eğer tok değillerse otantik kayseri mantısı ya da sarma yemeleri, aç değillerse tatlılardan birinin tadına bakmaları, en azından bir çay içmeden geçmemeleri şiddetle tavsiye olunur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tadı damağımızda kalan akşam yemeğinin sonrasında takıldığımız Fikrim Bar’da nostaljiye devam ettik. Kendine özgü yorumlarıyla tanınan Grup Kibele, bazen acı dolu ezgileriyle hepimizi hüzünlendirmekte, bazen de insanın içini kıpır kıpır ederek oturduğu yerde oturmasına izin vermemekteydi. Bu grubun adı Anadolu’nun bolluk ve bereket tanrısından geliyor, ağırlıklı olarak Türkçe, Kürtçe, Zazaca ve Farsça halk şarkılarından repertuarını oluşturdukları halde arada çaldıkları sürpriz ezgilerle farklı müziklerden hoşlananlara da seslenebiliyorlar. Geceye biraz geç başlasak da hızlandırılmış alkol tüketimi ve Grup Kibele’nin ezgileri sayesinde bardaki müşterilerin coşkusuna ulaşmamız çok zaman almadı…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1oERbKoTrI/AAAAAAAADtU/MIpXomu0h6k/s1600-h/T%C3%9CT%C3%9CN+%C4%B0%C5%9E%C3%87%C4%B0LER%C4%B0+1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" mt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1oERbKoTrI/AAAAAAAADtU/MIpXomu0h6k/s400/T%C3%9CT%C3%9CN+%C4%B0%C5%9E%C3%87%C4%B0LER%C4%B0+1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir başka barda geceyi noktalamak niyetiyle Sakarya Caddesi’nde dolanırken karşılaştığımız tütün işçilerinin direniş meydanı ister istemez bizi kendine doğru çekti. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen yüzlerce tütün işçisi yağmurdan korunabilmek için naylonlardan sundurmaların altında, battaniyelerine sarılmış, bazıları uyumakta, bazıları eylem alanında dolananlara bilgiler vermekte, farklı gruplar yaktıkları ateşlerin etrafında birbirleriyle kaynaşmakta, bazı sundurmaların altından iktidarı eleştiren slogan sesleri yükselmekteydi. O insanların arasına karışınca da yanlarından ayrılmak istemedik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylem alanının kenarındaki kalabalık polis topluluğu ise her an için tetikteydi. Çok daha fazlası otobüslerde beklemekte, bir süre sonra görevi diğerlerinden alacakları için koltuklarında uyumaya çalışmaktaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylem alanında dolananların çoğu direnişe destek vermek için oraya gelmiş, aralarına meraklılar, satıcılar, sivil polisler ya da eğlencelerini sona erdirerek evlerine dönenler karışmış, akıp giden kısacık zaman içinde hepimiz bir bütün haline dönüşüvermiştik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok insan gördüklerini kaydetmenin derdine düşmüş, ellerindeki kamera ve fotoğraf makineleriyle dolaşmaktaydı. Bu durumu günlerdir kanıksamış olan eylemciler yeri geldiğinde poz vermekte, bazıları durumu fırsat bilerek direnişlerinin gerekçelerini anlatmaya çabalamaktaydı. Bir gün sonra miting alanında yaşanılacak gerginliğin bedeli ağır olabilirdi; yüzlerine biber gazı sıkılabilir ya da buz tutmuş havuzların içine itilebilirlerdi; yine de gecenin ayazında yaptıkları şakalarla neşeli bir atmosfer oluşturmaya çalışıyorlardı. Ben de arabamdaki fotoğraf makinesini alarak diğerleri gibi Sakarya Caddesi’ndeki direnişi ölümsüzleştirebilmenin derdine düştüm.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1oEfc1VbrI/AAAAAAAADtc/1_k0o9HY1IY/s1600-h/T%C3%9CT%C3%9CN+%C4%B0%C5%9E%C3%87%C4%B0LER%C4%B0+2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" mt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1oEfc1VbrI/AAAAAAAADtc/1_k0o9HY1IY/s400/T%C3%9CT%C3%9CN+%C4%B0%C5%9E%C3%87%C4%B0LER%C4%B0+2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eylem alanındakiler bir televizyon ve tiyatro oyuncusu olan Mehmet Çevik’i çabucak fark etti. Dünya görüşünü bildiğim arkadaşımın eylemci ruhu da coşku içindeydi. İşçilerin yükselen sesinden etkilenmemek olanaksızdı! Ben ilginç kareler yakalamaya çalışırken, arkadaşım da ateşin etrafına toplanmış gruplarla saatlerce sohbet etti. Sabaha karşı eylemcilerin yanlarından ayrılırken, bir barda geceyi tamamlamak yerine, eylem alanında bir şeyleri değiştirebilmenin umuduyla haftalardır ailelerinden, evlerinden, memleketlerinden uzak kalan tütün işçilerine yalnız olmadıklarını duyumsatabilmenin iç huzurunu yaşamaktaydık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir cumartesi gecemiz de böyle gelip geçti…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1346161043553240044?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1346161043553240044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1346161043553240044&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1346161043553240044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1346161043553240044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/01/tutun-iscileri.html' title='Tütün işçileri...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1oERbKoTrI/AAAAAAAADtU/MIpXomu0h6k/s72-c/T%C3%9CT%C3%9CN+%C4%B0%C5%9E%C3%87%C4%B0LER%C4%B0+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3866950567872580356</id><published>2010-01-16T16:20:00.009+02:00</published><updated>2010-01-18T20:35:52.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>Kırmızı Işık...</title><content type='html'>Bilirsiniz işte…&lt;br /&gt;Bir yerden başka bir yere taşınmak büyük telaşları içinde barındırır; bu dünyadan öteki dünyaya gidişin telaşına benzemese de, bir kentten başka bir kente, bir evden başka bir eve, bir kadın ya da erkekten başka bir kadına ya da erkeğe geçişin zorluğunu hepimiz biliriz; keyfini de biliriz tabi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SfAL4bWlI/AAAAAAAADs0/kg3DaCVC_eg/s1600-h/KAZA.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SfAL4bWlI/AAAAAAAADs0/kg3DaCVC_eg/s400/KAZA.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Son günlerde bir düzenden yenisine geçişin keşmekeşliğiyle uğraşmaktayım; yeni evime bağlattığım telefon söyledikleri günde açılmadı, telefon açıldıktan bir gün sonra da internet aktif hale gelecekti ama bir tek tık sesi bile gelmeyen telefon hattından internete tek tıkla ulaşmak olanaksız…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Eve digitürk bağlatmak için dört-beş gündür teknik servisin peşinde koşmaktaydım; sonunda montajı yapacak teknik servis elemanlarını kapımın önüne kadar getirmeyi becermiş, aynı anda kapımın önünden geçen ev sahibimin apartmanda uydu yayını olduğunu söylemesiyle kararımı değiştirmiş, bin bir zorlukla kapımın önüne kadar getirmeyi başardığım teknik servis elemanını kuru bir teşekkürle geri göndermiştim…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Keşke göndermese miydim?&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Neden mi?&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bugün TRT 1’de yayınlanan ‘Kırmızı Işık’ dizisinin yönetmeni Cüneyt Tezcan telefon ederek Yasemin Öztür'le beraber konuk oyuncu olarak oynadığımız bölümün biraz sonra yayınlanacağını&amp;nbsp;hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin evinde ortalama iki adet bulunan televizyondan benim evimde bir duvarı kapsayacak kadar kocamanı var ama yıllar sonra konuk oyuncu olarak kameraların karşısına geçtiğim&amp;nbsp;televizyon dizisini izletebilecek gücü yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke teknik servis elemanını göndermeseydim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik servis elemanını digitirk’ü bağlatmadan gönderdiğim için hayıflanarak sorunumu çözemeyeceğimin bilinciyle hareket ederek evdeki dekoderle dışarı çıktım. Çok zaman yitirmeden bu işleri yapan bir teknik servisin kapısından içeri girdim. Elimdeki dekoderi uydu yayınına uygun hale getiren bir programı yüklemeyi teklif ettiler. Önerilerini hiç düşünmeden kabul ettim. Bu arada servis elemanını evime gelerek montajını yapması için ikna etmeye çalışıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok kolay abi,” diyen servis elemanının ikna olmaya niyeti yok gibiydi. “Şu anten kablosunu anten çıkışına takacaksın, sonra da televizyonun düğmesine basacaksın…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim işlerim bu kadar kolay olmaz usta, illa ki bir yerinden aksilik çıkar, kablolar yanar, dekoder uyduyu tanımaz, anten alıcısıyla elektrik prizini birbirine karıştırarak çarpılırım, bu yüzden televizyonun başında can çekişerek ölebilirim,” diye ikna turlarına devam ettim. “Vicdan azabı duymak istemiyorsan hayır duası ya da para karşılığında bana yardım et, senin sayende yıllar sonra televizyonda kendimi izleyip, 16:9 ekran formatında ne kadar şişman göründüğüme karar vereceğim…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar zorlarsam zorlayayım ikna olmadı!&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SmTSJacnI/AAAAAAAADtE/0ARxAEn1EJk/s1600-h/P1230985.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SmTSJacnI/AAAAAAAADtE/0ARxAEn1EJk/s200/P1230985.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SlH8kA8RI/AAAAAAAADs8/Hd8H6XPjqoE/s1600-h/P1230864.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SlH8kA8RI/AAAAAAAADs8/Hd8H6XPjqoE/s200/P1230864.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yeni program yüklenmiş ve ara bağlantı kablosu eklenmiş dekoderimi kolumun altına alarak evime geri döndüm. Dizinin başlamasına yaklaşık kırk dakika varken merdivenleri tırmanıyordum. Kapının kilidini açtığımda otuz sekiz dakika kalmıştı. Otuz yedinci dakikada kapıdan içeri girdim. Aynı dakikanın içinde koridorun lambasını açmak için açma-kapama anahtarına dokundum ama lamba yanmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patlamış olmalıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksilik işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım başka bir sorun yoktur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer odanın lambası da yanmıyordu, hiçbir lamba da yanmadı; elektrikler kesikti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanet olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuz altıncı dakikanın içinde en az üç kere daha lanetler yağdırdım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki bin on yılında bütün aksiliklere kapımı kapattığımı ilgili birimlere iletmiştim ama arada bir iletişim sorunu olmalıydı; bu ne gayriciddilik, üstelik daha yılın ilk ayı bile dolmadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin başlamasına yarım saat kala lanetler savurmak yerine çözüm üretmeye odaklandım. En iyi çözüm şehrin bir ucundan diğer ucuna (Balgat’tan Keçiören’e)gitmek, Tutkun’un anneannesindeki tüplü televizyon teknolojisiyle üretilen en küçük ekranlı televizyonda ‘Kırmızı Işık’ dizisini izlemekti. Bunu başarabilmek için de Ankara’yı baştanbaşa yarım saatten kısa bir zamanda geçebilmeliydim. Dizinin başlamasına yirmi dokuz dakika kala zaman yitirmeden yola çıktım. Bir elimde üç-beş dosta haber verebilmek için kullandığım telefon, diğer elimde arabanın direksiyonu, sağ ayağım köküne kadar basılı olarak yirmi dakikada yolculuğum sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen kimseler tehlikeli bir iş yaptığımı söylemesin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden bildiğimi de söyleyeyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlemek için kendimin ve başkalarının yaşamını tehlikeye attığım dizide, bir yerlere yetişmek için hızlı araba kullanan, bu arada telefonla konuşan iki kişinin birbirlerine nasıl çarptıkları anlatılıyordu; arabayı kullanan işadamı rolünü de ben oynuyordum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan dünya dedikleri bu olsa gerek…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1Sml2of_oI/AAAAAAAADtM/OoEHSTCo1r8/s1600-h/P1230988.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1Sml2of_oI/AAAAAAAADtM/OoEHSTCo1r8/s400/P1230988.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3866950567872580356?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3866950567872580356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3866950567872580356&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3866950567872580356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3866950567872580356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/01/krmz-isk.html' title='Kırmızı Işık...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S1SfAL4bWlI/AAAAAAAADs0/kg3DaCVC_eg/s72-c/KAZA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6823460761500293043</id><published>2010-01-06T20:27:00.002+02:00</published><updated>2010-01-08T14:47:52.281+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OKUMAK / YAZMAK'/><title type='text'>Hipnozcu...</title><content type='html'>Richard Bach’ın ‘Martı’ kitabını bilirsiniz… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoğunuz gibi kısacık öykünün kahramanı Jonathan Livingston’dan etkilenenlerden biriyim; hatta biraz fazla etkilenmiş olmalıyım ki, ‘Yeşil mavi ya da turuncu’ adındaki romanımın son sayfalarında benim kahramanım ile martı Jonathan Livingston’u karşılaştırmış, onları birbirleriyle konuşturarak romanımı tamamlamıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0TWNB2e2wI/AAAAAAAADss/kfgPDohjhfY/s1600-h/madynv6A7pe.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0TWNB2e2wI/AAAAAAAADss/kfgPDohjhfY/s400/madynv6A7pe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şimdi de Richard Bach’ın ‘Hipnozcu’ adındaki romanının kahramanı Jamie Forbes’in yaşadığı bir gösteriyi anlatmak istiyorum: Bir hipnozcunun sahne şovuna gönüllü olarak katılan Jamie Forbes hipnozun etkisiyle kendisini taş duvarları olan bir hücrenin içinde bulur. Dışarıya çıkabilmek için tekmeler atmaya, yumruklar savurmaya, omzunun gücüyle taş duvarlara yüklenmeye çalışır. Ne yaparsa yapsın başaramayacaktır! Hipnozcunun duvarın içinden geçme önerisini ise ciddiye bile almayacaktır. Gösterinin sonuna doğru hipnozcunun yönlendirmesiyle taş duvarın içinden geçecek, hipnozcu tarafından uyandırıldığında sahnenin üstünde olduğunu, sahnenin üstünde öyle bir duvar olmadığını, olmayan bir duvarın içinden geçmediğini, hücreden çıkabilmek için yaptığı hareketlerin seyircileri fazlasıyla güldürdüğünü anlayacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmayan bir hücrenin duvarlarına tekmeler savuran birini izlemek çoğumuzu güldürebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya duvarları olmayan bir hücreden dışarıya adımını bile atamamak nasıl bir duygudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi görünmez duvarları olan bir hücre yaratmaya çalışalım: Ben hücrenin duvarlarını geleneklerimizden ve göreneklerimizden oluşturmayı öneriyorum. Bir başkası öğretilerden yola çıkarak birbirinde farklı motifler yaratabilir. Başka biri de inançlarıyla hücresinin duvarlarını örebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de görünmez duvarlarınızın içine bir süre zaman geçirmeye çalışın; hücrenin içindeki şartlar elverdiğince istediğinizi yapmakta özgürsünüz; içeride volta atın, düşünün, düş kurun, ibadet edin; her ne yapmak istiyorsanız yapın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapacağına karar veremeyenlere görünmez duvarların üstüne kazınmış yazıları okumasını öneriyorum; törelerimiz başka türlüsüne izin vermez, öteki dünyada cayır cayır yanacaksınız, ya bizdensin ya da karşı taraftan, bu kadar başlık parası yetmez, önünden kara kedinin geçmesi uğursuzluktur, öğretilerimiz diğerlerinin doktrinlerini yadsımaktadır, bizim ırkımızdan daha üstün bir ırk yoktur, sonunda Galile de dünyanın dönmediğini kabul etmiştir, öküzün boynuzları üstüne kurulmuş bir dünya nasıl dönebilir ki, vs…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duvarlar çok geçmeden Jamie Forbes’in kapatıldığı taş duvarlara benzeyecektir; sizi izleyenler etrafınızı çevreleyen taş duvarları göremeyecek, siz ise çevrenizi sardığını varsaydığınız duvarların ardında yaşananları hiçbir biçimde duyumsayamayacaksınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de görünmez duvarların dışına çıkmaya çalışın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce kolay olacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok mu zor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse olanaksız olduğunu düşünenlerin çoğunlukta olduğunun fark ederek sorgulamayı sürdürelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hücrenin içinde oluşunuz bir yazgı mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir rastlantı olduğunu söyleyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa bir yanılsamadan mı söz ediyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz, kendinizin ya da sizden öncekilerin önermeleriyle oluşturduğu taş duvarların içine sıkışıp kalmış, o hücrenin içinden çıkmayı bir türlü beceremiyor, bir çıkış yolu bulabilmek için debeleniyorsanız, hatta umutlarınızı yitirmiş ya da yitirmek üzereyseniz, hiçbir şey yapmadan görünmez duvarların içinde üfleyip püflemek yerinde Richard Bach’ın ‘Hipnozcu’ adındaki romanını okumanızı öneriyorum; yazarın önerdiği çıkış yolu sizin çıkış yolunuz olmasa bile kendi çıkış yolunuzu bulmanıza katkısı olacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından görünmez duvarlarınızı yeniden sorgularsınız…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6823460761500293043?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6823460761500293043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6823460761500293043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6823460761500293043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6823460761500293043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/01/hipnozcu.html' title='Hipnozcu...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0TWNB2e2wI/AAAAAAAADss/kfgPDohjhfY/s72-c/madynv6A7pe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1167613938915032911</id><published>2010-01-01T22:24:00.002+02:00</published><updated>2010-01-04T23:01:07.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>2010...</title><content type='html'>Antalya’dayım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünü beyaz bulutlar kaplamış, araya karışmış gri bulutlar görüntüyü daha da zenginleştiriyor, biraz sabırlı olabilirsem bulutların arkasındaki masmavi gökyüzünü de görebilirim, tam tepedeki güneş ise gizlendiği yerden çıkmamakta kararlı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 yılının ilk kahvesini içmek için Antalya’nın tanınmış mekanlarından Cafe extrablatt’tayım. Kış günün baharı anımsatan havasına haksızlık etmemek için dışarıdaki geniş koltuklardan birini tercih ediyorum. Hala geride bıraktığımız yılın ağırlığını üstümde; belki de bu ağırlık dün gece Topkapı rakısını kısa bir zamanda ve oldukça hızlı içmemden kaynaklanıyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben işlek caddeden geçen araçlara, yolun kenarındaki kaldırımda yürüyen insanlara bakarken, bir garson kız elindeki menüyle gülümseyerek yanıma yaklaştı. Kızın elindeki menünün kapağına menüyü getiren kızın gülümseyen fotoğrafını basmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne alırdınız?” diye sorarken menünün kapağındaki gibi gülümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki gibi espresso ile sıcak suyun karışımını tercih ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir amerikano lütfen…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0JMJRZHZkI/AAAAAAAADsY/3-8eN15t7Jg/s1600-h/P1260122.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0JMJRZHZkI/AAAAAAAADsY/3-8eN15t7Jg/s320/P1260122.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;O kahvemi getirdiği sırada kendimi son bir yıldır ağırlığını bedenimde duyumsadığım olayların ve kişilerin arasında dolanıyordum. Bu kadar örselendiğim başka bir yılı anımsamıyorum; çok zor günler, zor ilişkiler, zor işler, zor engellerle karşılaşmıştım ama geride bıraktığım yıl hepsinden farklıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En zoru on sekiz yıldır yaşadığım ilişkinin sonlanmasıydı; öylesine, önemsizce, çok sıradanmışçasına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş konusunda da sert bir kayaya toslamıştım; bugün ya da yarın çözülecek diye uğraştığım tıkanıklık kocaman bir yıla yayıldı, zorladıkça zorladı, üzdükçe üzdü, tükettikçe tüketti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl bir romanımın daha basılacağını düşünürken dünyayı kuşatan ekonomik krizin yayıncılık sektörüne de yansıması üçüncü romanımın basılmasına engel oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun repertuarına alınan ‘Ölümün Kıyısında’ adındaki oyunumun sahnelenmesi son dakikadaki beklenmedik bir gelişmeyle sonraki yıllara ertelendi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa film çekme düşüncesinde hiçbir ilerleme olmadığı gibi doğru düzgün fotoğraf çekmesini de öğrenemedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bu kadar kötü değil tabi ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Yazarın Ölümü’ adındaki sekizinci romanımı 2009 yılının ortalarında tamamladım; iyi bir roman daha yapmanın mutluluğunu yaşadım, bu romanımı da diğerleri gibi çok sevdim, kendi kendime…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Zor Oyun’ ve ‘Gerdek Gecesi’ adında iki tiyatro oyunu yazarak evlilik ilişkisi üstüne düşündüğüm üçlemeye tamamlamış oldum. Bu yılın son günlerinde çevre dostu bir çocuk oyunu yazdım; bu kadar hızlı yazabildiğime ben bile şaşırdım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dizi film projesinin ilk üç bölümünün senaryosunu yazarak bir köşeye bıraktım, yeterince hızımı alamamış olmalıyım ki, başka bir proje için de bir televizyon filminin senaryosunu yazdım; bu televizyon için yaptığım çalışmaların varacağı noktayı çok merak ediyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi yıl önce ‘Peri Kızı’ adında dört bölümlük bir dizide başrol oynamıştım, bu yıl da ‘Kırmızı Işık’ adındaki bir dizi filmde konuk oyuncu olarak rol aldım; yirmi yıl önceki heyecanları anımsamak iyi geldi…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0JNP-uZ4MI/AAAAAAAADsg/ZNyJER6fzho/s1600-h/P1260587.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0JNP-uZ4MI/AAAAAAAADsg/ZNyJER6fzho/s320/P1260587.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;2010 yılında yapacaklarıma gelince; Tutkun’la birlikte yaşamanın tadına varılacak, az işle daha çok kazanmanın yolları zorlanacak, heyecan verici ilişkilere göz kırpılacak, gece hayatı biraz daha renklendirilecek, daha çok sanatsal olayların içinde olunacak, ister istemez 2009 yılındaki sıkıntıları üstümden atmamı sağlayacak bir roman yazılacak, blog yazılarından taviz verilmeyecek, bir yerlerde köşe yazısı yazmanın olanakları araştırılacak, yazarlık yolculuğumun geniş kitlelere ulaşabilmesi için sınırlar zorlanacak, Antalya’ya daha sık gidilerek daha uzun süreler kalınacak, yedi yıldır aralıksız emek vererek Bilkent Sport İnternational’daki arkadaşlarımın arasında kariyer yapmayı başardığım voleybola yeniden dönülecek, bir fotoğrafçılık kursuna başlanacak, birlikte kısa film çekmek konusunda çevremdeki dostlar zorlanacak, mutlu olunacak, dostlarımın mutluluklarını katkıda bulunulacak, bir de geçen yıl neler yaptığımı ya da bu yıl neler yapacağımı soranlara bu yazıyı okuması söylenecek, 2011 yılının ilk gününde bu yazı yeniden okunarak hedeflerimin ne kadar yakınlarında dolandığım anlaşılacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yukarıdaki satırları tamamlayana kadar ikinci amerikano içildi, bu arada gökyüzündeki bulutlar yerini başka bulutlara bıraktı, bazen azaldılar, bazen daha da çoğaldılar, gün boyunca kendini göstermeden Antalya’yı ısıtan güneş sonunda yerini akşamın karanlığına terk etti, ben de kararan havanın serinliğinde son satırlarımı Cafe extrablatt’ın içindeki deri koltukların birinde tamamladım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pardon, bakar mısınız?” diye garsona seslendiğim sırada bu satırları yazıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Buyrun,” dedi menüdeki gülümseyen garson kızın yerini alan bir başka garson.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hesap lütfen…”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1167613938915032911?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1167613938915032911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1167613938915032911&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1167613938915032911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1167613938915032911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2010/01/2010.html' title='2010...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/S0JMJRZHZkI/AAAAAAAADsY/3-8eN15t7Jg/s72-c/P1260122.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3034467306425259999</id><published>2009-12-31T00:05:00.001+02:00</published><updated>2009-12-31T00:14:17.309+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>Mutluluk...</title><content type='html'>2010 yılı kapının eşiğine gelmiş, dayanmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin herkese 'mutluluklarla dolu bir yıl' dilediği günlerde, mutluluk üstüne birkaç satır yazarak tanıdıklarıma ve tanımadıklarıma mutluluklarla dolu bir yıl dilemek istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar hayatımın kadınına “Seni nasıl mutlu edebilirim?” sormuştum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir buçuk karatın üstünde tek taş pırlanta alarak!” diye kısa ve net bir yanıt vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kaç paraymış bu yüzük?” diye sorunca da, bir anda ortaya pırlanta katalogları çıkmıştı; pırlantaların kesim biçimi, üstündeki lekeler, ışıktaki yansımaları, yüzüğe uygulama teknikleri, sertifikaları, yurtiçi ve yurtdışındaki pazarlama teknikleri, en ucuza iyi bir pırlanta sahibi olmanın püf noktaları, vs… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde böyle bir maddi yükün altından kalkamayacağımı söylediğimdeyse mutsuz olmuştu. Onun mutluluğunu belirleyen bilmem kaç bin dolar değerindeki bir cam barçası mıydı? Öyle bir cam parçasını parmağında dolaştırıyor olsaydı mutlu bir insan olarak yaşamını sürdürebilecek miydi? Bu isteğin sonsuz bir mutluluk kaynağına dönüşebileceğinden emin olabilseydim, bilmem kaç bin doları bir cam parçasına vermekten bir an bile çekinmezdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek taş pırlanta üstüne konuşmalarımız Nil Karaibrahimgil’in ‘Tek taşımı kendim aldım’ şarkısıyla önemini yitirdiği günlerde&amp;nbsp;iyi bir araba almaktan söz ediyorduk. O dönemdeki bir konuşmamız sırasında iyi ve büyük bir jipe binmek istediğini söylemesi bende hayal kırıklığı yaratmıştı.&amp;nbsp;Ona almayı düşündüğümüz arabanın yeterince iyi olduğunu anlatmış, onu mutlu edemediğim için de mutsuz olmuştum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalem benim elimde olduğundan mutluluk konusundaki örneklemeyi&amp;nbsp;tek insan&amp;nbsp;üstünden yaptım, benzer örnekler benim için de geçerli, bu yazıyı okuyan herkes için de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösterişli örneklerle kendimizi kısıtlamayalım; örneğin ayakkabınızı boyatmak için bir boyacı sandığının önünde beklemektesiniz, işinin ustası olan boyacınız ayakkabınızı boyuyor, cilalıyor, en sonunda paçalarınızı düzelterek işinin bittiğini söylüyor, sen de ayakkabına bakıyor, istediğin gibi olmadığını görerek mutsuz bir yüz ifadesiyle oradan uzaklaşıyorsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bilmem kaç bir dolar değerindeki pırlanta, ha üç kuruşluk ayakkabı boyası; sonunda aynı mutsuzluk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce mutlu olmak ya da olamamak yukarıda sözünü ettiğim cümlelerde anlatıldığı gibi midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;‘Evet,’ diyenler bu yazıyı okumaya dikkatle devam etsinler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Hayır!’ diyenleri bir adım öne davet ediyor ve ‘mutluluk’ kelimesinin yerine hangi kelimeyi yerleştirebileceklerini düşünmelerini istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzvHU1mX5BI/AAAAAAAADsQ/bDklbyCWfAU/s1600-h/A.Kadir+B..jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzvHU1mX5BI/AAAAAAAADsQ/bDklbyCWfAU/s640/A.Kadir+B..jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Tatmin olmak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Doyuma ulaşmak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Orgazm falan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yanıtları verenleri bir adım daha öne davet ediyor, şimdi de gözlerinden öpüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamına gelince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişilere, durumlara, olaylara bağlı olarak yaşadıklarımız ‘tatmin olmak’ ya da ‘tatmin olmamak’ durumuyla ilgilidir. Ben hayatımın kadınına araba alınca tatmin olmuş, ayakkabımı istediğim gibi boyatamayınca da tatmin olamamıştım. Hayatımın kadını iyi bir arabası olduğu için tatmin olmuş, iyi bir jipe binemediği için de tatminsizlik duygusu yaşamıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar hayatımın kadınına ‘Benimle bir gecekonduda bile yaşamayı göze alabilir misin?’ diye sorduğumda, teklifimi yeterince tatmin edici bulmadığından gözlerimin içine şaşkınlıkla bakmıştı; bir gecekonduda yaşamak benim için de tatmin edici değildi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada yaşamımdaki en mutlu günlerin üniversite yıllarında yaşadığım gecekonduda geçtiğini sizlerle paylaşmalıyım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak üç beş kelimeyle mutluluğun ne olduğundan ya da ne olması gerektiğinden söz edelim. Bana ne kadar katılırsınız ya da katılmazsınız bilemem ama mutluluk bilerek ve isteyerek yapılan bir seçimdir. Yaşama nasıl baktığınızla ilgilidir. Bir duruştur. Bir yaşama biçimidir. Bulunduğunuz yerden dünyayı rahatlıkla görebilmeniz için önünüze iki pencere yerleştirilmiştir; mutluluk penceresi; mutsuzluk penceresi; hangisinden bakacağınıza kendiniz karar vereceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer mutlu olmayı seçtiyseniz, tek taş pırlanta olmadan da, iyi bir jipe binerek ya da binmeyerek de, bir ayakkabı boyacısı ayakkabınızı istediğiniz gibi boyamasa da, tatmin olarak ya da tatmin olmadan yaşayarak da mutlu olmayı becerebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer beni ciddiye almaya niyetlendiyseniz; bozulan ekolojik dengeleri, global ekonomik krizi, küresel ya da yöresel terörü, savaşları, düşmanlıkları, geçmişin sıkıntılarını, geleceğin kaygılarını yaşamınızın önüne geçirmeden yaşayacağınız&amp;nbsp;2010 yılı sizin için mutluluk hedefinizin gerçekleştiği bir yıl olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim sizin…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3034467306425259999?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3034467306425259999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3034467306425259999&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3034467306425259999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3034467306425259999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/mutluluk.html' title='Mutluluk...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzvHU1mX5BI/AAAAAAAADsQ/bDklbyCWfAU/s72-c/A.Kadir+B..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7106805278375726848</id><published>2009-12-24T23:33:00.003+02:00</published><updated>2009-12-24T23:49:49.443+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Eskimiş koltuk...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köşede duran eskimiş koltuğu atmanız gerekir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin perdesinden halısına, vitrininden sehpasına kadar her şey değişmiş, eski canlılığını yitirmiş koltuk ise ilk günden beridir&amp;nbsp;konulduğu yerinde öylece durmakta, her odaya girdiğinde gözüne batmakta, farkında olmadan eskimiş koltuğun üstüne yayıldığında ne olduğunu anlayamadığın bir tedirginlik yaratmaktadır…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzPdyaXnahI/AAAAAAAADro/KomnlEBefnQ/s1600-h/eskimi%C5%9F+koltuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzPdyaXnahI/AAAAAAAADro/KomnlEBefnQ/s400/eskimi%C5%9F+koltuk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Onu odanın köşesinden kaldırıp atmak bir takıntı haline dönüşmüştür. Eski bir koltuk parçasına hesap vermeye gerek olmadığı halde bir ortam, bir fırsat, bir vesile olmasını beklemektesindir. Çok geçmeden bir arkadaşınla, ‘Bir gün seninle bira içmeye gidelim,’ muhabbeti arasında kurmayı düşündüğü evine mobilya alacağını öğrenir, ona önayak olurken, eski koltuğun yerine yenisini almayı aklından geçirirsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde düşündüklerini elinde olmayan nedenlerle gerçekleştiremezsin. Başka bir şehirde bambaşka heyecanlar yaşarken evinde bıraktığın koltuğu değiştirmek aklından çıkar gibi olmuştur. Bir ara yeni ev kurmayı düşünen arkadaşınla telefonlaşırken yeniden evinin köşesindeki eski koltuğu anımsar, ondan uzaklarda olsan da aklının bir köşesinden çıkaramadığının farkına varırsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O arkadaşının eviyle ilgili hayallerini telefonda dinlerken&amp;nbsp;evinin başköşesindeki koltuktan kurtulmayı iyiden iyiye kafana koyarsın. Artık hayallerinde yeni alacağın koltuğun nasıl olacağı vardır. Yeni ev kuracak arkadaşınla sonu gelmek bilmeyen telefonlarda, onun almayı düşündüğü eşyalar ve senin alacağın koltuğun üstüne konuşur, her konuşmada ortak zevklerinizin birbirinizden farklı olmadığını anlarsınız. O seni anlamakta, eski koltuktan kurtulmana saygı duymakta, yeni alacağın koltuk için kışkırtıcı önerilerde bulunmaktadır. Basit bir koltuğu değiştirmenin bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç aklına getirmemişindir. Evine döner dönmez ilk işinin koltuğu değiştirmek olacağı konusunda kendine söz verirsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle de yaparsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iş olarak arkadaşınla birlikte ortak zevkinize uygun&amp;nbsp;bir koltuk satın alırsın. Bu arada ilerleyen samimiyetinizden cesaret bularak yeni koltuğun hanginizin evinde daha şık duracağını konuşmaya başlamış, eski koltuğu yenileyim derken karşında yepyeni bir yaşam bulmuşsundur. Bu heyecanla evinden içeri girer, hiç düşünmeden eskimiş koltuğu kollarının arasına aldığın gibi kapının önündeki kaldırıma&amp;nbsp;bırakırsın. Huzur içinde kapıdan girerken için kıpır kıpırdır. Eski bir eşyadan kurtulan oda ferahlamış, perdeler gülümsemekte, televizyonun bulunduğu konsol ‘İyi yaptın!’ dercesine takdir etmekte, son aldığın geniş kanepeler ise yaptığını onaylarcasına başını sallamaktadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre geniş kanepenin köşesine oturarak koltuktan boşalan boşluğu seyredersin. Yüzündeki gülümseyiş farkına varmadan&amp;nbsp;yerini acı bir tebessüme terk etmiştir. Bir kadeh şarap doldurarak geniş kanepeye geri dönersin. Elinde olmadan kapının önüne bıraktığın koltuğun yaşamındaki güzel günlerini düşünmektesindir; o koltuğun kolları arasında nasıl huzur bulduğunu, o koltukta otururken nasıl kahkahalarla güldüğünü, onun üstündeki sevişmelerini, ağlamalarını, yaşamının en özel anlarını onun üstünde yaşadığını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an için kaldırımın kenarına bıraktığın koltuğu eski yerine koymayı aklından geçirir, böyle bir şeyi yapmayacağını bildiğin halde elindeki şarap kadehiyle ayağa kalkar, pencereye yanaşır, seni kınayan perdeyi umursamadan aralayarak koltuğu bıraktığın kaldırıma bakarsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kaldırımdan çekip gitmiş ya da birileri tarafından alınıp götürülmüştür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmaklarının arasında tuttuğun şarap kadehini dudaklarına götürürken gözlerinin dolmaya başladığını duyumsar, geniş kanepeye dönene kadar gözkapaklarında biriken yaşları dizginler, sonra da bütünüyle kendini damlacıklara teslim edersin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eski koltuk için döktüğün son gözyaşıdır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7106805278375726848?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7106805278375726848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7106805278375726848&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7106805278375726848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7106805278375726848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/eskimis-koltuk.html' title='Eskimiş koltuk...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SzPdyaXnahI/AAAAAAAADro/KomnlEBefnQ/s72-c/eskimi%C5%9F+koltuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8233410975259251532</id><published>2009-12-20T07:26:00.002+02:00</published><updated>2009-12-22T13:45:37.738+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>şekspir müzikali...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_KrDeoCPI/AAAAAAAADkw/c973NRAulmI/s1600-h/yediafis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_KrDeoCPI/AAAAAAAADkw/c973NRAulmI/s320/yediafis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kemal Aydoğan’ın &lt;a href="http://www.oyunatolyesi.com/"&gt;Oyun Atölyesi&lt;/a&gt;'nde yönettiği oyunların tamamını izleyen bir seyirci olarak, dün akşam da son yönettiği “7” (şekspir müzikali) adındaki oyundaydım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikayenin biraz daha öncesine gidecek olursak -yaklaşık 28 yıl kadar öncesinden söz ediyorum- Kemal Aydoğan’la dostluğumuz AÜ DTCF Tiyatro Bölümü’nde başlamış, dört yıl birlikte geçen öğrencilik günlerimiz, birkaç yıl sonra TRT’de birlikte çalıştığımız bir dizi film projesi, arada görüşülmeyen uzun yıllar ve son yedi-sekiz yıldır da Oyun Atölyesi’ndeki sürecini ilgiyle izleyiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zaman diliminde arkadaşımın yönettiği oyunları izlerken, başarısını kendi başarım gibi görüp mutlu oluyorum. Birçoklarının kutsal bir kitap gibi görmek istediği Shakespeare’in oyunlarını -kim ne diyecek kaygısına düşmeden- yüreğini ortaya koyarak yaptıklarını izlemek ayrı bir mutluluk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_K-scLuZI/AAAAAAAADk4/DeKperT5GzA/s1600-h/yedi2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_K-scLuZI/AAAAAAAADk4/DeKperT5GzA/s200/yedi2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu arada yönettiği Othello, Hırçın Kız ve Atinalı Timon üstüne yaptığımız konuşmaların arasında bir Shakespeare kolajı yapmayı düşündüğünden söz etmişti. İyi bir oyun ortaya koyacağına kuşkum olmasa da çok ilgi çekici bir proje olabileceğini sanmamıştım. Yıllar önce sözünü ettiği oyunu dün akşam sahnede izleyince, en basit bir anlatımla iki buçuk&amp;nbsp;saat boyunca büyülendim; tiyatro eğitimi almış biri olarak yirmi beş yıl önce izlediğim bir gösteri dışında beni böylesine büyüleyen başka bit tiyatro olayına tanık olmamıştım; daha fazla ne diyebilirim ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LGdUS8TI/AAAAAAAADlA/paOvzlNEdck/s1600-h/yedi6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LGdUS8TI/AAAAAAAADlA/paOvzlNEdck/s200/yedi6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu satırlarda Haluk Bilginer’in oyunculuğunu kimselere anlatmaya gerek yok, yalnızda kendisini sahnede defalarca izleme fırsatını bulan bir seyirci olmanın ayrıcalığını yaşayabilmenin büyük bir mutluluk olduğunu söylemeliyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekspir Müzikali’nin ilk anından son anına kadar, bu kadar canlı, bu kadar samimi, bu kadar eksiksiz, bu kadar uyum içinde oyunculuk sorumluluklarını yerine getiren&amp;nbsp;Evrim Alasya,&amp;nbsp;Selen Öztürk,&amp;nbsp;Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan'ın da hakkını vermeliyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LhiuKKrI/AAAAAAAADlI/mQ-NReo-DpI/s1600-h/yedi11.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LhiuKKrI/AAAAAAAADlI/mQ-NReo-DpI/s320/yedi11.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ve tabi ki oyunun muhteşem müzikleri için Tolga Çebi'nin ve orkestradaki arkadaşların da hakkı verilmeli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabi ki sahne tasarımında Bengi Günay'ın da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabi ki ışık tasarımında&amp;nbsp;İrfan Varlı'nın&amp;nbsp;da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabi ki maske ve tasvir tasarımında Özlem Karabay'ın da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeği geçen herkesin de, her şeyinin de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşamın başka bir güzel tarafı da muhteşem gösteriyi Devlet Tiyatrolarındaki sınıf arkadaşlarımızdan Serpil Gül, Oktay Dal, Yusuf Sağlam ile Tiyatro okullarındaki akademisyen sınıf arkadaşlarım Türel Ezici, Tülin Özgündoğdu Sağlam ile birlikte izlememizdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun sonrasında Kemal Aydoğan’ı ekip arkadaşlarından kopararak Park Caddesi’nde Shakespeare adındaki mekana gittik. Oyunun adıyla gittiğimiz mekanın adının aynı olması bütünüyle rastlantıdır. Zaten sigara gereksinimi ve canlı müziğin biraz uzağında olabilmek için dışarıdaki bir masada biralarımızı içmeyi tercih ettik. İzlediğimiz oyun hakkında özel ve Türk Tiyatrosunun geleceği hakkında genel konuşmalarımız arasında zaman hızla akıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LtC8Zc_I/AAAAAAAADlQ/YvF1Tg2ODoc/s1600-h/yedi12.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_LtC8Zc_I/AAAAAAAADlQ/YvF1Tg2ODoc/s320/yedi12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir ara 'Atmış yaşında kendine yapacak iş bırakmamışsın,' diye Kemal'le sataştım.&lt;br /&gt;Böyle bir söze hazırlıklı olan arkadaşım, 'Testosteron oyunundan sonra da aynısını söylemişlerdi,' diye aradan sıyrıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’nın ayazında donmadan hemen önce de mekanı terk ettik. Gruptan sona kalan ben ve Oktay, sınıf arkadaşımızı oteline bırakmaya niyetliydik ama oteldeki oyuncuların ve teknik ekiptekilerin fasıl muhabbetinde olduğunu görünce bir kadehlik takılalım dedik. Bu arada tiyatro üstüne konuşmalarımız kesintisiz sürüyordu; ne çok konuşulacak laf varmış; söyle söyleyebildiğin kadar, bir türlü sonu gelmek bilmiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oktay ile otelden ayrılırken de saat sabahın beşi olmuştu, bir de çorba molası verince yatağıma ulaşmam sabah ezanına denk düştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyiyle unutulmaz bir geceydi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8233410975259251532?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8233410975259251532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8233410975259251532&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8233410975259251532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8233410975259251532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/sekspir-muzikali.html' title='şekspir müzikali...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sy_KrDeoCPI/AAAAAAAADkw/c973NRAulmI/s72-c/yediafis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3694696906781047809</id><published>2009-12-13T23:38:00.002+02:00</published><updated>2009-12-17T10:34:52.465+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUTKUN&apos;UM'/><title type='text'>Amerikan futbolu...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyO8aR4dV5I/AAAAAAAADko/uMusHVskCys/s1600-h/P1250978.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyO8aR4dV5I/AAAAAAAADko/uMusHVskCys/s400/P1250978.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tutkuncan...&lt;br /&gt;Anne adı Kıymet, baba adı A.Kadir...&lt;br /&gt;Siz ona kısaca Tutkun diyebilirsiniz; tanımayanlar için kendisi on beş yaşındadır, Erken Başarı kolejine&amp;nbsp;gitmektedir...&lt;br /&gt;Bazıları yaşama zor tarafından tutunur; Tutkun onlardan birisi sayılır mı bilemiyorum ama&amp;nbsp;yaşamındaki zorlukların birisi de&amp;nbsp;ileri derecede işitme kaybının olmasıdır...&lt;br /&gt;O da babası gibi zoru sevdiği için&amp;nbsp;onlarca spor dalının arasından&amp;nbsp;Amerikan futboluna merak sardı. Nereden aklına geldi? Neden öyle bir sporu tercih etti? Daha uygunu seçemez miydi? Bu güne kadar çocuklarının kararlarına saygı duyan anneler ve babalar gibi davrandığımızdan hayallerini sınırlandırmak istemedik.&amp;nbsp;Tutkun da tek başına yaptığı araştırmaların sonunda kendisi için uygun takımın ODTÜ'nde olduğuna karar verdi; hatta bu nedenle liseyi bitirdikten sonra ODTÜ'nde okuyacağını söylemeye başladı...&lt;br /&gt;Onun haftalar süren baskısına daha fazla direnemeyerek, geçen hafta ODTÜ'nin kampüsünde, ürkütücü kıyafetler içindeki Amerikan futbol takımının&amp;nbsp;antremanını izlemeye gittik. Bir fırsatını bulduğumuzda da takımın koçlarından İzzet hocaya Tutkun'un isteğini anlattık. Ben komik bulunacağımızı düşünürken Tutkun'un takımda olmasının kendileri için sorun yaratmayacağını söyleyen İzzet Hoca tarafından dumura uğratıldım!&lt;br /&gt;Tutkun ise mutluluk doluydu...&lt;br /&gt;"İşitme engeli sorun olmaz mı?"&lt;br /&gt;"Biraz daha dikkatli olmaya özen gösteririz."&lt;br /&gt;Neredeyse mucize gibi birşey!&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyO7czcvCTI/AAAAAAAADkg/mQdqtRwwbwc/s1600-h/P1250822.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyO7czcvCTI/AAAAAAAADkg/mQdqtRwwbwc/s400/P1250822.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ertesi gün Tutkun'la sohbet ederken, ingilizce sınavına fazla çalıştığını, iyi bir not alacağından emin olduğunu, fakat matemetik sınavından istediği notu alamayacağını söylüyordu. Matematik dersinin ingilizceden daha önemli olduğunu anlatmaya başladım.&lt;br /&gt;Bir ara sözümü keserek, "Ama ODTÜ'nde dersler ingilizce okutuluyor," diyince ne söyleyeceğimi bilemedim.&lt;br /&gt;Kariyer planlamasını şimdiden yapan oğlum ODTÜ'ne gitmeyi fazlasıyla kafaya koymuş. Türkçe cümle kurmayı zorlukla beceren, kurduğu cümleleri söylemekte sıkıntı çeken, ortaokulda işitme engelli olduğu için ingilizce dersinden muaf tutulan bir genç adamın Amerikan futbolu oynamak için ODTÜ'ne gitmek istemesine duyduğum hayranlığı sizlerle paylaşmak istedim...&lt;br /&gt;Ya biz çok istediğiniz bir şey için ne kadar özveride bulunuyoruz?&lt;br /&gt;Düşünmeye değer...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3694696906781047809?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3694696906781047809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3694696906781047809&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3694696906781047809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3694696906781047809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/tutkunum.html' title='Amerikan futbolu...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyO8aR4dV5I/AAAAAAAADko/uMusHVskCys/s72-c/P1250978.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7689669891353475191</id><published>2009-12-10T23:08:00.016+02:00</published><updated>2009-12-17T10:40:07.806+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OKUMAK / YAZMAK'/><title type='text'>Evrenden torpilim var...</title><content type='html'>Bilmeyenler için açıklayalım...&lt;br /&gt;Bir hafta önce bloglar aleminin ilgiyle izlenen blogcularından &lt;a href="http://kiymetbozkurt70.blogspot.com/2009/12/mim.html"&gt;Kıymet&lt;/a&gt; tarafından 'kitaplar' konusunda mimlenmiştim. Fazla mızıkçılık etmeden iyi bir dost olarak bildiğim&amp;nbsp;blogcu arkadaşıma sorumluluğumu yerine getireyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son onsekiz yılımın en değerli varlığını&amp;nbsp;yaşanmımdan silip atmaya çalışırken Dharma yayınlarından çıkan Aykut Oğut'un 'Evrenden Torpilim Var' kitabıyla tanıştım.&amp;nbsp;Bir televizyon yıldızı dostum, geçmişimi arabamın silecekleriyle silmeye çalıştığımın fark etmiş ve yağmursuz bir havada çalışan sileceklerin gıcırtılarından&amp;nbsp;gıcık kaparak&amp;nbsp;bu kişisel gelişim kitabını&amp;nbsp;önerilmişti.&lt;br /&gt;Kitapta Rhonda Byrne'nın The Secret/Sır adlı kitabında anlatılanlar Aykut Oğut'un bakış açışıyla yeniden anlatılmış; yazar yaşamı güzelleştirebilmek için evrenden neyi ve nasıl istememiz gerektiğinin püf noktalarını&amp;nbsp;anlatmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;Ben de kitabı bitirir bitirmez on sekiz yıllık geçmişimin bir an önce silinebilmesi için evrene mesajlar göndermeye başladım, mesajlarımın sonuçlarını merakla bekliyorum, gelen sonuçları sizlerle de paylaşırım, içiniz rahat olsun...&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu arada biraz şımarıklık gibi olacak ama kendi yazdığım 'Yazarın Ölümü' adındaki yedinci romanımı da şu anda okuduklarımın arasına eklemeliyim. Konusuna gelince; bir yazar, bir roman ve o yazarın yarattığı roman kahramanının yazarıyla iç içe geçen garip macerası anlatılıyor. Son cümle biraz garip oldu ama başka türlü yazılamazdı! Günün birinde basıldığı zaman&amp;nbsp;okuyacak olursanız; (Beni ikna edenlerin basılmadan da okuma şansı olabilir...) yaşamın gerçekleri&amp;nbsp;ve yaşamın saçmalıkları arasına sıkışan günümüz insanının kaosuna bir de benim gözümden tanık olursunuz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyLZmo7LLSI/AAAAAAAADkY/xVD3TFYtSds/s1600-h/P1060345%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyLZmo7LLSI/AAAAAAAADkY/xVD3TFYtSds/s400/P1060345%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;2.En son aldığınız kitap:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ben konserve edilmiş bilgileri okumaktan pek hoşlanmadığım halde 'Evrenden Torpilim Var' adındaki kitabı&amp;nbsp;&amp;nbsp; sözünü ettiğim dostumun yönlendirmesiyle satın almıştım;&amp;nbsp;kitapta anlatılan birçok şeyi de sevdim; sanırım doğru zamanda doğru bir kitapla buluşmuş olmalıyım...&lt;br /&gt;Kitabın yazarının benimle aynı tiyatro bölümünden mezun olması ve&amp;nbsp;onun hocalarından bazılarının da arkadaşım olması ayrı bir cazibe noktası...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar arasında en sevdiğiniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Turgut Özakman hocamın 'Korkma İnsancık Korkma' romanı blogcu arkadaşım Kıymet gibi en sevdiğim kitaptır; onunla aynı kitabi sevdiğimizi anımsamak içimi bir hoş etti; biraz daha kurcalayacak olursak kim bilir daha neleri anımsayacağız...&lt;br /&gt;Bu satırları tiyatro bölümündeki öğrenciliğim sırasında dört yıl boyunca yazarlık dersi vererek bana yazarlığın ne olduğunu öğreten hocama bir güzellik olsun diye yazmadım. Gerçekten iyi bir roman! Biraz çarpık, biraz mahsum, biraz da umutsuz bir aşkı basit bir dille anlatılıyor, aşkın uç noktalarını yaşamak isteyenlere şiddetle tavsiye olunur...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;4.Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de illallah dedirten kitaplar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Şımarıklık yapmaya devam ederek&amp;nbsp;Orhan Pamuk'un romanlarını okumaktan zevk aldığımı itiraf etmeliyim; biraz mazoistçe bir durum ama...&lt;br /&gt;'Sessiz Ev', 'Beyaz Kale' ve&amp;nbsp;en önemlisi de 'Benim Adım Kırmızı' romanları su gibi akıp gitti. 'Bir&amp;nbsp;gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti,' diye başlayan 'Yeni Hayat' romanı ise ilk satırı dışında pek de beni etkilemedi. 'Mahsumiyet Müzesi' benim için sıradan bir roman olarak anımsanacak. 'Kara Kitap' ise okurken çok zorlandığım, birkaç kez, 'Bana ne bu piskopatın bunalımından, onun bunalımlarıyla karışık saçmalıklarının kahrını çekmez zorunda mıyım...' diyerek elimden bırakmaya niyet ettiysem de sonuna kadar okumayı başardım ve okuduğum en iyi romanlardan birisi olarak anımsayacağım; çok kahrını çektiğimden mi, yoksa gerçekten iyi bir romam olduğundan mıdır, bilemiyorum...&lt;br /&gt;Nobel ödüllü Doris Lessing'in 'Gene Aşk' adındaki kitabının ne kadar uğraştıysam da sonunu getiremedim. Orhan Pamuk'un 'Kara Kitap'ını bile&amp;nbsp;okumayı başardığım halde Doris teyzeyi sonuna kadar okuyamanın huzursuzluğu hala içimdedir...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;5. Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değer verdiğim bir dostumla, henüz adının koymadığımız bir kitabı birlikte okumaya başlayacağız; önerisi olan varsa, değerlendirmeye açığız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de&amp;nbsp;son kitabı çok satanlar listesine girmeyi başaran yazar arkadaşım &lt;a href="http://patricia-muradi.blogspot.com/"&gt;Patricia Muradi&lt;/a&gt; ile kendisini hiç tanımadığım halde davetimi karşılıksız bırakmayacağını sandığım &lt;a href="http://burcuca.blogspot.com/"&gt;Brajeshwari&lt;/a&gt;'den yanıt rica ediyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7689669891353475191?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7689669891353475191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7689669891353475191&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7689669891353475191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7689669891353475191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/evrenden-torpilim-var.html' title='Evrenden torpilim var...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SyLZmo7LLSI/AAAAAAAADkY/xVD3TFYtSds/s72-c/P1060345%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-118027966152214555</id><published>2009-12-07T23:01:00.003+02:00</published><updated>2009-12-10T23:35:45.318+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Hacı Bekir Özdemir...</title><content type='html'>İsteseniz de, istemeseniz de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz insanların yaşamından çekip gidene dek birileri de durmaksızın sizin yaşamınızdan çıkıp gidiyor; bu kişi bazen annen, bazen baban ya da karındır; ya da bir dost, bir arkadaş, bir sevgili…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen ansızın ortalıktan kaybolurlar, nereye kaybolduklarını ya da&amp;nbsp;hayatta olup olmadıklarını bilemezsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen arkalarına bakmadan yürüyüp giderler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen de bir tabutun içine koyarak gideceği yere kadar sırtında taşırsın…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7Zf8cMUvI/AAAAAAAADjo/nn_RKoyi2_Y/s1600-h/22535.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7Zf8cMUvI/AAAAAAAADjo/nn_RKoyi2_Y/s200/22535.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sabahın ilk saatlerinde gidip de geri dönmeyenlerin arasına Cam Bebek’in babası Hacı Bekir Özdemir de katıldı. Seksen yedi yaşındaydı. Bu yaşına rağmen hiçbir rahatsızlığının olmadığını söylerken bir karın ağrısıyla hastaneye girip, bir saat içinde ameliyata alınıp, üç hafta boyunca yoğun bakım ünitesinde yaşama direndikten sonra&amp;nbsp;dünyadaki yolculuğunu sona erdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aile meclisinde sohbet sırasında, “Ya damat,” diye dikkatimi üstünde toplayan kayınpederim yaşamdaki deneyimlerini paylaşmaktan fazlasıyla hoşlanırdı. “Geçenlerde bizim kamyona kereste sardığımızda…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk cümlesindeki ‘kamyon’ kelimesine takıldım; neredeyse on beş yıllık damadıydım ama bu süre içinde hiç kamyonu olmamıştı, yeni bir kamyon alsaydı da haberim olurdu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayırdır baba? Kamyon mu aldın?” diye sorarak emin olmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok canım!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hangi kamyon sözünü ettiğin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk yıl önce aldığı kamyonundan söz ediyormuş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yaşı doksanına dayanınca kırk yıl öncesi geçenlerde gibi geliyor olmalı…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7Zdwnm-WI/AAAAAAAADjg/nqesner_3SQ/s1600-h/P1250962.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7Zdwnm-WI/AAAAAAAADjg/nqesner_3SQ/s320/P1250962.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7ZSpccmxI/AAAAAAAADjY/yXspoOrTxPM/s1600-h/P1250950.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7ZSpccmxI/AAAAAAAADjY/yXspoOrTxPM/s320/P1250950.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben bunları düşünürken evinin önüne Hacı Bekir Özdemir’i taşıyan cenaze arabası yanaştı. Gözyaşları içinde okunan duaların sonrasında Mengen’in bir köyüne doğru yola çıktık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köydeki caminin avlusunda yenilen cenaze yemeği; mercimek çorba, kuru fasulye, pilav ve kavurma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenaze namazını kıldıran hocanın yönlendirmesiyle haklarımızı birbirimize helal ettik; merhum Hacı Bekir abimize hakkınızı helal ediyor musunuz, ediyoruz, ediyor musunuz, ediyoruz, ediyor musunuz, ediyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuzlarda taşınarak götürüldüğü köyün mezarlığı, ilk eşinin yanında açılan mezar çukuru, dualar eşliğinde üstüne örtülen toprak ve son dualar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yolculuğuna uğurladığımız Hacı Bekir Özdemir gittiği yerde huzur bulsun…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-118027966152214555?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/118027966152214555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=118027966152214555&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/118027966152214555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/118027966152214555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/bekir-ozdemir.html' title='Hacı Bekir Özdemir...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx7Zf8cMUvI/AAAAAAAADjo/nn_RKoyi2_Y/s72-c/22535.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-9148678786431316942</id><published>2009-12-04T23:09:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T22:29:35.442+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Hanımın Çiftliği setinden...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1TVNblCbI/AAAAAAAADig/Go5Ff30aorI/s1600-h/P1250643.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1TVNblCbI/AAAAAAAADig/Go5Ff30aorI/s320/P1250643.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1V1g5PBaI/AAAAAAAADio/bPN2x2teZec/s1600-h/P1250621.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1V1g5PBaI/AAAAAAAADio/bPN2x2teZec/s320/P1250621.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1XEXN9fuI/AAAAAAAADiw/8QVFG15j-IE/s1600-h/P1250763.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1XEXN9fuI/AAAAAAAADiw/8QVFG15j-IE/s320/P1250763.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1ZCzSdvyI/AAAAAAAADi4/h79ySIlRN38/s1600-h/P1250760.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1ZCzSdvyI/AAAAAAAADi4/h79ySIlRN38/s320/P1250760.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1a1OytzKI/AAAAAAAADjA/X-GyN-33YeA/s1600-h/P1250429.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1a1OytzKI/AAAAAAAADjA/X-GyN-33YeA/s320/P1250429.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Hanımın Ciftliği dizisinin çekimleri sırasındaki izlenimlerimi önceki yazımda paylaşmıştım. Bu fotoğrafları da eklemek istedim...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-9148678786431316942?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/9148678786431316942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=9148678786431316942&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/9148678786431316942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/9148678786431316942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/hanmn-ciftligi-setinden.html' title='Hanımın Çiftliği setinden...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1TVNblCbI/AAAAAAAADig/Go5Ff30aorI/s72-c/P1250643.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1048801819697318684</id><published>2009-12-04T22:22:00.002+02:00</published><updated>2009-12-24T23:55:29.923+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>Hanımın Çiftliği 2...</title><content type='html'>Hanımın çiftliği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha ilgiyle izlenen televizyon dizisinin setindeyim. Daha önceki yazılarımın birinde setteki izlenimlerimi paylaşmıştım. Bu seferki izlenimlerimi de devamına eklemek istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1QWBQ0D0I/AAAAAAAADiY/CYKBL0YWb34/s1600-h/P1250795.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1QWBQ0D0I/AAAAAAAADiY/CYKBL0YWb34/s320/P1250795.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İki gün önce çekilmesi planlanan bir kavga sahnesi için ben, Mehmet Çevik ve Caner Cindoruk’la birlikte kırk kilometre uzaklıktaki Karataş ilçesinin Oymaklı Köyü’ndeki Teneke Mahallesi’nde kurulan sete doğru yola çıkmıştık. Yarım saatlik yolculuğun çoğu sağlık üstüne yapılan konuşmalarla geçti; Mehmet serum tedavisinin yeni bittiğini söylerken, Caner elindeki poşeti dolduran ilaçları neden kullandığını anlatıyordu. Gecenin dördünde çekimi bitirip, ertesi sabahın dokuzunda yeniden sete dönmek oldukça zor olmalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teneke mahallesine ulaştığımızda, görüntü yönetmeni Oktay Başpınar her zamanki dinamikliğiyle hazırlıklarını tamamlamaya çalışmakta, dizinin diğer yönetmeni Şengül Atak çekeceği sahnenin kafasındaki ayrıntılarına son biçimini verebilmek için çekim alanında dolanmakta, kostümcüler bir an önce oyuncuları giydirebilmenin telaşında, bir başkası makyajla uğraşmakta, bir diğeri ezberleri kontrol etmekte, herkes akşamın ayazında koşuştururken fazlasıyla üşüyenler bir köşede yanmakta olan ateşin başında ısınmaktaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Teneke mahallesindeki seti dolaşırken, Yılmaz Güney’in Umut filminin de aynı mekanda çekildiğini, hemen dibinde durduğum çeşmenin olduğu yerde, atı ölen Yılmaz Güney’in ağadan para istediği sahnenin çekildiğini öğreniyorum. Yaklaşık üç saat sonra kavga sahnesinin seti hazırlanıyor, provaları tamamlanıyor, tam çekime başlanacağı sırada oyunculardan birinin rahatsızlanmasıyla çekim iki akşam sonrasına erteleniyor…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1Oc0jW9bI/AAAAAAAADiI/wHEYzc3ucCc/s1600-h/P1250649.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1Oc0jW9bI/AAAAAAAADiI/wHEYzc3ucCc/s320/P1250649.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah da Mehmet Aslantuğ, Mehmet Çevik ve Haki Biçici’nin çırçır fabrikasında geçen bir sahnesi var; set yine kırk kilometre uzaklarda bir yerlerde… Bir dakika bile sürmeyecek bir görüntüyü çekebilmek için yarım gün boyunca çalışılıyor. Çekim aralarında oyuncularla sohbet ederken, kolay gibi görünen işlerinin hiç de kolay olmadığını, iyi paralar kazanıyorlarmış gibi görünseler de, karşılığını fazlasıyla verdiklerini düşünmeden duramıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleden sonra çekimin tamamlanmasıyla kilometrelerce yolu gerisin geriye dönüyoruz. Otelde birkaç saatlik dinlenme sonrasında kırk kilometre uzaklıktaki Teneke Mahallesi’ne gideceğiz. İki gün önce yarım kalan sahne yeniden çekilecek. Biz sete ulaştığımızda bütün hazırlıklar tamamlanmış, yağmura yakalanma olasılığı yüzünden çekimin ertelenebileceği düşüncesinin ekiptekileri tedirgin ediyor. Oyuncular arabadan iner inmez çekime başlıyorlar. Hafiften serpiştiren yağmurda aksilik olmadan ilerlenirken, yağmur temposunu arttırmaya başlayınca şemsiyelerin altında ara vermeden devam çekime devam ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1PZBwBSWI/AAAAAAAADiQ/XbeZQ3RFPKU/s1600-h/P1250804.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1PZBwBSWI/AAAAAAAADiQ/XbeZQ3RFPKU/s320/P1250804.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Deri mont ve iki kat giyilmiş kazağın altından gecenin ayazını, kapüşonumun üstünden de serpiştiren yağmuru fazlasıyla duyumsuyordum. İncecik gömlek ve ceketleriyle üşümüyormuş gibi davranan oyuncular ise sonu gelmeyecekmişçesine tekrarlanan çekimler sırasında yerlere devriliyor, çamura bulanıyor, alnının ortasına kafa darbesi alıyor, bu sırada canları acısa bile, gerçek acılarını gizleyerek, rol gereği acı çekiyormuş gibi yapıyorlardı; açı, karşı açı, uzak plan, yakın plan, genel çekimler, ayrıntılar, bir tekrar aşağıdan, iki tekrar yukarıdan, onun omzundan, ötekinin bacaklarının arasından derken dört saatlik çekim maratonunun sonuna geliniyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi birkaç dakika sizleri televizyonun başında oyalayabilmek için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de yanınızdakilerle konuşurken ya da mutfağa meyve almaya gittiğinizde dizinin o sahnesinin fark edemeyeceksiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de kavga sahnelerinden hoşlanmadığınız için başka bir kanala zaplayacaksınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de o sahneyi inandırıcı bulmayacak ya da kendinizi dizinin kahramanının yerine koyarak gördüklerinize fazlasıyla ikna olacaksınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ise o görüntüleri izlediğim sırada ekranda gösterileni değil, set işçisinden teknik ekibine, oyuncusundan yönetmenine kadar verilen emeği anımsayacağım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1048801819697318684?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1048801819697318684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1048801819697318684&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1048801819697318684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1048801819697318684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/hanmn-ciftligi-2.html' title='Hanımın Çiftliği 2...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sx1QWBQ0D0I/AAAAAAAADiY/CYKBL0YWb34/s72-c/P1250795.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2141535721253136663</id><published>2009-12-03T23:58:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T02:10:09.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Şanlı Urfa'dan dönerken...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxHNttmQBI/AAAAAAAADiA/ET13w0UU1ds/s1600-h/P1250585.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxHNttmQBI/AAAAAAAADiA/ET13w0UU1ds/s400/P1250585.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxGWH0gbrI/AAAAAAAADh4/ML1x0onqrmo/s1600-h/P1250590.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxGWH0gbrI/AAAAAAAADh4/ML1x0onqrmo/s400/P1250590.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Şanlı Urfa'dan Ankara'ya dönerken Gazi Antep yakınlarında güneşin batışına denk gelince birkaç fotoğraf çekemeden geçemedim...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2141535721253136663?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2141535721253136663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2141535721253136663&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2141535721253136663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2141535721253136663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/sanl-urfadan-donerken.html' title='Şanlı Urfa&apos;dan dönerken...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxHNttmQBI/AAAAAAAADiA/ET13w0UU1ds/s72-c/P1250585.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3493898869572413628</id><published>2009-12-03T23:02:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T01:57:46.691+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Şanlı Urfa'da...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxAnVFPMoI/AAAAAAAADhY/GsHo3_L_ak0/s1600-h/P1250534.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxAnVFPMoI/AAAAAAAADhY/GsHo3_L_ak0/s400/P1250534.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxEEFZzENI/AAAAAAAADhw/OMiioQPFWcc/s1600-h/P1250529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxEEFZzENI/AAAAAAAADhw/OMiioQPFWcc/s400/P1250529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxBoFrb3jI/AAAAAAAADhg/74B3nqtgm8w/s1600-h/P1250545.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxBoFrb3jI/AAAAAAAADhg/74B3nqtgm8w/s400/P1250545.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxC_0pzocI/AAAAAAAADho/F_RjNDNQf_I/s1600-h/P1250556.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxC_0pzocI/AAAAAAAADho/F_RjNDNQf_I/s400/P1250556.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Dört beş yıldır doğduğum ama yaşamadığım memlekete gitmiyordum, çok değişmis, çok kentleşmiş, çok sıradanlaşmış...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3493898869572413628?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3493898869572413628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3493898869572413628&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3493898869572413628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3493898869572413628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/sanl-urfada.html' title='Şanlı Urfa&apos;da...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxxAnVFPMoI/AAAAAAAADhY/GsHo3_L_ak0/s72-c/P1250534.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6684731102366945826</id><published>2009-12-03T22:26:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T01:32:04.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>Şanlı Urfa'ya giderken...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sxw7lEoqgCI/AAAAAAAADhI/gKJR-78UrHA/s1600-h/P1250507.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sxw7lEoqgCI/AAAAAAAADhI/gKJR-78UrHA/s400/P1250507.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sxw8k_QZweI/AAAAAAAADhQ/ps2Djl5S0eo/s1600-h/P1250512.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sxw8k_QZweI/AAAAAAAADhQ/ps2Djl5S0eo/s400/P1250512.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Sabaha karşı Adana'dan yola çıkmıştım, güneşin doğuşu sırasında Gazi Antep'ten geçiyordum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6684731102366945826?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6684731102366945826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6684731102366945826&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6684731102366945826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6684731102366945826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/12/sanl-urfaya-giderken.html' title='Şanlı Urfa&apos;ya giderken...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sxw7lEoqgCI/AAAAAAAADhI/gKJR-78UrHA/s72-c/P1250507.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3991188626332400849</id><published>2009-11-30T21:21:00.000+02:00</published><updated>2009-11-30T21:21:35.317+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Ruh hali...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;Hiçbir neden yokken, ellerini şakaklarını ovalarken yakaladığında, başındaki zonklamanın belli belirsiz farkına varıyorsun…&lt;br /&gt;İçinde bir huzursuzluk, bir keyifsizlik, bir tedirginlik durduk yere; bir yerlere gitmek istemediğin gibi durduğun yerde de duramıyorsun…&lt;br /&gt;Keyfini kaçıran hiçbir şey olmadığı halde neden keyfinin kaçtığını bilmiyorsun, bilmek de istemiyorsun, bilinecek bir şey de yoktur aslına bakarsan…&lt;br /&gt;Nedenini düşünürken bulursun kendini nedensiz yere…&lt;br /&gt;Evliysen eşinin sesini duymak istemezsin, bekarsan sevgilini görmek istemezsin, tek başına kalmak istersin ama kendine bile tahammül edebilecek durumda değilsindir…&lt;br /&gt;Midede bir bulantı, bir isteksizlik, bir tatminsizlik…&lt;br /&gt;Böyle bir ruh haliyle baktığın gazete sayfalarında, katliamlar, cinayetler, intiharlar; ölenler ve öldürenler kaplamış gazetelerin sayfalarını…&lt;br /&gt;Kötü niyetli güçler ya da onların işbirlikçileri sarmış dört bir yandan memleketi; üç yanı denizden, bir yanı karadan…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxQbDz1vhvI/AAAAAAAADgg/CBrfeV-63do/s1600/Karanl%C4%B1ktan+ayd%C4%B1nl%C4%B1%C4%9Fa.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxQbDz1vhvI/AAAAAAAADgg/CBrfeV-63do/s320/Karanl%C4%B1ktan+ayd%C4%B1nl%C4%B1%C4%9Fa.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Biraz çıkıp hava almak istersin, hava parçalı bulutlu, hem yağmur yağacak, hem de güneş ortaya çıktığında terletecek gibi; basık ve boğucu bir hava; nereye gidersen git, peşini bırakmaya niyetli değil…&lt;br /&gt;Birkaç damla gözyaşı rahatlatacak gibi ama ağlamak için bir neden yok; belki de birileriyle kapışmalı, hakaret etmeli, hakaretlere uğramalı; çeneye inecek bir yumruk bütün bu karamsarlıktan silkelemeye yetecek gibi…&lt;br /&gt;Telefonun sesi uğursuz bir baykuşun felaketini haber verecekmişçesine cırlamakta; açıyorsun ki nedensizce araya bir dost halini hatırını soruyor; bilmediğin bir sıkıntının olduğunu söylemek dilinin ucuna kadar geliyor, bir an yutkunuyorsun, o boşlukta konu değişiyor, belki de dünya bile değişmiş sen farkına varamadan…&lt;br /&gt;Yeni bir telefon çalmadan şu ruh halinden silkinmek gerek…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3991188626332400849?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3991188626332400849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3991188626332400849&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3991188626332400849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3991188626332400849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/ruh-hali.html' title='Ruh hali...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxQbDz1vhvI/AAAAAAAADgg/CBrfeV-63do/s72-c/Karanl%C4%B1ktan+ayd%C4%B1nl%C4%B1%C4%9Fa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-615448883299726619</id><published>2009-11-27T19:04:00.001+02:00</published><updated>2009-12-01T12:18:30.186+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Sınırın ötesi...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;Sınırın öteki tarafın geçersin…&lt;br /&gt;Belki dalgınlıktan, belki bilerek ya da isteyerek, belki yalnızca sınırın bir tarafında yaşamayı kendine yediremeyerek, belki de hiçbir şey düşünmeden öteki taraftaki sanal aleme ayağını uzatmışındır...&lt;br /&gt;Bir heyecan işte!&lt;br /&gt;İnsanın içini kıpır kıpır ettiren bir adrenalin!&lt;br /&gt;Sınırın yakınlarında dolaşmaya izin vardır ama öteki tarafın yasak olduğu herkes tarafından bilinmektedir; Adem ile Hava’nın yasak meyveyi yiyişi gibi yılanın sözlerine kulağını tıkamadan, kendi aklında dolaştırdıklarını yılanın söylediğini varsayarak, cennetten kovulmayı göze alarak, bu dünyada cehennemi yaşamaya razı olarak öteki taraftaki sanal aleme ayağını uzatmışsındır…&lt;br /&gt;Bir merak işte!&lt;br /&gt;İnsanın içinde dizginleyemediği bir yaşama güdüsü!&lt;br /&gt;Önce ayak parmakların…&lt;br /&gt;Ayakların, bacakların, kolların…&lt;br /&gt;Bedenin…&lt;br /&gt;Aklın geride kalsa bile, gözlerin kulakların, burnun ve dudaklarınla sınırın öteki tarafındasındır… &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxAGcIreCuI/AAAAAAAADgY/a5vE5_DHsjg/s1600/P1250265.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxAGcIreCuI/AAAAAAAADgY/a5vE5_DHsjg/s320/P1250265.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İlk anda bir panik…&lt;br /&gt;Çok geçmeden bir kanıksama durumu…&lt;br /&gt;Öteki taraftaki sanal alemden seni çağırmaya başlayan sese doğru yaklaşmaya başlarsın; nasıl kışkırtıcı bir ses; dinamik, coşku dolu, heyecan verici; her çıkardığı ses kulaklarında defalarca yankılanmakta…&lt;br /&gt;Kalbini alıp getirmişsindir ama aklını öteki tarafta bıraktığından kendine kızarsın…&lt;br /&gt;Çok geçmeden seni çağıran sese kavuşacaksındır; üç aşağı beş yukarı düşündüğün gibidir, seni hayaller dünyasına uçuran tınısı kulaklarına yankılanmakta, bir ömür boyunca da yankılanacak gibi görünmektedir…&lt;br /&gt;Aklın başına geri dönünce sınırın öteki tarafındaki sanal alem bambaşka bir hal alır; gerçeklerle yüzleşmeye başladığında güvenini yitirir, zavallılaşır, çaresizleşirsin; seni sınırın öteki tarafına taşıyan sesten yardımcı olması için bir şeyler duymak istersin; ne yazık ki ürkütücü bir sessizlik vardır…&lt;br /&gt;Kapkara bir sessizlik…&lt;br /&gt;Çıt yok…&lt;br /&gt;Senden başkasının nefesi duyulmamaktadır…&lt;br /&gt;Tek başınasındır…&lt;br /&gt;Ne yapacağını bilememektesindir…&lt;br /&gt;Hiçbir şey olmamışçasına geldiğin yere geri dönmeyi istersin ama çok şey değişmiştir bir kere…&lt;br /&gt;En azından sınırın diğer tarafı da sessizleşmiştir; cennet sessiz, cehennem sessiz, Adem sessiz, Hava sessiz; yasak meyvenin ağacı ise hiç konuşmamıştır zaten…&lt;br /&gt;Yılan ise kıvrıla kıvrıla uzaklaşmaktadır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-615448883299726619?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/615448883299726619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=615448883299726619&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/615448883299726619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/615448883299726619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/snrn-otesi.html' title='Sınırın ötesi...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SxAGcIreCuI/AAAAAAAADgY/a5vE5_DHsjg/s72-c/P1250265.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6962663368412736905</id><published>2009-11-26T05:06:00.000+02:00</published><updated>2009-11-26T05:06:06.614+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Sızım Sızım...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sızım sızım sızlar insanın yüreği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın kolu ya da bacağı bedeninden kopup gittiğinde, eksilen parçanın yeri bomboş kaldığında, aradan yıllar geçmiş olsa bile kopan parçanın yerindeki boşlukta tanımı olanaksız bir acı duyumsanırmış; o acıya benzeyen bir acıdır yüreğini sızım sızım sızlatan… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey yoktan varolmaz derler ama sen o acıyı yokluktan, hiçlikten, boşluktan var ettiğinin farkındasındır ama olmayan bir şeyin neden yüreğini sızım sızım sızlattığını bir türlü algılayamazsın…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw3wA6Pg6JI/AAAAAAAADfw/MhXl5WRIPn8/s1600/DSC00489.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw3wA6Pg6JI/AAAAAAAADfw/MhXl5WRIPn8/s320/DSC00489.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;O acıyla içinde ılık ılık bir şeyler akar, neye benzediğini, ne zaman dineceğini bilemezsin ama kesintisizce aktığını yaşamının her anında duyumsayacaksındır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O acı midende tanımı olanaksız kramplara neden olmuş, fırtınalar estirmekte, yemek borusundan aşağıya doğru şimşekler çaktırmaktadır; yanık etin kokusu ağzında berbat bir tat bırakmaktadır, hiç bitmeyen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O acı sessiz fısıltılara dönerek kafatasının kemiklerine çarpmakta, her çarptığı yerden daha fazla yankı bularak serseri mayın gibi dolanmaktadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O acı belinde öyle bir kambur oluşturmuştur ki, dimdik duramazın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olduğunu bilememektesindir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl kurtulacağını bilememek ise hepsinden de kötüsüdür…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6962663368412736905?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6962663368412736905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6962663368412736905&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6962663368412736905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6962663368412736905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/szm-szm.html' title='Sızım Sızım...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw3wA6Pg6JI/AAAAAAAADfw/MhXl5WRIPn8/s72-c/DSC00489.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1795388711941699518</id><published>2009-11-24T19:19:00.001+02:00</published><updated>2009-11-24T19:20:03.601+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Uykuya Yatırmak...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyleri uykuya yatırırsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kimi zaman çok sevdiğin bir arkadaşındır; bulunduğu yer, yaşadığı ortam seni de içinde barındırmaya olanak tanımamaktadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman eski bir sevgilidir; o evlenmiştir, sen de evlenmişindir, ikinizin çocukları da günden güne büyümektedir, yaşamın acımasız yıllarında onu aklına getirmemiş, bir daha karşılaşacağını bile düşünmemişsindir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman yaşamının en renkli günleridir; ilk aşkını, ilk sevişmeni, küçük yalanlarını, büyük maceralarını, o günlerde dolaştığın yerleri, tanıdığın insanları, nasıl sarhoş olduğunu, yaptığın kavgaları, geçirdiğin kazaları, onu nasıl aldattığını, onun tarafından nasıl aldatıldığını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman küçücük hobilerindir; pek de fena sayılmayan bir fotoğraf makinesiyle zamanı ölümsüzleştirmek, her görenin çektiğin fotoğrafları beğenmesi, övgü dolu sözler, senin asıl niyetinin ise fotoğraflarını başlangıç kabul ederek günün birinden kısa filmler çekmektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman gerçekleşmesi olanaksız olan hayallerindir; en konforlu teknelerde dünyayı dolaşmak, Barselona’da futbol oynamak, Nobel ödülünü almak, Oscar kazanmak, gökyüzünde kanat çırparak uçmak, herkese mutluluk dağıtmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kimi zaman uykuya yatırdığın aşkındır; onun zarar görmemesi için yel değirmenlerine savaş açmışsındır, bazen kazanmış, bazen kaybetmişsindir, kaybettiklerinle yeniden savaşmış, ölümüne direnmiş, direnecek gücün tükense bile can bedenden ayrılmadıkça savaşının süreceğinden eminsindir…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwwVACK8biI/AAAAAAAADfo/onBW68XLIdI/s1600/P1250042.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwwVACK8biI/AAAAAAAADfo/onBW68XLIdI/s400/P1250042.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Belki de aşk meşk bahanedir; farkında olmadan kendini uykuya yatırmışsındır; seni nelerin sen yaptığını unutmuş, zamanın acımasız akışına kendini sorumsuzca bırakarak zamana ve mekana teslim olmuşsundur; iş, eş, çocuk derken gözlerin kapanıp gitmiş, derin bir uyku hali, başını yastığa doğru düzgün kayamadığından boyun kasların kasılmış, mekana hakim olan yoğun bir horlama durumu ve senden başkası yoktur seni uykudan uyandıracak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir köşedeki saat neredeyse ellinci kez çalmaktadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyan artık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç kalıyorsun…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1795388711941699518?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1795388711941699518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1795388711941699518&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1795388711941699518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1795388711941699518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/uykuya-yatrmak.html' title='Uykuya Yatırmak...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwwVACK8biI/AAAAAAAADfo/onBW68XLIdI/s72-c/P1250042.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7796843744454102172</id><published>2009-11-21T00:00:00.011+02:00</published><updated>2009-11-26T05:08:45.241+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Bitiş Çizgisi...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir sorun yok gibiyken bitiverir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi olan işine gitmekte, işi olmayan evinde günlük işlerle uğraşmakta, işi olan da olmayan da zamanının bir kısmını internetin başında geçirmektedir; gelen elektronik posta, giden elektronik posta, spam elektronik posta, bir süre sörf, bir parça chat, derken sanal alemde oluşan yepyeni bir dünya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwpcJVanUJI/AAAAAAAADfY/3L_jHI-MdMk/s1600/P1250168.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwpcJVanUJI/AAAAAAAADfY/3L_jHI-MdMk/s400/P1250168.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Hiçbir sorun yok gibidir; ama ilk tanıştıkları günlerin üstünden uzun yıllar geçmiştir, gençlik heyecanlarından olgunluk yıllarına uzanırken, birbirinden güzel günlerin arasına acılar, hayal kırıklıkları, pişmanlıklar, dinmek bilmeyen bir öfkelilik, git gide ağırlaşan yaşam koşullarının kaldırılması zor yükü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir sorun yok gibidir; ama yaşamın en değerli günleri geride kaldığı halde bir türlü hayaller gerçekleşememiş, ufaktan ufağa hayallerin ne olduğu bile unutulmaya başlanmış, böyle bir dönemde en başa dönülemeyeceğini bilerek yaşamaya çalışmak fazlasıyla can acıtmakta…&lt;br /&gt;Hiçbir sorun yok gibidir; ama para gün geçtikçe her şeyin yerini almış, bir gün okul taksiti olmuş, bir gün araba, mobilya, tatil, bilmem kaç kırat değerinde pırlanta, gün geçtikçe daha değerli markaların peşinde koşuşturmanın yarattığı yılgınlık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwpcaUmbcsI/AAAAAAAADfg/3BuRINDcq6E/s1600/P1250178.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwpcaUmbcsI/AAAAAAAADfg/3BuRINDcq6E/s400/P1250178.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sabah ezanının gürültüsünde uyanmaya başladığın günlerin birinde sevdiğinin koynundan kalkar ve onu uyandırmamaya özen göstererek ayak parmaklarının ucunda dışarı çıkarsın. Diğer odadaki bilgisayarın başına geçerek, duvarın öteki tarafında uyuyan sevgiline mesaj yazmaktasındır. Aynı yatakta birbirinize sarılarak uyuduğunuz halde iki çift lafı söyleyemeyecek kadar yabancılaşmış, derdini iki satır elektronik postayla anlatabilmenin derdine düşmüşsündür... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda yaşadığın dünyanın darmadağın olduğunun fark edersin; toplamaya çalışırken attığın her adımda düşündüğünden daha fazla dağıldığını görürsün. Bu yıkımların en acısıdır! Ben nerede hata yapmışım diye düşünürken, ne hatayı bulabilirsin, ne de bunduğun hataları gidermeyi becerebilirsin; bitmiştir işte, ellerinin arasından kayarak bitiş şizgisinin öteki tarafında yitip gitmiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir sorun yok gibiyken…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7796843744454102172?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7796843744454102172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7796843744454102172&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7796843744454102172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7796843744454102172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/bitis-cizgisi.html' title='Bitiş Çizgisi...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwpcJVanUJI/AAAAAAAADfY/3L_jHI-MdMk/s72-c/P1250168.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4391782919401818157</id><published>2009-11-17T08:05:00.001+02:00</published><updated>2009-11-18T08:44:44.770+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Patricia Muradi...</title><content type='html'>Saat dokuzu beş geçe sirenler çalmaya başlıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bir kişi oturduğu masadan ayağa kalkıyor, aynı masada oturan kişi ona eşlik ediyor, çaprazındaki masadakiler de ayaklanıyor, ben de ayaktayım, ilk beş on saniye içinde otelin bahçesinde ayağa kalkmayan kimse kalmıyor; ayaktakilerin arasında yaşlı bir çift turist de dikkatimi çekiyor…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOOFXJAiGI/AAAAAAAADeA/_g9ZkiFPVzM/s1600/P1250139.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOOFXJAiGI/AAAAAAAADeA/_g9ZkiFPVzM/s400/P1250139.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Üç beş dakika sonra da Patricia Muradi’yi karşılamak üzere yeniden ayağa kalkıyorum. Kim olduğunu bilmeyenler için Patricia’nın bir edebiyatçı olduğunu söylemeliyim. İlk romanı yarı belgesel tadındaki ‘Romanika-Çingeneler’ adındaki romanıdır. İkinci romanı ise liman ve gemicilik sektörünü bir kadın gözüyle anlatan ‘Limanda Bir Kadın’ adındaki çalışmasıdır. Kendisiyle tanışıklığımız Pentagram Yayıncılık tarafından romanlarımızın basılmasından kaynaklanıyor; birkaç mail, birkaç telefon görüşmesinden sonra Ankara’ya yolu düştüğünde ilk kez bir araya gelmiş, yıllardır birbirini tanıyan iki dost gibi saatlerce sohbet etmiştik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hiç düşünmeden Patricia’nın çılgın bir dost olduğunu söyleyebilirim; ne çılgınlığını gördüğümü öğrenmek isterseniz, illa ki bir çılgınlığını görmek gerekmez ki…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOPvwQzUsI/AAAAAAAADeI/SaPjHymwgC0/s1600/P1250152.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOPvwQzUsI/AAAAAAAADeI/SaPjHymwgC0/s200/P1250152.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOTxExY2XI/AAAAAAAADeg/9BaVQGDG-N4/s1600/P1250155.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOTxExY2XI/AAAAAAAADeg/9BaVQGDG-N4/s200/P1250155.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu kez ben Adana’dayım. O da kendini ev sahibi olarak değerlendirip, üşenmeden Mersin’den Adana’ya kadar geldi ve beni barajın kenarındaki güzel bir mekana kahvaltı yapmaya götürdü. Güneşin ve rüzgarın rahatsız etmediği bir masada kahvaltı ederken, ufaktan ufaktan sohbetimizi koyulaştırdık. Ben yazmakta olduğu romanı hakkında beyin fırtınası yapacağımızı düşünürken, daha yazarlık konusunda tek kelime etmeye fırsat bulamadan kendimizi kadın ile erkek ilişkileri üzerine konuşurken bulduk; o kadının penceresinden, ben erkeğin penceresinden, zaman zaman rollerimizi değiştirerek, bazen anlaşarak, bazen karşı karşıya gelerek, bezen bir yazarın gözüyle uzak açıdan bakarak, bazen söylediklerimizin arasında kaybolup giderek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu konuda konuşulacak ne çok şey varmış!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ne çok paylaşacak şey biriktirmişiz!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu arada kişisel gelişim uzmanı olarak değerlendirebileceğimiz yazarımızın ’60 Saniyede Yüksek Moral Depolama’ adındaki kitabı Neden Kitap tarafından basıldığını da belirtelim. Belki de yazar arkadaşımla saatlerce süren sohbetimizin su gibi akmasının nedeni, kitabında anlattığı pozitif enerjinin sohbetimize de yansımış olmasıdır…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Neyse…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Saat on üç sularında ‘Artık yeter, Ankara’ya döneceğim, yolum uzun,’ diyerek son noktayı koymak zorunda kaldım…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Teşekkürler &lt;a href="http://patricia-muradi.blogspot.com/"&gt;Patricia Muradi&lt;/a&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.Kasım.2009 ADANA&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4391782919401818157?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4391782919401818157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4391782919401818157&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4391782919401818157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4391782919401818157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/patricia-muradi.html' title='Patricia Muradi...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwOOFXJAiGI/AAAAAAAADeA/_g9ZkiFPVzM/s72-c/P1250139.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3471315253867312086</id><published>2009-11-14T05:30:00.005+02:00</published><updated>2009-11-18T08:41:21.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIZINTILAR'/><title type='text'>O Sabah...</title><content type='html'>Bu pencereden günün doğuşuna ilk kez tanık oluyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havada kirli bir grilik var; şairlerin dediği gibi kurşuni bir ağırlık; karşı tepelerdeki binaların ışıkları Samanyolu galaksisinin yıldızlarını çağrıştırıyor; insanın içini karartan bulutların arasından sızarak odamın penceresine ulaşmayı başarmışlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağmış ya da çiselemeye devam etmekte; gece boyunca yağdığı anlaşılan yağmurun etkisiyle yollar ıslanmış, dört yol ağzındaki trafik lambasının sarı ışığı kesik kesik yanıp sönmekte, asfalt yola yakamozu andıran görüntüsü yansıyor, tek tük yoldan geçen araçların sahte bakışlı beyaz farları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok katlı binaların arasındaki toprak alanda su birikintileri oluşmuş, yaprakları yeşilden kahverengiye dönüşen ağaçlar son bir umutla yapraklarını bırakmamak için direniyor, kahverenginden sarıya dönmekte olan otların ve toprağın oluşturduğu pastel renkler ise özellikle görülmeye değer, bir saksağan ağacın dibinden havalanarak dallardan birine tünüyor, bu hareket ağacın birkaç yaprağının daha dökülmesine neden oluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye kalanları insan elinden çıkmış bir canlılık; park halindeki rengarenk arabalar, farklı renklere boyanmış çok katlı binalar birbirinden daha ıslak ve daha temiz, kaba inşaattaki otelin beton görüntüsü, hemen dibindeki sarı boyalı çelik vinç…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwE8YiEtzyI/AAAAAAAADd4/9Oryq6Hyxw4/s1600/Giderken.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwE8YiEtzyI/AAAAAAAADd4/9Oryq6Hyxw4/s400/Giderken.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman biraz daha ilerliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha kirlenen bulutları izlerken, uzak tepelerin ardındaki bembeyaz bir bulutun farkına varıyorum; az önce orada değildi; kirli bulutların yerine almaya mı geliyor, o bulutlardan kaçarak uzaklaşmaya mı çalışıyor, belirsiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaların arasındaki pastel renkli alanın ortasından güvercinler uçmaya başlıyor, bir süre uçtuktan sonra saksağanın tünediği ağacın dibine konuyorlar, nereden geldiğini anlayamadığım kargalar onların arasına karışıyor, birbirlerini umursamadan su birikintilerinin arasında bir şeyler yapıyorlar; kah uçuyorlar, kah uçmadan önceki ıslak zemine geri dönüyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik lambasının kesik kesik yanıp sönen sarı ışığına, yeşil ve kırmızı renkler eklenmiş; dört yol ağzındaki araçların denetimi bundan sonra yeşil ve kırmızının denetiminde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun kenarında yürüyen tek tük insanların sayısı artmaya başlıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ilerleyen dakika beni bu yazının sonuna yaklaştırıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da aldığım kararı uygulama zamanına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da yaşamın sonuna…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzaklardaki bulut git gide büyümekte, git gide gökyüzündeki kirli bulutları temizlemekte, güneş henüz ortalıkta dolanmaya başlamasa da varlığını duyumsamakta, beyaz bulutlar çoğaldıkça karşı tepelerdeki binalar iyiden iyiye belirginleşiyor, artık gittikçe çoğalan arabaların farları yanmıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir trafik lambasındaki kırmızı ışığın ıslak yola yansımasını izliyorum, derken sarıya dönüşüyor, çok geçmeden de yeşile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık kırmızıya yeniden dönmeden elindeki kalemi bırak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3471315253867312086?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3471315253867312086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3471315253867312086&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3471315253867312086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3471315253867312086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/o-sabah.html' title='O Sabah...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SwE8YiEtzyI/AAAAAAAADd4/9Oryq6Hyxw4/s72-c/Giderken.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1193899917421759705</id><published>2009-11-13T17:14:00.008+02:00</published><updated>2009-11-26T05:09:35.525+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Anlamını Yitiren Kelimeler...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler anlamını yitirir; içi boşalır; tam takır, kuru bakıra döner…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilin varmaz söylemeye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen aynı kelimelerle unutulmaz aşklarda dile getirildiği gibi ‘Seni seviyorum,’ diyerek aşkını ifade etmişsindir. Birbirinize ‘Sevgilim,’ diyerek sevişmeye başlamış, birbirinizin içinde kıpır kıpır oynaşırken, sen onu ‘kadınım’ diyerek hiç kimsenin kavrayamadığı gibi kavramış, o da senin kulağının dibinde ‘erkeğim’ diyerek inlemiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kelimeleri de belleğindeki unutulmaz anlar dosyasına not etmişsinizdir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman puşttur!&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Zaman sinsidir!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Zamanla kelimelerin içi boşalmaktadır…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sv13tDbA1PI/AAAAAAAADdY/W7KSpMjV3ww/s1600-h/G%C3%BCn+sonu.JPG" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sv13tDbA1PI/AAAAAAAADdY/W7KSpMjV3ww/s400/G%C3%BCn+sonu.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir gün sevgiliniz pazarda alışveriş yaparken, pazarcı çocuğa, ‘Bak sevgilim, çürük domatesleri kakalamaya çalışırsan fena halde bozuşuruz,’ dediğini duyunca, dil sürçmesi kapsamında değerlendirerek önemsemeden geçersiniz…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir başka seferinde herhangi birine ‘erkeğim’, herhangi bir başkasına da ‘kadınım’ diye seslenecektir; ‘sevgilim’ kelimesi ise kadın ya da erkek diye ayırmaya bile gereksinim duyulmadan havalarda uçuşmaya başlayacaktır…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;O kelimenin anlamı ne ise; herkes herkesin sevgilisidir artık, kadınıdır, erkeğidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kelime insan ya da hayvan demek kadar genelleşmiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kelimenin içi boşalmıştır nasıl olsa; içine ne istersen onu doldurabilirsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen de sevgiliniz size ‘sevgilim’ diye seslenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tınmazsınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tınsanız ne olacak ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni o pazarcı çocukla bir görüyordur, herhangi bir akrabası, bir tanıdığı, bir komşusu, bir arkadaşı, internette karşılaştıklarından birisi, bir iş arkadaşı, bir eski dost, bir eski düşman, bir eş, bir yeni sevgili…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni kim gibi görüyordur ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muamma yani…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1193899917421759705?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1193899917421759705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1193899917421759705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1193899917421759705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1193899917421759705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/anlamn-yitiren-kelimeler.html' title='Anlamını Yitiren Kelimeler...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sv13tDbA1PI/AAAAAAAADdY/W7KSpMjV3ww/s72-c/G%C3%BCn+sonu.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-3250369769912908679</id><published>2009-11-09T15:04:00.003+02:00</published><updated>2009-12-24T23:56:00.638+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>Hanımın Çiftliği 1…</title><content type='html'>Günlerden Pazar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki arkadaş; Mehmet Çevik ve ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün Adana’daki Hilton Otel’in bahçesindeki brunch ile başlıyor; yazdan kalan bir gün diye tanımlamak yerine, hala yazın devam ettiği güneşli bir günde, sabahın serinliğinde üşürüz diye giydiğimiz kazakları çıkararak, kısa kollu tişörtlerimizle başlayan bir kahvaltıdan söz ediyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgR4FzmamI/AAAAAAAADdA/ADXUPbLIEzk/s1600-h/P1250058.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgR4FzmamI/AAAAAAAADdA/ADXUPbLIEzk/s200/P1250058.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir süredir görüşmemenin açlığıyla sohbetimiz zengin kahvaltının önüne geçiyor, önce bilmediklerimizi konuşuyor, konuları ortak konular haline dönüştürüyor, sonra da ortaklaştırdığımız konuların ayrıntılarına dalıyoruz. Birkaç saate yayılan kahvaltı muhabbetimiz, dizinin bazı oyuncularının bizlere katılışıyla bir süre için erteleniyor. Ekipteki oyuncu arkadaşlarla tanıştırılıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kadir benim üniversiteden sınıf ve ev arkadaşımdır. Kendisi bu işlerle uğraşmak yerine işadamı ve edebiyatçı olmayı tercih etti. Yazdığı yedi romanından ikisi basıldı, beş-altı tane tiyatro oyunu var, vs…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncuların arasından masamıza takılan Tayfun Sav, yirmi beş yıl önce devlet tiyatrosunun oynadığı ‘Kara Ağaçlar Altında’ adındaki oyunda dansçılık yaparken bizi çalıştıran dans hocamız; o dönemden sonra ilk karşılaşmamız; benim üniversitedeki en yakın arkadaşlarımdan birisiyle evlendiği halde yollarımız hiç kesişmemiş… Bir an için beni anımsayamasa da, laf lafı açıyor, geçmiş günlerin arasından yirmi beş yıl öncesinin sayfalarını aralıyor, unutulduğunu sandığımız günleri yeniden anımsıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Mehmet Çevik ile oğlunu oynayan Haki Biçici arasındaki baba-oğul şakalaşmaları yarım şişe pet suyun Haki’nin üstüne boşaltılması ve Haki’nin serinlediğini söylemesiyle son buluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle saatlerinde sete giden bir aracın peşinden otuz kilometre kadar Adana’nın bereketli toprakları üzerinde yol alarak Hanımın Çiftliği’ne ulaşıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada ekibin geriye kalan oyuncuları ve yönetmen Faruk Teber’le tanıştırılıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgS1I0JsfI/AAAAAAAADdQ/m722rvJNNWQ/s1600-h/HANIMIN+%C3%87%C4%B0FTL%C4%B0%C4%9E%C4%B0+3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgS1I0JsfI/AAAAAAAADdQ/m722rvJNNWQ/s200/HANIMIN+%C3%87%C4%B0FTL%C4%B0%C4%9E%C4%B0+3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu günün programında Güllü’nün düğün sahnesi çekilecek; kalabalık bir figüran kadrosu, geniş bir teknik ekip, oyuncular, meraklılar derken Hanımın Çiftliği’nde baş edilmesi zor bir curcuna yaşanıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleden sonra başlayan çekimlerde adın adım ilerlenirken gün akşama kavuşuyor, biz Mehmet Çevik’le set aralarında sohbet ediyoruz, bu arada sonu gelmeyen fotoğraf çektirme istekleri, onu ne kadar çok sevdiklerini dile getirenler, uzaktan başkalarının sevgilerini ve selamlarını iletenler ve her seferinde aynı espri; şu kızı o kadar dövme kurbanın olayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çok kızını döven bir babaya neden böylesine bir sevgi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler ilerliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetler ilerliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Set arasındaki Hanımın Çiftliği’ni var edenlerle biraz daha yakınlaşıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Boyav’ın şakacı konuşmaları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caner Cindoruk’un öykücü babası hakkında konuşmamız, bir yazarın oğlu olduğundan söz ederken, günün birinde oğlumun yaşayacağı duyguları Caner’in kelimeleri arasında yakalıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz gelinliğin içindeki Özgü Namal beyaz bir gelincik kadar narin; içindeki çocuk kıpır kıpır kıpırdanmak isterken, bu çekim gününün hareketsiz geçirmesi gerektiğini söyleyen gelinliğine boyun eymiş, seçme şansı yok, bu gün böyle geçecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Set aralarında Mehmet Aslantuğ ile yaptığımız konuşmalar oldukça keyifli; iş adamı ve edebiyatçı kimliğimden yola çıkarak seçimlerini benim gibi kullanan arkadaşlarından söz ediyor, sanat yapmak ile paranın gücü arasındaki ilişkiyi konuşuyoruz, hatta paranın göbeğindeki birini anlatan bir proje yapmayı düşündüğünden söz ediyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada gece yarısını geçeli çok olmuş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgSlfUGEqI/AAAAAAAADdI/fMateswFIbk/s1600-h/P1250102.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgSlfUGEqI/AAAAAAAADdI/fMateswFIbk/s200/P1250102.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Mehmet Çevik’le baş başa kaldığımızda yaptığımız günlük konuşmaların yerini yaşamın anlamını bulmaya yönelik felsefi diyaloglar almış, geçmişi ve geleceği sorgularken, yılların bizi nerelerden nerelere getirdiğini birbirimize anlatıyor, çeyrek yüzyılı aşan dostluğumuzda bir adım daha ilerliyorduk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gecenin serinliğinde verandadaki koltukta çevreyi izlerken, gözkapaklarım ara sıra kapanıyor; bu arada dönemin incecik kıyafetleri içindeki üşüyen figüranlar, boş anlarını polar battaniyenin içinde uykulu gözlerle geçiren oyuncular, oyalanabilmek için eğlence yaratanlar, çekimler sesli yapıldığı için sürekli olarak tekrarlanan ‘Sessiz olun!’ uyarıları, hep aynı tempoda çalışmaktan işini sorunsuz yapan teknik ekip ve herkesten daha dinamik yönetmen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben setten 02.00 sularında ayrılarak oteldeki yatağıma geri döndüğümde, onların daha saatlerce sürecek işleri vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günlük emeğin karşılığı on dakikayı doldurmayan televizyon görüntüsü…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-3250369769912908679?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/3250369769912908679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=3250369769912908679&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3250369769912908679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/3250369769912908679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/11/hanmn-ciftligi.html' title='Hanımın Çiftliği 1…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SvgR4FzmamI/AAAAAAAADdA/ADXUPbLIEzk/s72-c/P1250058.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7759916242391327813</id><published>2009-10-31T20:16:00.005+02:00</published><updated>2009-12-21T21:36:48.868+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PERDE / SAHNE'/><title type='text'>Suçlu Yürekler…</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu doğum günümde ilk kez başıma gelenlerden söz ederken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk kez&amp;nbsp;pasta kesme rütielini gerçekleştirmedik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk kez kimseden doğum günü hediyesi almadım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her yılın aynı gününe -30. Ekim- doğum günü geldiğinden, eşim benzer tekrarlardan bıkmış olmalı ki, ilk kez doğum günümü kutlamak için klasik ‘Mutlu Yıllar!’ sözünü söylemeyi unuttu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk kez tanıdığım yakın arkadaşlarıma doğum günümü hatırlatma çingeneliğinde bulundum; karşılığında gereksinim duyduğum mesajları aldım, ilgilenenlere bir kez daha teşekkür…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk kez doğum günümde yeğenlerimden birinin domuz gribine yakalandığını öğrendim; bir sorun yok, grip geçtikten sonra domuz gribi olduğunu öğrenmişler, hastaneye bile yatmamış, karantina falan uygulanmamış, ayakta atlatmış yani…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk kez doğum günü için &lt;a href="http://www.akadirb.blogspot.com/"&gt;http://www.akadirb.blogspot.com/&lt;/a&gt; adındaki blog sayfama duygularımı anlatan bir yazı yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadarı ıvır zıvır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu doğum günümü en önemli olayı ilk kez bir tiyatroda seyirci olarak kutlamış olmamdı!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntılarına gelelim…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux99NCzL-I/AAAAAAAADcI/gm0tY9-jOKw/s1600-h/oyun0804afis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux99NCzL-I/AAAAAAAADcI/gm0tY9-jOKw/s320/oyun0804afis.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tiyatroya gitmeye kafaya koyunca, Devlet Tiyatroları'nı internet üstünden taradım, istediğim yerden bilet bulamayacağımı anlayınca, Devlet Tiyatrosu'ndaki okul arkadaşlarımdan birkaçını arayarak yardım istedim. Serpil Gül programın sorumluluğunu üstüne alınca, gönül rahatlığıyla eşimi alarak Şinasi Sahnesi’ne gittik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serpil Gül ve Adnan Erbaş'ın da oynadığı ‘Suçlu Yürekler’ adındaki oyuna Serpil’in sayesinde biletsiz girdik. Bütün tedbirler alınmış, gerekenler gerektiğinden fazlaca yapılarak VİP tiyatro seyircisi muamelesi gördük. Bu arada biletsiz seyirci olma durumu öğrencilik yıllarıma geri dönmemi sağladı, bilirsiniz, o zamanlar da öyleydi, amaç para vermeden tiyatro izlemekti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bilet fiyatları da çok değilmiş; yanılmıyorsam tam 6 TL, öğrenci 4TL; biz arabamızı park edebilmek için ayakçıya 5TL para ödedik; insan devlet tiyatrosunda mı yoksa otopark mafyasında tanıdığı olsa mı daha iyi olur diye düşünmeden edemiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun iki perdeydi, ikinci perde birinci perdeden daha uzundu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun kadın kahramanı başlarda doğum günü pastası olmadığından mum yakarak dilek diliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de kendi kendime tiyatro seyrederken 'Bir dilek dilesen tutar mı?' diye düşünüyorum, 'tutsa da tutmasa da çok sorun olmaz' düşüncesiyle bir dilekte bulunuyorum; ne dilediğimi burada paylaşmayı red ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux-pwmz0nI/AAAAAAAADcQ/FLmFlFYxq5o/s1600-h/tnoyun0804_01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux-pwmz0nI/AAAAAAAADcQ/FLmFlFYxq5o/s320/tnoyun0804_01.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Oyunun bir yerlerinde&amp;nbsp;doğum günü unutulan kahramanımıza yalnızca bir tek hediye geliyor; bir kutu çikolata; onu da kızkardeşi izin almadan yiyiyor; üstelik fındıklı mı diye uçlarından ısırarak kutunun içine bırakıyor; bir takım depresif durumlarda olan kahramanımız bu durumu fazlaca kafaya takıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de aklımda, onun kadar bile hediye almadığımı dolandırıyorum; uçları ısırılmış çikolataya razıyım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun final sahnesinde kadın kahramanımızın kızkardeşleri süpriz yaparak doğum günü pastası yaptırıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ise 'Ya sabır!' çekiyorum; bana nispet olsun diye doğaçlamadan doğun günü bölümleri mi uydurmuşlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux-xOah_nI/AAAAAAAADcY/XbmyeFOrgLE/s1600-h/tnoyun0804_02.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux-xOah_nI/AAAAAAAADcY/XbmyeFOrgLE/s320/tnoyun0804_02.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şaka bir yana; arkadaşlarımı sahnede gördüğümde tarifi imkansız bir duygulara kapılıyorum; kendimi o olayın bir parçası gibi duyumsuyorum; biraz kıskançlık var, biraz onlarla gurur duymak var, hem kaç tane arkadaşınızı böyle bir işyerinde ziyaret edebilirsiniz ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum günümü tiyatroda kutlamamın, bu yıl tiyatro ile biraz daha içli dışlı olacağımın sinyali gibi algılamak istiyorum; en azından hedefe giden yolda bir başlangıç olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuna gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatro bölümündeki öğrencilik günlerimizdeki ‘eleştiri-inceleme’ dersinde öğrendiklerimizden yola çıkarak ayrıntısını bir araya geldiğimizde kafa-göz yararak konuşuruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de tanıtım bilgileri aktarıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçlu Yürekler &lt;br /&gt;Yazan: Beth Henley&lt;br /&gt;Çeviren: Aclan Büyüktürkoğlu&lt;br /&gt;Yöneten: Aclan Büyüktürkoğlu&lt;br /&gt;Dekor Tasarım: Hakan Dündar&lt;br /&gt;Giysi Tasarım: Esra Selah&lt;br /&gt;Işık Tasarım: Zeynel Işık&lt;br /&gt;Yönetmen Yardımcısı: Nesrin Üstkanat&lt;br /&gt;Asistan: Çağman Pala&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahne Amiri: Kazım Kerimoğlu&lt;br /&gt;Kondüvit: Serhat Çetin&lt;br /&gt;Suflöz: Sibel Boztaş&lt;br /&gt;Işık Kumanda: Metin Çatma&lt;br /&gt;Dekor Sorumlusu: Ömer Akyüz&lt;br /&gt;Aksesuar Sorumlusu: Davut Akuş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rol Dağılımı: (Sahneye çıkış sırası ile)&lt;br /&gt;İpek Çeken, Serpil Gül, Adnan Erbaş, Elvin Beşikçioğlu, Berna Konur, Eren Oray&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu: İnsanı yalnızlığa iten ve kaybolan Amerikan ideallerini; uzunca bir süredir birbirinden ayrı ayrı yaşayıp, hiçbir anlamda birbirine benzemeyen, fakat en küçük kız kardeşin cinayete teşebbüsü nedeniyle bir araya gelen ve sürekli birbiriyle rekabet eden üç kız kardeşin beklenmedik buluşmalarını ve onların fırtınalı geçmişlerini resmederek vurgulayan Plutzer, Golden Globes, New York, Film Critics Circle Awards gibi pek çok ödül kazanmış, Diane Keaton, Jessica Lange, Sissy Spacek' in oynadığı film versiyonuyla 3 dalda Oscar' a aday olmuş tatlı sert bir komedrama.&lt;br /&gt;Aile birlik ve beraberliğinin giderek yok olmaya yüz tuttuğu günümüz dünyasında aradığımız güven ve sevginin sadece aile ortamında bulunabileceğini ifade etmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7759916242391327813?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7759916242391327813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7759916242391327813&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7759916242391327813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7759916242391327813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/suclu-yurekler.html' title='Suçlu Yürekler…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sux99NCzL-I/AAAAAAAADcI/gm0tY9-jOKw/s72-c/oyun0804afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4573194376413333663</id><published>2009-10-30T15:49:00.001+02:00</published><updated>2009-10-30T15:52:28.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Doğum günü...</title><content type='html'>Bugün doğum günümken…&lt;br /&gt;Yarım yüzyıllık bir yaşamı geride bırakmama birkaç yıl kalmışken…&lt;br /&gt;Bir berber koltuğunda oturmuş, aynadan beni, benim saçlarımı kesmeye kendini kaptırmış berberi ve berberin kestiği saçların kucağıma dökülüşünü düşünüyor, siyah ve gün geçtikçe fazlalaşan beyaz saçlara dikkatlice bakıyor, seyrelmeye başlayan saçlarımın ruh halini biraz daha anlamaya çalışıyorum…&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;O saçların arasında otuz üç yıldır arkadaşlığımı sürdürdüğümü bir arkadaşımı görüyorum; onunla yaşadığımız onlarca aşk, yüzlerce macera, binlerce anının arasından ilk aklıma gelen; deniz kenarında bir büyük votkayı iki şişeye paylaştırdığımız, üstüne portakal suyu takviye ettiğimiz, tek kişilik yer yatağını dalgaların dibine kadar çektiğimiz, votkalarımızı içerek gökyüzünde kayan yıldızları seyrettiğimiz, her kayan yıldızın birinin öldüğü anlamına geldiğini, ellerinle kayan yıldızı göstermenin uğursuzluk getireceği düşüncesiyle, ‘Hı?’ gibilerinden bir soruyla görüp görmediğini onaylattığımızı, eğer gördüyse ‘Hııı,’, görmediyse de ‘Ihhıı’ yanıtı alarak sızıp kaldığımız geceyi anımsadım…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İlk aşkımı düşündüğümde yirmi sekiz yıl öncesi aklıma geliyor; bir tiyatro binasında, sahne ışıklarının oldukça az, seyir yerinin bütünüyle karanlık olduğu ortamda, gizlemeye çalıştığım gözyaşlarıyla ilk aşkımın öğretmenine duygularımı anlatıyorum…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuruFZbuMOI/AAAAAAAADcA/I7J-bdxlK_g/s1600-h/Eski+ev.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuruFZbuMOI/AAAAAAAADcA/I7J-bdxlK_g/s320/Eski+ev.JPG" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;En eski arkadaşım kadar önemsediğim üniversite arkadaşımla, yirmi altı yıl öncesinde, bir gecekonduda, dört unutulmaz yılımızı paylaşmıştık; yeni tanıştığımız iki kız arkadaşın yurda giriş saatlerini kaçırmaları için iki saat boyunca ‘Mor Adam’ hikayesini anlattığımı, sonuçta kızların yurda giriş saatini kaçırdıklarını ama hikayenin sonunu öğrenemediklerini kendi kendime gülümseyerek anımsıyorum… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Üniversitede aynı ders sırası paylaştığım arkadaşım da onun kadar özeldi…&lt;br /&gt;Bir zamanlar iş ortağım ve asker arkadaşımla birçok unutulmaz anının arasında yirmi yılı geride bırakmışız…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ev, eş, çocuk derken tanıştığım, gerçek yaşam mücadelesinin kolay ve zor günlerinde bir arada olduğumuz arkadaşımla on beş yıl geride kalmış…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir dernek ortamında tanıştığım on üç yıllık arkadaşımı da listeye ekleyeyim…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Berberin koltuğundan önüme dökülen saçlarıma bakarken, eşimle ve oğlumla yaşamımın üç gününden birini beraber geçirdiğimi anımsıyorum; oğlum yaşamının tamamını bizimle yaşarken, eşim ise yaşadığı her iki günden birini benimle geçirmiş…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;‘Bir dakikamızı bile boşa harcamayalım,’ derken nerelerden nerelere gelinmiş…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ben olmasaydım da bu dünyadaki yaşam daha farklı olmayacaktı; kötüler yine kötülüklerini yapacaklar, iyiler yine iyi olmaya çalışacaklar, ne iyi ne de kötü olanlar da iyi ya da kötü yaşamlarını sürdüreceklerdi… &lt;br /&gt;Ama, fakat, lakin…&lt;br /&gt;Ben olduğum için bu dünyanın bensiz bir dünyadan daha farklı olduğunu da kabul etmek gerekir; dünyanın bir ucunda kelebek gibi çırptığım kanatlarım, dünyanın başka bir yerinde depremler yaratabiliyor, tsunamilere neden olabiliyor, benim sayemde birilerinin yaşamları değişiyor ve o birileri de başkalarının yaşamlarını değiştirebiliyor; birbirlerini tetikleyen domino taşları misali…&lt;br /&gt;Bundan sonra yaşanacaklar geçmişte bıraktıklarından daha az olacak; her gün birileri eksilecek, bir gün de berberin kestiği siyah ve beyaz saç kırpıklarını geride bırakarak eksilenlerin arasına karışıp gideceğim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4573194376413333663?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4573194376413333663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4573194376413333663&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4573194376413333663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4573194376413333663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/dogum-gunu.html' title='Doğum günü...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuruFZbuMOI/AAAAAAAADcA/I7J-bdxlK_g/s72-c/Eski+ev.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8804363098702954393</id><published>2009-10-28T18:25:00.003+02:00</published><updated>2009-11-26T05:10:11.539+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Yuvadan Uçmak...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bazen…&lt;br /&gt;Yuvadan uçup gitmek ister insan; nereye gideceğini bilmemektedir; ama neresi olursa olsun bir yerlere gitmek istediğine şüphe yoktur…&lt;br /&gt;Zaman yuvadan uçma zamanıdır; bugün uçmasa da yarın uçacaktır, yarın olmasa da öteki gün, günün birinde, günler çok daha fazla ilerlemeden…&lt;br /&gt;Sen ‘Daha iyi bir yuva mı bulacak?’ diye sorgularken, o gideceği yuvanın kendisi için önemli olmadığına çoktan karar vermiştir; belki nasıl bir yuvaya başını sokacağının kaygısı vardır, belki nasıl karnını doyuracağının ya da üstüne giyeceği kıyafetin kaygısını yaşamaktadır; ama karşı karşıya kaldığı durumlar yolundan dönmesi için bir neden oluşturmamaktadır…&lt;br /&gt;Hem neden her şey kötü olsun ki?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuhxHSsf6sI/AAAAAAAADZM/DrY7us1J-8w/s1600-h/MANDALLAR.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397688523495041730" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuhxHSsf6sI/AAAAAAAADZM/DrY7us1J-8w/s400/MANDALLAR.JPG" style="cursor: hand; float: right; height: 300px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;Uzaklara doğru kanat çırpmadan uçmanın ne kadar yorucu olduğunu bilemezsin, başka bir yere konmadan ayaklarının üstünde durup duramayacağından emin olamazsın; belki birkaç kanat çırpışında nefesin kesilecek, konmaya çalıştığı yerde sendeleyerek ayağını burkacaksın, belini inciteceksin, belki kafanı taşlara çarpacaksın…&lt;br /&gt;Ne yaparsan kendin için!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gökyüzünde senin gibi kanat çarpanlarla karşılaşmadan, bir zamanlar söylemek istenenlerin anlamını kavrayamazsın; belki yalan yanlıştır, belki eksik anlatılmıştır, belki fazla abartılmıştır; o sürünün arasında kanat çırpmadan bilemezsin…&lt;br /&gt;Belki o sürüden de koparak bütünüyle yalnızlaşacaksın…&lt;br /&gt;Belki o sürüden yalnızca birine takılarak kader birliği yapacaksın…&lt;br /&gt;Belki gökyüzünde kanat çırparken yaşamın her yerde aynı olduğunu görerek hayal kırıklığına uğrayacaksın…&lt;br /&gt;Belki her kanat darbesi yeni bir coşku, yeni bir umut olacak, ne geriye dönecek, ne de uçtuğun yuvayı özleyeceksin…&lt;br /&gt;Bir gün, yıllarca kanat çırpmanın yorgunluğuyla uçtuğun yuvaya geri dönmek istediğinde, o yuvanın senin gidişinle boşaldığını, geriye gelişinin yuvanın içini dolduramayacağını, seninle birlikte yuvayı terk eden kişinin kim bilir nerelere uçtuğunu, nerelere konduğunu bilemeyeceksin…&lt;br /&gt;Öyle olsa da yelkovanın akrebe hızla tur bindirdiği bir dünyada yaşadığını düşünerek üzülme, zaman akıp gidiyor, sen de bir tur daha fazladan atarak yeni ufuklara doğru yeniden kanatlarını çırpabilirsin…&lt;br /&gt;Umutla…&lt;br /&gt;Gururla…&lt;br /&gt;Kendin olarak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8804363098702954393?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8804363098702954393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8804363098702954393&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8804363098702954393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8804363098702954393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/yuvadan-ucmak.html' title='Yuvadan Uçmak...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuhxHSsf6sI/AAAAAAAADZM/DrY7us1J-8w/s72-c/MANDALLAR.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1791956571577468364</id><published>2009-10-26T00:30:00.002+02:00</published><updated>2009-10-26T00:33:42.522+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ANI OLANLAR'/><title type='text'>Yirminci Yılını Dolduran Dostluk…</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bir dost...&lt;br /&gt;Yirmi yıl öncesindeki tanışıklığımız Sivas’taki askerlik günlerimize dayanıyor; birlikte nöbet tutabilmek yapılan fedakarlıklar, ‘Aç! Aç!’ gösterileri, Amerika’nın ilk Irak saldırısında kaçak durumuna düşmemek için oynanan oyunlar, tiyatro çalışmaları, kazan dairesinde verilen şarap partileri, birliğin duvarında ‘En büyük asker bizim asker!’ diye atılan naralar…&lt;br /&gt;Askerliğin hemen sonrasında Antalya’da başlayan iş ortaklığı, sırt sırta vererek soğuk depo işinde rakipleri dize getirmek, buz tutmuş yollarda yokuş yukarı araba itmek, benzini biten arabamızı nasıl iteceğimizi planlarken karşımıza çıkan benzin istasyonu, bu arada birlikte hayatın tadını çıkarmak, yaşantımıza giren sevgililer, en büyük aşkımın tanığı, en büyük aşkımla evliliğimizin tanığı, oğlumun doğduğu günlerin tanığı, oğlumun yaşadığı sıkıntılı günlerin tanığı…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuTSAs3u6EI/AAAAAAAADYs/m4l1foZDlm4/s1600-h/Hakan+Kadir-4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396669162983450690" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuTSAs3u6EI/AAAAAAAADYs/m4l1foZDlm4/s400/Hakan+Kadir-4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşamın yıprattığı ilişkiler arasında yıpranan iş ilişkimiz, her gün biraz daha sertleşen kapışma süreci, sektörün en büyük fuarına katılışımız sırasında ortaklıktan ayrılmaya karar verişimiz, o gece babamın ölümüyle bir süre ertelenen ayrılık süreci, ne kadar kalplerin kırıldığı bilinemez ama medenice ayrılış…&lt;br /&gt;Aynı sektörde rekabet yapan eski ortakların itişip kakışması, bazen hüzün, bazen komedi, zaman ilerledikçe birbirimizin hayatında neredeyse hiç yer almamak; duydum ki evlenmiş, duydum ki baba olmuş, duydum ki babasını kaybetmiş…&lt;br /&gt;Biraz daha zaman geçiyor aradan…&lt;br /&gt;Biraz daha babalarımızın yaşamlarımızda yarattığı boşluğu dolduruyoruz…&lt;br /&gt;Biraz daha baba oluyoruz…&lt;br /&gt;Bir dostun ufacık yönlendirmesiyle yapılan telefon görüşmesi, hemen sonrasında ailece tanışma, bira eşliğinde lambuka balığı avına çıkış, ailece yenilen akşam yemeği sırasında yaşanılan keyifli günleri yeniden anımsayış…&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim Can Hakan Karaca’yla Çelebi Marina’daki akşam yemeğinde, geçmişin acı ve tatlı günlerini, birbirimizden habersiz geçen yılların neleri getirip, neleri götürdüğü üstüne unutulmaz bir sohbet yaptık…&lt;br /&gt;22. EYLÜL 2009&lt;br /&gt;ANTALYA&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1791956571577468364?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1791956571577468364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1791956571577468364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1791956571577468364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1791956571577468364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/yirminci-yln-dolduran-dostluk.html' title='Yirminci Yılını Dolduran Dostluk…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SuTSAs3u6EI/AAAAAAAADYs/m4l1foZDlm4/s72-c/Hakan+Kadir-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-6922905768102653127</id><published>2009-10-24T13:22:00.004+03:00</published><updated>2009-11-26T05:11:11.103+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Kendini Yitirmek...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;Kendini yitirir insan; hangi zamanda yaşadığını bilemez, nerede olduğunu bulamaz…&lt;br /&gt;Kimi zaman da sevdiklerinde birini yitirir; annesidir, babasıdır, arkadaşıdır, sevgilisidir, çocuğudur belki de, belki de uzaktan uzağa takip ettiği medyatik biridir; bir anda gözünün önünden kaybolur gider, parmakları parmaklarından ayrılır, bir daha seyrek duyar adını başkalarının dudaklarından…&lt;br /&gt;Zamanla yitirdiğinin yokluğuna alışmaya başlarsın…&lt;br /&gt;O olsa iyi olur ama olmasa da olabildiğini anlarsın…&lt;br /&gt;Ya yitirdiğin kişi sensen?&lt;br /&gt;Sen kendin olmadan yaşamaya ne kadar devam edebilirsin?&lt;br /&gt;Kendi bedeninde başkasını yaşamayı ne kadar kabullenebilirsin?&lt;br /&gt;Mevlana’nın dediği gibi; göründüğün gibi olamıyorsan olduğun gibi görünmenin bir yolunu bulmaya çalışmalısın!&lt;br /&gt;Bu nasıl bir yoldur?&lt;br /&gt;Bir başkasını arıyor olsan, polise gidersin, hastanelere bakarsın, gazetelere kayıp ilanı verirsin, dedektifler falan tutarsın…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SumjM1gcrCI/AAAAAAAADa8/_kS9oloNCko/s1600-h/Kendini+Yitirmek.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SumjM1gcrCI/AAAAAAAADa8/_kS9oloNCko/s320/Kendini+Yitirmek.JPG" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ya kendini aramaya çıktığında?&lt;br /&gt;Bir polis karakoluna gidip ‘Ben kendimi arıyorum!’ diye şikayet dilekçesi veremezsin, hastaneleri dolaşarak ‘Beni buralarda gördünüz mü?’ diye soramazsın, gazetelere ‘Beni görenlerin bana haber vermesi durumunda mükafatlandırılacaktır,’ diye ilanlar yayınlatamazsın, tutacağın dedektif parasını arayandan mı yoksa aranılandan mı alacağını bilemeyecektir…&lt;br /&gt;Kendini yitirmene neden olan kişi eşin olabilir mi?&lt;br /&gt;Çocuğun da olabilir!&lt;br /&gt;Ev halidir, iş halidir, bin bir türlü dünyanın hali var, onlardan biridir!&lt;br /&gt;Nazar deymiş de olabilir!&lt;br /&gt;Ya da tanrının işidir…&lt;br /&gt;Belki de çok uzaklara gitmeden Yunus Emre’nin sözlerine kulak vermek gerekmektedir; her ne ararsan kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, haç’ta değildir…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-6922905768102653127?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/6922905768102653127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=6922905768102653127&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6922905768102653127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/6922905768102653127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/kendini-yitirmek.html' title='Kendini Yitirmek...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SumjM1gcrCI/AAAAAAAADa8/_kS9oloNCko/s72-c/Kendini+Yitirmek.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4068008035411113917</id><published>2009-10-21T21:09:00.004+03:00</published><updated>2009-11-26T05:11:35.217+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Sıkıntı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/St9Ou_JEfHI/AAAAAAAACVM/F6aKNcZywQ0/s1600-h/SIKINTI.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bazen…&lt;br /&gt;Öylesine çaresiz kaldığınız bir an olur ki; çoğunuz yaşamışsınızdır, bilirsiniz…&lt;br /&gt;Elinizden hiçbir şeyin gelmeyeceğini bildiğiniz halde çözüm üretebilmek için çırpınırsınız; ıkınırsınız; sıkılırsınız; içinizdeki umudu yitirmemeye çalışarak çabalarsınız; ya bu işin altından kalkarsam…&lt;br /&gt;Nasrettin Hoca’nın ‘Ya tutarsa?’ dediği gibi…&lt;br /&gt;Tutmaz ama…&lt;br /&gt;Milyonda bir tutacağı tutarsa, o da size denk gelmez…&lt;br /&gt;Düşünün ki; hayatınızın kadını sizden zenci bir çocuk doğurmak istiyor, siz ise zenci değilsiniz, hayatınızın kadını da beyaz ırktan…&lt;br /&gt;“Bu iş benimle olmaz!” diyerek işin içinde çıkmaya çalışırsınız.&lt;br /&gt;Dinlemez!&lt;br /&gt;“İlla ki senden olacak!” diye ayak direr.&lt;br /&gt;Bir çözüm bulmalısınız!&lt;br /&gt;Michael Jackson gibi ırkını nasıl değiştirebileceğini düşünürken Afrika kökenli bir köle olmadığınız için dünyanın emperyalist düzenine lanetler yağdırırsınız…&lt;br /&gt;“Sperm bankasından bir zencinin spermiyle hamile kalmanı sağlayalım mı?”&lt;br /&gt;“Olmaz!” diye haykırır. “Ben zenci çocuğu senden yapmak istiyorum!”&lt;br /&gt;Ya sabır!&lt;br /&gt;Bu durum sorunu çözmek değil, çözümü olmayan sorunla cebelleşmektir…&lt;br /&gt;Bu gibi çaresizlikler bazen hayatınızın kadınında karşınıza çıkar, bazen kan bağınız olan bir akrabanızda, bazen komşunuzda, bazen ev sahibinizde, bazen kiracınızda, bazen işyerinizde, bazen müşterinizin birinde, bazen alacaklınızda, bazen borçlunuzda, bazen yolda yürürken, bazen dünyanın bilemediğiniz bir köşesiyle ilgili yapılmış gazete haberinde…&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim çaresizlik böyle bir şey…&lt;br /&gt;Siz?&lt;br /&gt;Bu gibi sıkıntıları yaşıyor musunuz?&lt;br /&gt;Bu gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor musunuz?&lt;br /&gt;Bu gibi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığınızda ne yapıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4068008035411113917?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4068008035411113917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4068008035411113917&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4068008035411113917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4068008035411113917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/sknt.html' title='Sıkıntı...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1746914202135644315</id><published>2009-10-20T11:56:00.005+03:00</published><updated>2009-11-27T18:14:48.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIZINTILAR'/><title type='text'>Cam Bebek...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Cam bebek…&lt;br /&gt;Cam bebek camdan yapılmıştır…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebeğin içi de dışı da birdir, neresinden bakarsanız bakın, öteki tarafını görmekte sıkıntı çekmezsiniz, herkese ne kadar şeffafsa, size de o kadar şeffaf davranır, bunu kullanmadığınız sürece şeffaflığını izlemenize izin verir…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebek etrafına ışık saçmakta, küçücük bir ışığı pırlantanın parlaklığıyla çoğaltarak çevresini aydınlatmakta, bu onun daha parlak, daha göz alıcı, daha ışıl ışıl görünmesine, bu yüzden de gözlerin kamaşmasına neden olmaktadır…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebek güzeller güzelidir, oldukça alımlıdır, ona dokunacak kadar yakınlaştığınızda benzerine ender rastlanan bir sanat eseri olduğunun farkına varırsınız…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebek çok da çekicidir, hiçbir şey yapmasa bile insanları kendine çeken büyülü bir havası vardır, yanına yaklaşmanıza izin verir, ama dokunamazsınız, dokunmaya çalıştığınız zaman büyük olasılıkla kırılmasına neden olursunuz…&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw_64mLHtEI/AAAAAAAADgQ/74Nqug4iHC8/s1600/K%C4%B1ymet+Foto.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw_64mLHtEI/AAAAAAAADgQ/74Nqug4iHC8/s200/K%C4%B1ymet+Foto.JPG" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Camdan yapılmış cam bebek olabildiğince de kırılgandır, en ufak bir dikkatsizliğiniz bir yerlerinin kırılmasına neden olabilir, onu bir kez kırdınız mı da kolay kolay eski haline getiremezsiniz, kırdığınız parçaları birleştirmeye çalışsanız bile birleşim yerlerindeki izleri yok edemezsiniz…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Camdan yapılmış cam bebek kendisini göstermek istediğinde gözünüzün önünde belirir, başınızı hangi yöne çevirirseniz çevirin onu görür, onun varlığını duyumsarsınız, lakin görünmek istemediğinde tamamıyla şeffaflaşarak gözlerinizin önünden kayıp gider, nereye gittiğini bilemezsiniz, arasanız da bulamazsınız, bulsanız da yeniden yok olmayacağını garanti edemezsiniz…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebeğin yaşamının bir parçası haline dönebilmek her kula nasip olmaz, onu tanıyabilen oldukça şanslıdır, tanıyamayanlar da şansına küsmek zorundadır…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebek tek sevdiğim oyuncağımdır, on yedi yıldır sonu gelmeyen evlilik oyunumuzun en önemli oyuncusudur, birlikte oynadığımız oyunlar kitap sayfalarını doldurmaktadır, çoğu zaman birlikte gülmüşüzdür, bir o kadar da birlikte üzülmüşüzdür, yeri gelmiş sırt sırta vermişiz, yeri gelmiş karşı karşıya kalmışız, bazen kıskanmışız, bezen umursamamışız, bazen de öfke dolu günlerle haftalarımızı ya da aylarımızı tüketmişizdir…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebekle yaşamak nasıl bir ayrıcalıksa, bir o kadar da zordur; onun camdan bir bebek olduğunu asla unutmamalısınız, bazen unuttuğunuzda, bazen ipin ucunu kaçırdığınızda büyü bozulur, onun paramparça bir halde karşınızda bulursunuz, ne yapacağınızı bilemezsiniz, parçaları birleştirmek yıllarınızı alır, yeniden parçalanma olasılığına da hazır olmalısınız…&lt;br /&gt;Camdan yapılmış cam bebekle oyunumuzun nereye kadar süreceği bilinmez; belki bir gün paramparça bir halde bulduğum halde parçalarını bir araya getiremeyeceğim, belki bütünüyle şeffaflaşarak yok olup gidecek; ama kesin olan bir şey varsa, cam bebeğin yerini başka hiçbir oyuncu dolduramayacaktır… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1746914202135644315?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1746914202135644315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1746914202135644315&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1746914202135644315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1746914202135644315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/cam-bebek.html' title='Cam Bebek...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sw_64mLHtEI/AAAAAAAADgQ/74Nqug4iHC8/s72-c/K%C4%B1ymet+Foto.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2757252939333878205</id><published>2009-10-19T16:55:00.003+03:00</published><updated>2009-12-31T00:20:38.186+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>PEG...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Stxx1XwnjsI/AAAAAAAACTc/rFUwy0k9O0E/s1600-h/18.10.2009+Mengen.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394311615407951554" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Stxx1XwnjsI/AAAAAAAACTc/rFUwy0k9O0E/s400/18.10.2009+Mengen.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 240px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bugün…&lt;br /&gt;Kış ha geldi, ha gelecek…&lt;br /&gt;Son günlerde, haftalar ya da aylar gelip geçerken, birbirinden değerli birçok yılı gereksiz yere geride bırakmışım…&lt;br /&gt;Bu satırları yazdığım dakikalarda, kimselerin desteğini almadan, ne eşime, ne oğluma, ne dostlarıma, ne de düşmanlarıma sormaya gerek duymadan klavyenin tuşlarına dokunduğumu fark ettim…&lt;br /&gt;Bu günümün diğerlerinden daha kötü olma olasılığı bulunduğu ya da bu yılımın hayatımdaki en kötü yıl olabileceğini bildiğim halde, her an evimin, işimin ya da yaşadığım yerin değişmesi söz konusuyken, beklentiler ve sorumluluklarım peşimden koşuştururken, ben yazıyorum…&lt;br /&gt;Ne yazacağımı merak etmeye başladınız mı?&lt;br /&gt;Dolandırmadan söyleyeyim…&lt;br /&gt;Dün çoktandır yapmadığımız bir şeyi yaparak, geç yattığımız halde, sabahın erken saatlerinde uyanmaktan üşenmeyerek, Mengen ormanlarının arasındaki Şirin Pansiyon’a gitmek üzere yola çıktık. Eşimle ortak zevkimiz olan Eskişehir yolu üstündeki Kafes’ten çayımızı, kahvemizi ve lezzetli poğaçalarını alarak yola çıktığımızı belirtmeliyim. Yaklaşık 180 Km. gidecektik, bir o kadar yolu da geriye döneceğimizi hesaplarsak, zor bir günün bizi beklediği ortadaydı. İlk dakikalardan başlayarak otobanda 190 km hızla ilerleyerek arabamızı test ettim. Sonuç olumlu! Yolculuk çabuk bitmesi sonucu destekliyor! Bir gün önce pansiyona gelmiş olan değerli dostlarımız ve onların değerli iki dostu ormanın ortasındaki bir masada kahvaltı yapmaktaydı. Anında masaya dahil olduk; gerçek tereyağı, gerçek köy yumurtası, gerçek manzara, gerçek dostlar, gerçek sohbetler…&lt;br /&gt;Lafı dolandırmadan asıl konuya geleyim diyorum ama laf da dolanıp duruyor…&lt;br /&gt;Bir meme hastalıkları uzmanı ve bir de estetik cerrah olunca, sağlık üstüne yapılan konuşmanın devamı sağlıksız ilişkilere gelip dayandı. On beş-yirmi yıl önce yaşadıkları sorunlar, bugün bizim yaşadıklarımızın bire bir aynısı değil mi; sanki bize yaşamı öğretmek için ormanın ortasındaki kahvaltı masada toplanmışlar, anlatıyor da anlatıyorlardı. Ben de belli etmeden konuşmaların birçoğunu gizli belleğime depoluyordum…&lt;br /&gt;Asıl konuya geliyorum, az kaldı…&lt;br /&gt;Sonra ‘Kanlıca’ adıyla bilinen mantarı toplamak için doğa yürüyüşüne çıktık; kimi mantar topladı, kimi topluyormuş gibi yaptı, kimi sohbeti tercih etti; ben ise yürüyüş zamanını sabahtan beridir konuşulanları değerlendirerek fotoğraf çekmeyi tercih ettim…&lt;br /&gt;Asıl konuya gelince…&lt;br /&gt;Ha, hazır aklımdayken, biz Ankara’ya oldukça erken döndük; akşamımız ise Gölbaşı tarafındaki Şövalye Restoran’da aynı dostlardan ikisiyle yediğimiz keyifli bir akşam yemeğiyle sona erdi…&lt;br /&gt;Desem de…&lt;br /&gt;Dün geçe oldukça geç bir saatte yattım, bir uyuyup, bir uyandım, şu an birkaç saatlik uykuyla, bir bilgisayarın ekranı önünde tuşlara tek tek dokunurken ‘Pozitif Enerji Günleri’ programını başlatma kararını almış bulunmaktayım; başlangıç zamanı belli, umarım son kullanım tarihi ölene kadardır…&lt;br /&gt;Bu kararımı uyku sersemliğime verebilirsiniz…&lt;br /&gt;Ya da doğrudan doğruya sersemlik olarak değerlendirebilirsiniz…&lt;br /&gt;PEG…&lt;br /&gt;Pozitif Enerji Günleri…&lt;br /&gt;Bu program hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak istiyorsanız beni takip edin…&lt;br /&gt;PEG iyi…&lt;br /&gt;PEG doğru…&lt;br /&gt;PEG güzel…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2757252939333878205?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2757252939333878205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2757252939333878205&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2757252939333878205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2757252939333878205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/peg.html' title='PEG...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Stxx1XwnjsI/AAAAAAAACTc/rFUwy0k9O0E/s72-c/18.10.2009+Mengen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-1727574680982823928</id><published>2009-10-18T23:06:00.004+03:00</published><updated>2009-11-26T05:12:26.959+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAZEN'/><title type='text'>Gönül Kayması...</title><content type='html'>Bazen…&lt;br /&gt;İstesen de, istemesen de gönlün kayıverir…&lt;br /&gt;Nasıl olduğunu bilemeden kendini bambaşka bir boyutta buluverirsin; ben kimim, neredeyim, buralara nasıl geldim…&lt;br /&gt;Ne bir adım geri dönebilirsin, ne bir adım ileriye gidebilirsin; bir yol ağzındasındır; geriye baktığında geçmişin sıkıntılarından başka bir şey görünmemektedir, ilerisi ise çok daha belirsiz…&lt;br /&gt;İster istemez bir karar verme durumudur söz konuşu olan!&lt;br /&gt;Belki onunla yaşadığın aşk olmasaydı?&lt;br /&gt;Belki onunla evlenmeseydin?&lt;br /&gt;Belki çocuk olmasaydı?&lt;br /&gt;Belki de çocuk bu kadar büyümeseydi?&lt;br /&gt;Ya o ne olacak?&lt;br /&gt;Ya ben?&lt;br /&gt;Ya da biz?&lt;br /&gt;Yaşama yeniden başlamak çok mu geç gerçekten?&lt;br /&gt;Şu gönül kayması nereden çıktı başıma, durup, dururken…&lt;br /&gt;Belki de teğet geçecektir, bir şeyleri yıkıp, yok etmeden…&lt;br /&gt;Belki de…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-1727574680982823928?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/1727574680982823928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=1727574680982823928&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1727574680982823928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/1727574680982823928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/10/gonul-kaymas.html' title='Gönül Kayması...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4973555136587105534</id><published>2009-05-01T21:19:00.002+03:00</published><updated>2009-10-18T23:14:17.370+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Sınırlar…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SgHVDGiHBOI/AAAAAAAABv0/WHGKM3OC4tc/s1600-h/%C4%B0SV%C4%B0%C3%87RE.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332777683053380834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 304px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SgHVDGiHBOI/AAAAAAAABv0/WHGKM3OC4tc/s400/%C4%B0SV%C4%B0%C3%87RE.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İsviçre’nin kuzeyindeki Basel’e yolum düşmüştü…&lt;br /&gt;Bu şehir Almaya ile Fransa’ya sınır komşusudur. Hava yoluyla Basel’e ulaşmaya çalıştığınızda, üç ülkenin ortak kullandığı havaalanına indirilir, pasaport işlemleri sonrasında İsviçre çıkışına yönlendirilirsiniz. Ren Nehri şehrin ortasından akmaktadır. Birçok Avrupa kentinde olduğu gibi tarihi binaların bozulmamış dokusu geçmişin ve bugünün iç içe yaşamasını sağlamaktadır.&lt;br /&gt;Tarihi binaların sıralandığı daracık sokaklarda ya da geniş kaldırımlarda yürüyün, bir meydanda ansızın karşınıza çıkan katedralden etkileneceğinize eminim, Ren Nehri’nin üstüne kurulmuş bin yıllık köprüden geçerken yüzlerce yıllık insanlık tarihinin peşinizde dolaştığı izlenimine kapılacaksınız.&lt;br /&gt;Ren Nehri’nin kenarında köpeğini dolaştıran bir kadına ister istemez takılmak zorunda kaldım. Orta yaşlı kadının yüzünde fazlasıyla huzur vardı. Bütün sakinliğiyle çimlerin kenarında yürüyen köpeğine eşlik etmekteydi. Bir süre aynı yöne doğru ilerledik. Her an yaramazlık yapacağını düşündüğüm köpeğin de sahibi kadar huzurlu olması şaşırtıcıydı. Yalnızca huzurlu olanlar onlar değildi; yanımızdan geçenler, karşımızdan gelenler, babasından dondurma almasını isteyen küçük bir çocuk, eşofmanlarıyla koşmakta olan bir genç kız, bir kadın ve erkek polis, tekerlekli sandalyede ömrünün son yıllarını tamamlamaya çalışan çok ama çok yaşlı bir adam…&lt;br /&gt;Huzur dolu insanların arasında nedenini bilemediğim bir huzursuzluğa kapıldığımı itiraf etmeliyim…&lt;br /&gt;Ren Nehri’nin üstüne kurulmuş teknolojik bir salın yardımıyla Almanya tarafına geçerken, orta yaşlı kadın ile köpeği İsviçre sınırlarında kalmıştı. Bir süre Almanya topraklarında yürüdükten sonra kendimi Fransa’da dolaşırken buldum. Pasaport kontrolü yapan olmadı! Vize soran yok! Kim olduğum kimselerin umurunda değildi! Nerede dikenli teller? Hani mayın tarlaları? Ağır silahlarıyla sınırların güvenliğini sağlayan askerler nereye gizlenmişti? Bir süredir yürüdüğüm, yürüdüğümden daha fazla düşündüğüm için acıkmış olmalıydım. Ayaklarım tarafından Ren Nehri’nin üstündeki bir restorana sürükleniyordum. Üç devleti aynı anda görebildiğim bir restoranda İtalyan şarabı içerek öğle yemeği yedim.&lt;br /&gt;Rüya gibiydi…&lt;br /&gt;İtalyan şarabının sonuna doğru hayaller dünyasında dolanmaya başlamıştım: Türkiye’deki bir sınır bölgesinin mayınları arasından çekirge gibi zıplayarak Suriye tarafına geçtiğimi, şanslı bir günümde olduğumdan peşimdeki Suriye askerlerinin attıkları kurşunların isabet etmediğini, onların elinden kurtulabilmek için ecel terleri dökerek İran tarafına geçmek zorunda kaldığımı, kelime-i şahadet getirerek İran topraklarında kaçmaca kovalamaca oynadığımı, dağlar tepeler aşarak yeniden Türkiye’ye geri döndüğümü, dağlarda yaşadıklarımın ise ‘ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim’ dedirtecek kadar çileli olduğunu…&lt;br /&gt;Gerçek gibiydi…&lt;br /&gt;Yemekten sonra yeniden yorulana kadar yürümüş, bu yürüyüş sırasında memleketimin sınır komşularını aklımdan çıkarmaya çalışmış, İsviçre tarafında kalan bir meydanda kahvelerini yudumlayan insanların arasına karışmıştım. Tadını damakta bırakan bir İtalyan kahvesini yudumlarken meydandaki huzurun tadını çıkarmaktaydım: Geçip giden arabalar, tramvaylar, bisikletliler, köpeklerini dolaştıranlar, birbirleriyle şakalaşan gençler, küçük adımlarla yürümekte olan yaşlılar, selam vermekten ya da gülümsemekten çekinmeyen bir insan topluluğu…&lt;br /&gt;O meydandaki kalabalığın arasında yalnız olduğumu duyumsuyordum. Huzur dolu insanların arasındaki huzursuzluğumun yeniden depreştiği sırada İsa’nın dünyaya dönüşüne tanık olmak kadar şaşırtıcı bir mucizeyle karşılaştım. İlk olarak yeryüzüne düşen bir yıldırım gibi mucizenin sesini işittik. Karadeniz yöresinin insanın içini kıpır kıpır eden müziğine hazırlıksız yakalamıştık! Ne olduğunu anlayamayan kalabalık etrafına bakınmaktaydı. Hemen ardından kırmızı spor arabasıyla meydana yaklaşan gencin görüntüsü belirdi; iki kapılı arabasının camlarını sonuna kadar açmış olan gencin siyah bir deri mont vardı, her iki camdan fışkıran dev ses dalgaları meydanda yankılanmakta, tıraşsız genç müziğin ritmine göre başını ileri geri sallamaktaydı.&lt;br /&gt;Ne kadar bildik!&lt;br /&gt;Ne kadar bizden!&lt;br /&gt;İki kapılı spor arabadan önce gelip, ondan sonra uzaklaşan oyun havasının tınıları meydanı boşaltınca mucize sona erdi. Az önceki huzurlu ortama geri dönülmüştü. Ben İtalya kahvesinin son yudumunu alırken, ister istemez dilime pelesenk olan müziği içimden tekrarlıyor, parmaklarımı müziğin ritmine uygun olarak masada tıkırdatıyor ve gizliden gizliye gülümsüyordum…&lt;br /&gt;Ne rüya, ne de gerçek gibiydi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4973555136587105534?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4973555136587105534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4973555136587105534&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4973555136587105534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4973555136587105534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/05/snrlar-isvicrenin-kuzeyindeki-basele.html' title='Sınırlar…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SgHVDGiHBOI/AAAAAAAABv0/WHGKM3OC4tc/s72-c/%C4%B0SV%C4%B0%C3%87RE.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-2766481013018000702</id><published>2009-04-01T21:22:00.004+03:00</published><updated>2009-10-18T23:17:37.110+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Uzun ince bir teldeyim…</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SfxIJAPGPwI/AAAAAAAABt4/HuSjr4yRVgU/s1600-h/K%C3%96PEK+VE+KAR.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331215378419171074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SfxIJAPGPwI/AAAAAAAABt4/HuSjr4yRVgU/s400/K%C3%96PEK+VE+KAR.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SeDkBg432cI/AAAAAAAABqA/722ypg-HBf8/s1600-h/K%C3%96PEK+VE+KAR.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SeDhaHeuAbI/AAAAAAAABp4/BFjUGrwgx3M/s1600-h/K%C3%96PEK+VE+KAR.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Aşağıya bakıyorum…&lt;br /&gt;Geniş bir otobanın trafiği bütün yoğunluğuyla akmakta…&lt;br /&gt;Çok yukarılarda olduğumdan otobanın kaç şeritli olduğunu seçemiyorum; garipsenecek tarafı ise herkes gidiş yolunda ilerliyor; karşı taraftan gelen yok…&lt;br /&gt;Bu kadar yukarılarda işim ne?&lt;br /&gt;Bu soruyu sorduğum sırada otobanın üstüne gerilmiş incecik bir telin üstünde olduğumun farkına varıyorum. Bu fark ediş dengemi bozuyor, sağa sola yalpalıyorum, hızla ilerleyen araçların arasına yüzlerce metre yükseklikten düşmek an meselesi, ‘Düştüm, düşüyorum!’ derken dengemi sağlamayı başarıyorum…&lt;br /&gt;Ne kadar zamandır bu telin üzerindeyim?&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksız otobanın üstüne gerilmiş olan telin başlangıç noktasını görebilme umuduyla geriye dönüyorum. Bir noktadan sonrasını görmek olanaksız! Öteki ucunun da nereye varacağı belli değil! Korkakça attığım minik bir adımla ilerlemeye çalışıyorum. Çaresizlik içinde bir adım daha! Ucu bucağı olmayan telin üstünde ileriye doğru hareket etmenin korktuğum kadar zor olmadığı ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;Herkesin gittiği yöne doğru bir adım daha!&lt;br /&gt;Adımlar adımlara ekleniyor; gece oluyor; soğuk ve ayaz; güneş doğuyor; sıcak ve terletici; bir ara bulutların arasında kayboluyorum…&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksız otobanda yalnızca araçlar yok; onlardan çok daha fazla insan araçların arasında ilerlemeye çalışıyor; üç tekerlekli bisikletiyle ilerleyen küçük bir çocuk mesela; mesela doğurmak üzere olan hamile bir kadın; cep telefonundan küfürler savurduğu anlaşılan takım elbiseli bir adam; elindeki otomatik silahıyla etrafındakilere ateş eden bir manyak, arabası yolun kenarında su kaynatmış seksenli yaşlarda bir çift…&lt;br /&gt;Kalabalığın arasındaki neşeli bir insan topluluğu dikkatimi çekiyor; bir düğün alayı sanki; birilerinin tabancasını havaya doğrulttuğunu, arkası arkasına ateş ettiğini görüyorum… Görmüyorum aslında… Burnumun dibinden geçen kurşunlardan böyle bir durumun arasında kaldığımı anlıyorum…&lt;br /&gt;Akşamın karanlığındaki manzara çok daha başka; araçların ışıkları sonsuzluğa doğru uzanan yolu iyice belirginleştiriyor; sigaralardan çekilen her nefeste bir yıldız parlayıp sönüyor sanki; polis arabaları ve ambulansların ışıkları siyah beyaz gecenin rengine canlılık katıyor…&lt;br /&gt;Kendi kendime yalnızlık nakaratlarını tekrarladığım günlerin birinde, yeni bir günün doğduğu ya da doğmak üzere olduğu bir zamanda, bir tanıdığımın yeryüzüne doğru savruluşuna tanık oluyorum. Paraşütü açılmayan bir zavallının çaresizliğiyle dokunabileceğim kadar yakınımdan geçip gidiyor. Son anını görmemek için başımı yukarıya çeviriyorum. Yukarısı belli belirsiz tellerle bir dolu; bir kısmı boş; bir kısmında tanıdıklarım var; yakın akrabalar, uzak akrabalar, arkadaşlar, komşular, dostlar, düşmanlar…&lt;br /&gt;En yakınımdakilerden birine sesleniyorum, duymuyor… Bir başkasıyla bakışlarımız kesiştiğinde el sallıyorum; el sallıyor; işaretlerle burada ne aradığını soruyorum; anlamıyor; ben de onu anlayamıyorum…&lt;br /&gt;Yukarıda benim için bir şeyler ifade edenler, aşağıda kim olduğunu bilmediğim bir güruh; bu insanların arasında bir yerde, incecik bir telin üstünde, her attığım adımda biraz daha ileriye…&lt;br /&gt;Çoğu zaman aşağıdakilere bakıyorum; bir itişme, bir kakışma, gülenler, ağlayanlar, kaçanlar, kovalayanlar, patlayan silahlar, ölenler, öldürenler, hiçbir şey olanlar, çok şey olanlar, bir şey olmaya çalışanlar, ne yaptığını bilemeyenler…&lt;br /&gt;Kimi zaman başımı yukarı çevirerek telin üstündekileri izliyorum; bazen birilerinden daha hızlıyım, bazen birilerinin gerisinde kalıyorum, ender olarak da yeryüzüne çakılan birilerine tanık oluyorum…&lt;br /&gt;Ya benim sıram ne zaman gelecek?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-2766481013018000702?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/2766481013018000702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=2766481013018000702&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2766481013018000702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/2766481013018000702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/04/uzun-ince-bir-teldeyim.html' title='Uzun ince bir teldeyim…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/SfxIJAPGPwI/AAAAAAAABt4/HuSjr4yRVgU/s72-c/K%C3%96PEK+VE+KAR.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7183524008178861789</id><published>2009-04-01T00:40:00.002+03:00</published><updated>2009-10-18T23:16:57.110+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Dünyayı algılamak…</title><content type='html'>Bu seçimin sonuçları hakkındaki izlenimlerimi nasıl dile getireceğimi düşünürken, karşıma çıkan bir tanıdığın yüzünden kendimi bambaşka bir dünyada buluverdim; hem çok bildik bir dünyada dolaşıyorduk, hem de bir o kadar uzaktı sözünü ettikleri…&lt;br /&gt;“Dolar kaç lira oldu?” diye basit bir soru cümlesinin karşılığında döviz kurlarının hızla yükselmesinin nedenlerini anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi Amerikan ekonomisi kötüleştiği halde doların Türkiye’deki engellenemeyen yükselişi sürüyor. Düz bir mantıkla bakıldığında doların yerlerde sürünmesi gerekir. Karşımdaki kişinin tatmin edici açıklamalar yapacağını umarak dinliyorum.&lt;br /&gt;En başından lafın ucunu Amerika’nın çöken ekonomisinde yaşanan krizin ayrıntılarına dayadı, devamında Amerika’nın ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ne, hemen arkasından Amerika’nın Türkiye’yi parçalamak için giriştiği eylem planına, Irak sorununa, Afganistan sorununa…&lt;br /&gt;Oralara kadar neden uzandık ki?&lt;br /&gt;Karşımdaki kişinin Amerika’ya sempatisinin olmadığı belli, benim de yok; dinlemeye devam…&lt;br /&gt;Afganistan işgalinin küresel dengeleri bozduğunu anlatırken, nasıl bir geçişle Türkiye’nin cari açığına geçtiğimizi bilmiyorum ama kendimi ithalat ve ihracat rejimiyle ilgili uzun bir anlatımın içinde buldum. İthalat ile ihracat arasındaki makasın fazla açık olduğundan dolayı cari açığın kapanamayacağını, ithalatın kısılması gerektiğini, Türkiye’deki hammaddelerin kullanılarak ihracat yapılmasının zorunlu olduğunu, bunun için yapısal değişikliklerin gerektiği, üretim olmadan tüketmenin memleketimize faturasının yüksek olacağını…&lt;br /&gt;Hızla yükselen döviz kurlarına döneceğini sanıyordum…&lt;br /&gt;Yanılmışım…&lt;br /&gt;Türkiye ile Fransa’nın dış politikasını konuşmaya başlamışız farkında olmadan; Fransa’nın cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ilk karısından boşanmasının doğru olmadığı, yine de ikinci karısı Carla Bruni’nin çok güzel olduğu, Fransa’daki araba yakma olaylarının dünyayı yeni bir dönemin eşiğine getirdiği, Zinedine Zidane’ın İtalyan futbolcu Marco Materazzi’ye kafa atmasının da bu olaylarla doğrudan doğruya ilgili olduğunu…&lt;br /&gt;“O maçta Zidane’nın yaptığı da…” diye araya girmeye çalışıyorum ama cümlemin sonunu getiremeden Zidane’nın kafası çok gerilerde kalıyor.&lt;br /&gt;İtalyanların futbolu bizim kadar sevdiğini, onların liginde büyük şikelerin döndüğünü, İtalyan mafyasının hala çökertilemediğini, zaten medya patronunun başbakan olduğu bir ülkede daha fazla bir şeyin beklenemeyeceğini…&lt;br /&gt;“Silvio Berlusconi dönemi geride kaldı…”&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;Geride kalan onun Silvio Berlusconi hakkında söyledikleriymiş. Şu an gelişmiş ülkelerin Afrika’daki sömürgeleri hakkında konuşmaktaymışız; Somali açıklarında kaçırılan gemilerden, Afrika’daki iç savaşlardan, açlıklardan, diktatörlerden, hatta bir dönemler insan eti yediği söylenen eski Uganda devlet başkanı İdi Amin’den…&lt;br /&gt;Anlatılanlarla ilgili söylemek istediğim onlarca söz var. Araya girebilmek için bir nefes boşluğu bekliyorum. O ise dur durak bilmeden karşıma geçmiş konuşuyor; lafın sonu bir türlü gelmiyor; nefes bile almıyor sanki…&lt;br /&gt;Sanki beni konuşturmamaya yeminli…&lt;br /&gt;Hiç duymadığım şeyleri anlatıyormuş havasında ama onun okuduğu gazeteleri ben de okudum, aynı televizyon kanallarını ben de izledim, ona gelene kadar benzer konuları başkalarıyla defalarca konuştum…&lt;br /&gt;Birileri ‘Susma! Sustukça sıra sana gelecek!’demişçesine, yangından mal kaçırırcasına, ondan önce susanın gırtlağına birileri çökmüşçesine…&lt;br /&gt;Tamam!&lt;br /&gt;Susma!&lt;br /&gt;Doğru bildiğin yolda konuşmaktan çekinme!&lt;br /&gt;Yine de söyleyeceklerini söylemeden önce bir dur; biraz düşün; gereksiz konuşma kirliliğine neden olmamaya özen göster…&lt;br /&gt;Söz kalabalığı arasında dünyayı nasıl algıladığımızı başkalarına anlatırken çok becerikliyiz; ama dünyayı gerçekten algılayabildiğimizden kuşkuluyum…&lt;br /&gt;Algılamaya niyetli miyiz?&lt;br /&gt;O da soru işareti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOCAELİ DEMOKRAT GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7183524008178861789?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7183524008178861789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7183524008178861789&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7183524008178861789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7183524008178861789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/04/dunyay-alglamak.html' title='Dünyayı algılamak…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-4350220382978554504</id><published>2009-03-11T17:04:00.002+02:00</published><updated>2009-10-28T18:43:12.654+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Bir saniye...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bir saniye…&lt;br /&gt;Hep öyle olur ya…&lt;br /&gt;“Bir saniye!” dersiniz, sonrada karşınızdaki kişinin dakikalarını alıp götürürsünüz; oysa bir saniyelik zaman dilimi ilk anda tükenmiştir… &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Suh0PUaoY1I/AAAAAAAADZc/gmmjr2VMpSU/s1600-h/Saniye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397691959930807122" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 124px; CURSOR: hand; HEIGHT: 93px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Suh0PUaoY1I/AAAAAAAADZc/gmmjr2VMpSU/s400/Saniye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben de “Bir saniye!” diyerek dikkatinizi hızla tükettiğimiz saniyelere yoğunlaştırmanızı istiyorum: İlk satırdaki başlığı okumanızın maliyeti yaklaşık olarak bir saniye; o satırı yazıyla yazmaya çalışsaydınız çok daha fazla saniyeye gereksinim duyacaktınız. Bir de kendinizi benim yerime koyarak, ‘Bu yazının başlığı ne olsun?’ diye düşünürken aklımdan dolananları anlamaya çalışın; doğrudan doğruya konuyu anlatabilecek bir başlık bulmalıyım, ama birkaç kelimeyi geçmemeli, aynı zamanda yazımı okumaya niyetli olanların dikkatini çekmeli, hem vurucu olmalı, hem de ucuz bir slogana dönüşmemeli…&lt;br /&gt;Bir saniyeyi satırlara dökmeye çabalarken uçup giden dakikalar…&lt;br /&gt;Daha yazılacak yüzlerce kelime olduğu halde bir saniyeden öteye gidememenin çaresizliği…&lt;br /&gt;Yaşamda bizlere verilmiş olan bir saniyelerin bolluğuna bakarak ‘Feda olsun senin gibi bir yazıya binlerce saniye!’ diyerek birbiri ardına eklenen saniyeleri hovardaca harcamalı mıyız?&lt;br /&gt;Bir saniye!&lt;br /&gt;Bir saniye lütfen!&lt;br /&gt;Burada bir günün ‘seksenaltıbindörtyüz’de birinden söz ediyoruz…&lt;br /&gt;Bir yılın ‘otuzbirmilyonbeşyüzotuzaltıbin’inde birinden…&lt;br /&gt;Bir yüzyılın ‘üçmilyaryüzelliüçmilyonaltıyüzbin’de birinden…&lt;br /&gt;Az mı?&lt;br /&gt;Çok mu?&lt;br /&gt;Bir saniye için bu kadar kafa yormaya değmez mi?&lt;br /&gt;Bir buçuk milyar saniyeyi kapsayan yaşamım gözlerimin önünden akıp geçerken, küçücük bir zaman dilimini anlatacak başlık dakikalarımı tüketiyor…&lt;br /&gt;Her şey nasıl da görece…&lt;br /&gt;Bir saniyenin hesabını yapıyor olmak içimi yaralıyor; zaman fakiri olmuşum farkına varmadan…&lt;br /&gt;Yaş ilerledikçe cimrileşmişim…&lt;br /&gt;Bencilleşmişim…&lt;br /&gt;Yıl 1980...&lt;br /&gt;O sıkıntılı yaz…&lt;br /&gt;İlk beş yüz milyar saniyesi geride bırakılmış bir yaşam…&lt;br /&gt;Deniz kıyısında uzanmış memleket meselelerinin dolu dolu aktarıldığı gazetelerden birini okumaktaydım; ötedeki beridekini öldürmüş, berideki de diğerleri tarafından öldürülmüş; birileri ölene, birileri öldürenin yakalandığına üzülüyor…&lt;br /&gt;Ölenin bundan sonrasında hovardaca tüketebileceği bir saniye bile yok artık!&lt;br /&gt;Öldüren için karanlık sorgu odalarında bir türlü saniyeler tükenmek bilmiyor; gün geçmiyor, saatler akıp gitmiyor, dakikalar bir milim yerinden kıpırdamıyor ki; bir saniye bile acıya katlanmak ne kadar korkunç!&lt;br /&gt;Güneşin en tepeden olduğu saatlerde ölüm ilanlarına kadar gazeteyi okumuş, saatin kaç oluğuna defalarca bakmış, defalarca denize girip çıkmış, en sonunda akıp gitmeyen zamana teslim olarak, ‘Bu yaşam benim için hiçbir zaman bitmeyecek!’ sonucuna ulaşılmıştım…&lt;br /&gt;Kendi ritminde akıp giden zamanın bana ayak uydurmak gibi bir derdinin olmadığını kavrayabilmek yıllarımı aldı. O günlerde sonsuz gibi görünen gelecek vardı. Bu gün ise kısa bir zaman dilimine sığdırılabilecek bir geçmişten söz ediyorum.&lt;br /&gt;Buraya kadar gelebildiyseniz, bu yazının size maliyetinin yaklaşık üç yüz ya da dört yüz saniye olduğunu anımsatmak isterim. İlk başlığı gördüğünüzde başınızı çevirip geçebilseydiniz, bir saniyenizi bırakarak kurtulabilirdiniz; ama artık çok geç…&lt;br /&gt;Umarım bıraktıklarınız, aldıklarınıza değer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOCAELİ DEMOKRAT GAZETESİ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-4350220382978554504?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/4350220382978554504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=4350220382978554504&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4350220382978554504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/4350220382978554504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/03/bir-saniye.html' title='Bir saniye...'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Suh0PUaoY1I/AAAAAAAADZc/gmmjr2VMpSU/s72-c/Saniye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-8519366859507723681</id><published>2009-03-04T10:20:00.002+02:00</published><updated>2009-10-18T23:18:42.765+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>Bir baba ve bir kız…</title><content type='html'>Kız iki yaşında, belki üç ama kesinlikle dört değil.&lt;br /&gt;Teni beyaz.&lt;br /&gt;Bukle bukle sarı saçları.&lt;br /&gt;Uzaklarında olduğum için gözlerinin rengini görmüyorum ama büyük bir olasılıkla mavi, belki de çakır ya da kahverengi…&lt;br /&gt;Kısa boylu iri yarı bir baba; hem de esmer; yuvarlak bir yüzü ve geniş bir boynu; gözünde siyah bir gözlük ve başında özelliksiz bir şapka…&lt;br /&gt;Sabahın erken saatlerinde baba ve kızıyla birlikte elele yolun kenarında yürümekteler…&lt;br /&gt;Kızın boyu oldukça kısa olduğundan kolunu fazlaca yukarı kaldırmış. Durumundan şikâyetçi değil gibi; belki de kendini bildi bileli kolunu yukarı doğru kaldırarak babasına ulaşmayı kanıksamış; hatta önceleri ufak tefek mızmızlık yaparken, her geçen gün boyu uzadığı için farkında bile olmadığı sorun gün geçtikçe yok oluyordur…&lt;br /&gt;Küçük kızın adımları ufacık; yaşına göre normal gibi görünse de normalinden daha ufak ve yavaş...&lt;br /&gt;Adımlarını kızına göre ayarlayan babanın elinde şeffaf bir poşet; poşetin içinde ekmek, sigara, peynir ya da zeytin olduğunu sandığım küçük bir paket…&lt;br /&gt;Baba poşeti sağ elinde tutarken sol eliyle de küçük kızının yumuşacık parmaklarını tutuyor; yalnızca dokunuyor olsa da, küçücük parmaklar elinin içinde kaybolmuş…&lt;br /&gt;Hareket halindeki arabamdan izlediğim baba ve kız yürümesini sürdürüyor…&lt;br /&gt;Onların farkına vardığım zaman boyunca yürüdükleri mesafe dört ya da beş metre; yürüdükleri yolun uzunluğu ise kilometrelerce gibi sanki. Yakınlarda bakkal yok, varsa bile görünürlerde değil. Bu uzun bir süredir birlikte yürüdüklerinin göstergesi…&lt;br /&gt;Sevimli kız ve babasının oluşturduğu görüntü bir adım ilerilerindeki kaldırıma yaklaştıklarında farklı bir boyut kazandı. Küçük kız çok yüksek olmayan kaldırıma adımını atacağına duraksadı.&lt;br /&gt;Kaldırımdan yürümek istemediğini düşündüm.&lt;br /&gt;Çocuk bu!&lt;br /&gt;Her şeyden bir oyun çıkaracak!&lt;br /&gt;Küçücük ellerini tutan babasını sakince yolun kenarına doğru çekiştirdi. Bir oyun değil; hep yaptığı gibi bir şey…&lt;br /&gt;Bu sırada babasının elindeki baston dikkatimi çekti. Körlerin kullandığı beyaz ve ince metal çubuk! Bastonunu önündeki kaldırımın çıkıntısına dokunduran baba kızının yapmak istediğini anlayarak yolun kenarına yöneldi. Kaldırımın kenarına dokunan metalin sesini duyumsadım; kulaklarında değil, içimde bir yerde…&lt;br /&gt;Ben yanlarından geçip gittim, onlar ise yolun kenarından yürümeye devam ettiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOCAELİ DEMOKRAT GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-8519366859507723681?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/8519366859507723681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=8519366859507723681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8519366859507723681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/8519366859507723681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/03/bir-baba-ve-bir-kz.html' title='Bir baba ve bir kız…'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-99978066242283993</id><published>2009-03-01T17:25:00.004+02:00</published><updated>2009-10-18T23:19:24.188+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>KRAVAT</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0egTb23wI/AAAAAAAABls/XB19cx9S_vk/s1600-h/PENCERELER.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313436675688816386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 276px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0egTb23wI/AAAAAAAABls/XB19cx9S_vk/s400/PENCERELER.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir kravat...&lt;br /&gt;Rengarenk bilardo topları…&lt;br /&gt;Farklı sayılar…&lt;br /&gt;Bir hayli uzun bağlanmış kravatın üstünde açık mavi bir takım elbise, içinde beyaz bir gömlek; kravata misilleme yaparcasına ikisi de birbirinden yıpranmış…&lt;br /&gt;Lokantadan içeriye girdiğimde, ellili yaşların ortalarındaki kravatın sahibi, birbirine birleştirilmiş dört beş masanın altındaki ekmek kırıntılarını özenle paspaslamaktaydı. Beni görünce saygıyla kenara çekildi. Gülümsedi. Ben de gülümseyerek işine engel olmayacak bir masaya oturdum.&lt;br /&gt;“Hoş geldiniz,” dedi.&lt;br /&gt;“Hoş bulduk,” dedim.&lt;br /&gt;Bir garson servis açtı. Siparişimi aldı. Boş mekanda, boş gözlerle, bilardo toplarıyla dolu kravatın sahibini izlemeye başladım; seçeneksizlikten belki de…&lt;br /&gt;“Kaybedersen çok canın yanar, dedim ona…” dedi.&lt;br /&gt;Hiç neden yokken başlayan konuşmasının benimle ilgili olup olmadığını anlayamadım. Kendini masanın altındaki ekmek kırıntılarına kaptırmış olan güleç yüzlü adam benimle konuşmuyordu. İçeride başka müşteri olmadığından benim dışımda birisiyle konuşuyor olamazdı. Kafadan sakat birine de benzemiyordu…&lt;br /&gt;“Bu işler öyle kolay değil, adamın canı yanıyor, üzülürsün sonra, dedim…” dedi.&lt;br /&gt;Bir şeyler söylemem gerekiyormuş gibime geldi.&lt;br /&gt;“Kalabalık bir grup muydu?” gibisinden bir soruyu ağzımda yuvarladım.&lt;br /&gt;“İlk adaylığıymış,” dedi, gülümseyen yüzüyle bana doğru dönerek.&lt;br /&gt;Kravatındaki bilardo toplarına takılmamak olanaksız…&lt;br /&gt;Anladığımı ifade eden bir baş hareketiyle kendisine katıldığımı belirttim.&lt;br /&gt;“Ben gelmeden önce gittiler galiba…”&lt;br /&gt;Laf olsun diye söylediğim o kadar belli ki…&lt;br /&gt;“Yemeğe getirmiş bütün hepsini…”&lt;br /&gt;“Kalabalıkmışlar,” diye ilk sorduğum soruyu kendim yanıtladım.&lt;br /&gt;Ben rengarenk bilardo toplarının doldurduğu kravatı düşünürken, o da az önceki kalabalığın hikayesini anlatmaya başladı; iktidar partisinden belediyenin adayıymış, ilk adaylığıymış, onları yemeğe getirmiş, bu işler öyle göründüğü gibi değilmiş, kazanırsan iyiymiş ama kazanamayanların çok canı yanarmış, insan ne olduğunu anlayamadan güme gidermiş…&lt;br /&gt;“Bu işler zor işler,” diye lafının sonuna ekledim.&lt;br /&gt;Ekmek kırıntılarına hamle yapmak için masanın altına uzandığı sırada söylediğim söz fazlasıyla ilgisini çekti. Yeniden doğrularak yanıma yanaştı. Kravatındaki bilardo toplarını saymak istiyorum ama adamın yüzüne bakmak yerine kravatına odaklanmak yakışıksız olacaktı.&lt;br /&gt;“Biz de zamanında bu işlere girmiştik,” derken bir adım daha yaklaştı. “Her şeyimi siyaset uğruna kaybettim. Bu siyaset berbat bir şey, elinde avucunda ne varsa alıp götürüyor, yok ediyor insanı…”&lt;br /&gt;İnsan bilardo toplarıyla dolu bir kravatı neden boynunda dolaştırır ki?&lt;br /&gt;Güleç yüzlü adamı boynundaki kravatıyla, beyaz gömleğiyle, açık mavi takım elbisesiyle binlerce kişiye seslenirken düşünüyorum; ‘En büyük başkan, bizim başkan!’ sloganları, alkışlar, bağrışmalar, mikrofon cızırtıları arasında ‘Kravatına kurban olurum başkanım!’ diyen fanatik bir partili…&lt;br /&gt;“Yüzde doksan dokuzla kaybettim.”&lt;br /&gt;Ne demek yüzde doksan dokuzla kaybetmek?&lt;br /&gt;“Neresiydi?”&lt;br /&gt;“Çamlıhemşin.”&lt;br /&gt;“Trabzon’un değil mi?”&lt;br /&gt;“Rize… Rize’nin…” diyerek iyice yanıma yanaştı. “Elimdekilerin hepsini bir anda kaybediverdim. Şimdi buradayım…”&lt;br /&gt;Bilardo toplarının üstündeki rakamların çoğu dokuz; ya da bana öyle gelmekte…&lt;br /&gt;“Bu işler nasip,” dedim.&lt;br /&gt;Ne deseydim ki?&lt;br /&gt;“Her şeyin başı nasip,” dedi.&lt;br /&gt;“Öyle,” dedim.&lt;br /&gt;“Ben bu lokantanın yöneticisiyim,” dedi gülümseyen gözleriyle paspasına yaslanarak.&lt;br /&gt;Her şeyin başı nasip işte…&lt;br /&gt;Tek garsonlu lokantanın yöneticisi, rengarenk bilardo toplarıyla dolu kravatı, beyaz gömleği, açık mavi takım elbisesiyle kendi memleketinde belediye başkanlığı yapmak yerine, aynı kıyafetiyle, memleketin bambaşka bir köşesindeki kıytırık bir lokantanın yöneticiliğini yapıyor…&lt;br /&gt;Ben garsonun getirdiği yemeği yemek için başımı önüme eğdim. O da ekmek kırıntılarını temizlemek için paspasını masanın altına uzattı. Kırmızı kravatındaki rengarenk bilardo topları yere düşmek üzereydi…&lt;br /&gt;Nasip işte…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;SEYAHATNAME DERGİSİ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-99978066242283993?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/99978066242283993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=99978066242283993&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/99978066242283993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/99978066242283993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/03/kravat.html' title='KRAVAT'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0egTb23wI/AAAAAAAABls/XB19cx9S_vk/s72-c/PENCERELER.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8288456535740483883.post-7385052316248831762</id><published>2009-02-01T17:16:00.002+02:00</published><updated>2009-10-18T23:20:00.230+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEDYATİK YAZILAR'/><title type='text'>BABAM SAĞOLSUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0dK33R4OI/AAAAAAAABlk/amJw_SBuq_s/s1600-h/P1050059.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313435207998759138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0dK33R4OI/AAAAAAAABlk/amJw_SBuq_s/s400/P1050059.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;On binlerce araç…&lt;br /&gt;İçlerinden bir kamyon!&lt;br /&gt;Bir anda karşı karşıya kaldığım kamyonun önünde kocaman harflerle yazılı ‘BABAM SAĞOLSUN’ yazısı…&lt;br /&gt;Birkaç saniye öncesinde Avrupa standartlarına uymayan karayolundaki konvoyun arasındaydım. Trafik kurallarına uygun olarak sollama yapmıştım. Önce bir binek otomobili, sonrasında kamyoneti, üçüncü olarak da bir otobüsü geçmek üzereydim. Bu sırada hatalı solama yapan kamyonla karşı karşıya kaldım. Konvoydan çıktığım boşluğa dönmek için yavaşlayamazdım, sağımdaki araçların arasına sızmama da izin vermiyorlardı. Babasının yardımlarıyla kamyon sahibi olmuş hayırlı bir evlat tarafından ezilmek dışında seçeneğim kalmamıştı. O yaklaştıkça yaklaşıyor, korna çalıyor, selektör yapıyordu. Karşı selektörle karşılık vermeye çalışıyordum…&lt;br /&gt;Göz göre göre ölüme gidiyordum!&lt;br /&gt;Kimselerin umurunda değildim!&lt;br /&gt;Sonunda uzlaşmayı becerebildik; o yavaşlamaya çalışacak, ben ise hızlanacaktım; dört ya da beş saniye içinde otobüsü geçerek kendi şeridime ulaşabilirsem hayatta kalabilecektim. Gaza sonuna kadar bastığım halde arabanın hızında değişiklik olmadı…&lt;br /&gt;Böyle bir durumda ne yapardınız?&lt;br /&gt;Aynı şeyleri yapacağımızı sanmıyorum…&lt;br /&gt;Ben yaşamımın son dört saniyesine çaresizlik içinde ilerlerken, kamyonun önündeki yazıya takıldım: Konu apaçık ortadaydı. Baba çocuklarından birine kamyon alabilmesi için yardımda bulunuyor. Bu jestin altında ezilen evlat, şükran duygusuyla kamyonun ruhsatını babasının üstüne çıkarmak yerine kamyonunu tabelacının önüne çekiyor.&lt;br /&gt;‘Yaz,’ diyor. ‘Kamyonun en görünen yerine, en kocaman harflerle, en güzel yazınla…’&lt;br /&gt;Yaratılmak istenen sanat eseri yavaşça beliriyor; önce ‘B’ sonra ‘A’ derken, kamyonun önündeki kocaman ‘BABAM SAĞOLSUN’ yazısı tamamlanıyor…&lt;br /&gt;Allah her aileye onun gibi hayırlı evlatlar ihsan eylesin!&lt;br /&gt;Amin…&lt;br /&gt;Son üç saniyemde babasından başlık parası alanları düşündüm: Karşılığında bir şeyler yapmaları gerekmez miydi? Yoksa gelin almak kamyon almaktan daha mı önemsizdi? Evlilikte başlık, düğün, takı derken ortalarda önemli paralar dönüyordu. Kamyona gösterilen duyarlık, eş için de gösterilmeliydi. Göbeğinin üstüne ya da daha uygun bir yere ‘BABAM SAĞOLSUN’ yazılı bir dövme hiç fena durmazdı. Kamyonuna her binip inişte olduğu gibi eşine her sokuluşunda babasını anımsardı.&lt;br /&gt;Yaşasın aile içi ilişkiler!&lt;br /&gt;Son iki saniyede kamyon sahibi olmak için babasından yardım alamayanlar aklıma üşüştü: Günün birinde bir kamyonu olursa, babanın durumu vahim olacaktır. Yardım mağduru evlat ilk aklına geleni yazdırmak için kamyonunu tabelacının önüne çekecek.&lt;br /&gt;‘Yaz,’ diyecek. ‘Kamyonun en görünen yerine, en kocaman harflerle, en güzel yazınla…’&lt;br /&gt;Yaratılmak istenen sanat eseri yavaşça belirecek; önce ‘B’ sonra ‘A’ derken, kamyonun önündeki kocaman ‘BABAMA LANET OLSUN’ yazısı tamamlanacak…&lt;br /&gt;Bu güne kadar karşılaşmadık mı?&lt;br /&gt;O kadar acımasız olmasın diyenler kusuruma bakmasın!&lt;br /&gt;Son bir saniyeye gelindiğinde kamyon yazılarının arasından sıyrılamamıştım: Yazıdan bütün ailenin memnun olduğunu düşünelim. Bir gün peder bey öldüğünde ne olacak? Ya kamyonla cenazesini taşınacak olursa? Anlamını yitiren yazıyı görenler ne düşünecek? Yazıyı sildirsen, sildirdiğin yere ‘RUHU ŞADOLSUN’ diye yazdırsan, çok daha başka bir şey olacak.&lt;br /&gt;Ne yapsan iş değil…&lt;br /&gt;Son saniyede kimselerin ‘ruhu şad olsun’ demesine gerek kalmadan otobüsü geçtim. Kendi şeridime ulaştım. O anda yanımdan geçmekte olan ‘BABAM SAĞOLSUN’ yazılı kamyon şoförüne korna çalarak, cinsel içerikli el hareketleri yaparak ve küfürler yağdırarak kalan zamanı tamamladım.&lt;br /&gt;Bir kamyon yazısıyla uğraşması ne kadar da zormuş…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SEYAHATNAME DERGİSİ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8288456535740483883-7385052316248831762?l=akadirb.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akadirb.blogspot.com/feeds/7385052316248831762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8288456535740483883&amp;postID=7385052316248831762&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7385052316248831762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8288456535740483883/posts/default/7385052316248831762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akadirb.blogspot.com/2009/01/babam-sagolsun.html' title='BABAM SAĞOLSUN'/><author><name>dipsiz kuyu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07124442889578856731</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/TGleDtyg0sI/AAAAAAAAEAQ/PTb7eNafaRA/S220/A.Kadir+B.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QMIGf9VzbOA/Sb0dK33R4OI/AAAAAAAABlk/amJw_SBuq_s/s72-c/P1050059.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
